KARARA İLİŞKİN EDİTORYAL AÇIKLAMA
Kararın konusu ve hukuki mesele
Aynı birleşen davada markanın ayırt ediciliği nedeniyle hükümsüzlük ile belirli hizmetlerde ciddi kullanılmaması nedeniyle iptalin ayrılması.
Eğitim alanındaki işaretlere ilişkin asıl tecavüz davasıyla birleşen hükümsüzlük ve kullanılmama talepleri birlikte incelenmiştir. İstinaf mahkemesi karma markanın ayırt ediciliğini kabul ederek hükümsüzlük talebini reddetmiş; bazı hizmetlerde kullanım ispatlanamadığı için kısmi iptali korumuştur. Eğitim ve yayıncılıktaki yoğun kullanım diğer tüm hizmetlere otomatik yayılmamıştır. Asıl tecavüz davasının reddi de sürmüştür. Daire bu sonucu onamıştır. Böylece hükümsüzlük, hizmet bazında kullanılmama ve karıştırılma değerlendirmeleri ayrı hukuki gerekçelerle sonuçlandırılmış; ilk mahkemenin kısmi hükümsüzlük sonucu nihai karar olarak aktarılmamıştır.
Kararın sonucu
Asıl tecavüz davasının ve hükümsüzlük talebinin reddi, kullanılmama iptalinin kısmen kabulü şeklindeki istinaf kararı onanmıştır.
RESMÎ KARAR METNİ
Kararın tam metni
Açık kalan marka tescil numarası yayımlanan metinde gizlenmiştir; özgün resmî kaynak hash izleri korunmuştur. Mahkemedeki eski iptal dosyası, güncel yeni başvurular için yetkili merci gösterimi olarak sunulmamıştır. Hükümsüzlük ve iptal sonuçları karıştırılmamıştır.
11. Hukuk Dairesi 2025/7107 E. , 2026/4362 K.
"İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1500 Esas, 2025/1592 Karar HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl Davanın Reddi, Birleşen Davanın Kısmen Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/319 E., 2022/464 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin temsilcisi adına .... sınıfta tescilli olup 01.01.2014 tarihli inhisari lisans sözleşmesi ile müvekkiline devredilen 2009/... sayılı "..." ibareli markanın uzun yıllardır eğitim öğrenim alanında kesintisiz olarak kullandığını, davalının “...’ın ...” isimli kitapları, internet ortamı dahil piyasaya arzının müvekkilinin marka haklarına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek davalının müvekkilinin marka hakkına tecavüzünün men'ine, davalı aleyhine maddi ve manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen davanın dilekçesinde, 2009/... "..." ibareli markanın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 5/1-(b), (c), (d) ve (f) hükümlerine aykırı ve kötüniyetli bir tescil olduğunu, markanın tescilli olduğu hizmetlerde gerekli zaman aralığında ciddi bir biçimde kullanmadığını, ibarenin davalının kullanımlarından çok önce halka mal olduğunu ileri sürerek 2009/[…] sayılı markanın kapsamına giren tüm hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve kullanılmama nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde, müvekkilinin “...’ın ...” eser adını kullanmasının davacının tescilli markasından doğan hakları ihlal etmediğini, bu ürünlerin ilim-edebiyat eseri olduğunu, ürünlerde markasal kullanımın sadece “...” şeklinde gerçekleştiğini, eser adı olarak “...’ın ...” ibaresinin kullanılmasının markasal niteliğinin bulunmadığını, “...” kelime öbeğinin eserin içeriği bakımından tanımlayıcı, ürünün kapsamının niteliğini belirten bir tamlama olduğunu, ilgili sektörde dava dışı pek çok aktör tarafından yılllardır kullanıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, dava konusu markanın müvekkilinin faaliyetleri neticesinde ayırt edici hale geldiğini ve mutlak ret nedenleri gerekçesiyle hükümsüzlüğünün talep edilemeyeceğini, “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt edici niteliği haiz olduğunu, kötüniyetli bir tescilden söz edilemeyeceğini, dava konusu markanın yoğun ve ciddi bir biçimde kullanıldığını savunarak birleşen davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davaya ilişkin olarak; davalının “...’ın ...” eser adını haiz ürünlerinin satışa arzı sırasında bu ibarenin markasal hüviyette de kullanılmış olduğu, davacı markası ile davalının markasal kullanımına konu işaretleri oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı, markaların ayniyetinden söz edilemeyeceği, davacı tescili ile davalı kullanımlarının "eğitim ve öğretim hizmetleri"ne ilişkin olduğu, davacı markasının kapsadığı hizmetler yönünden ilgili olduğu mal ve hizmetleri tanımlar, cins, vasıf, çeşit, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirtir niteliğe sahip olması nedeniyle ayırt edicilik gücünün çok düşük olduğu, davacı markasının "..." unsurlarından oluştuğu, davalı kullanımlarının "...'ın ..." ibaresi ile şekil, renk ve diğer kelime öbeklerinden oluştuğu, davalı kullanımında markasal hüviyette tek başına ayırt ediciliği olan baskın unsurun "...'ın ..." ibaresi olduğu, davacı markası ile davalının markasal kullanımı karşılaştırıldığında aralarında davalı kullanımlarındaki "...'ın" ibaresi sebebi ile belirli ölçüde görsel, işitsel ve anlamsal farklılaştığı, işaretler arasında benzerlik benzerlik olsa dahi davacı markasının ayırt edicilik seviyesinin düşük olması ve kullanım sonucu ayırt edicilik kazanmaması sebebi ile marka sahibinin markası üzerindeki asgari düzeydeki değişikliklere tahammül etmesi gerektiği, davalı kullanımlarındaki "...'ın ibaresi sebebi ile markaya yeterli ölçüde ayırt edicilik kazandırıldığından işaretler arasında karıştırma ihtimalinin bulunmadığı, sonuç itibarı ile davacının tescilli markası ile davalı kullanımları arasında iltibas tehlikesinin /karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, SMK'nın 29. maddesinde belirtilen marka hakkına tecavüz şartlarının oluşmadığı; birleşen davaya gelince; dava konusu 2009/... "..."den oluşan karma markanın soyut ayırt edici nitelği bulunmadığı gibi tescili kapsamına giren hizmetler yönünden somut ayırt ediciliği de haiz olmadığı ve kapsamına giren hizmetlerin türünü ve amacını doğrudan tanımlayıcı olduğu, somut olayda SMK'nın 5/1-(d) hükmündeki mutlak red sebeplerinin ve 5/1-(f) hükmündeki halkı yanıltacak niteliğinin bulunmadığı, dava dosyasına sunulu delillerden, davalı şahsın, temsilcisi olduğu aslı davada davacı şirkete usulüne uygun olarak tanıdığı inhisari lisans kapsamında şirketin ana faaliyet alanı olan eğitim, öğretim ve yayıncılık sektöründe/işinde dava konusu tanıtma vasıtasını markasal hüviyette uzun yıllardır yoğun bir biçimde kullandığı, bu işaretin markasal anlamda tanıtımı ve yaygınlaşması için ciddi girişimlerde bulunduğu, markanın ilgili sektördeki alıcılar/tüketiciler nezdinde davacı firma ile özdeşleştiği ve ayırt edici niteliği haiz hale geldiği, bu yaygınlaşmanın da geniş bir coğrafyayı kapsadığı, davacı kullanımının “mutad bir marka kullanımı”ndan fazla olduğu ve “...” tamlamasının davacı ile özdeş hale geldiği, hitap ettiği tüketiciler/alıcılar nezdinde bu tamlamanın davacıya/davacının ürünlerine ve hizmetlerine ait olduğunun bilindiğini tevsik ettiği, dolayısıyla davacının marka olarak tescil ettirdiği işaretinin; “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri” bakımından kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını ve bu tamlamaya, söz konusu hizmetler özelinde, markasal anlamda hukuken korunması gereken ekonomik bir değerin davacı tarafından kazandırıldığını yeterince ispatlar nitelikte olduğu, ancak aynı hususun, marka kapsamında yer alan “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri” açısından söylenemeyeceği, davalının, bu hizmetlerde dava konusu işareti markasal hüviyette kullandığına dair dosyaya delil sunamadığı, söz konusu işaretin bu hizmetler açısından da “kullanım sonucu ayırt edicilik” kazandığından bahsedilemeyeceğinden sayılı hizmetler açısından hükümsüzlük şartının gerçekleştiği, davacının kullanmama nedeniyle iptal talebine gelince, davalının 2009/... sayılı markasının kullanım hakkının ve yetkisini, 01.01.2014 tarihinden muteber olmak üzere münhasıran asıl davada davacı şirkete devretmiş olduğundan markasal kullanımların bu şirket tarafından gerçekleştirilmiş olmasının hukuka uygun olduğu, davalının dosyaya sunduğu delillerden davalının markasını “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b. yayımlama hizmetleri”nde, Türkiye sınırları içerisinde, birleşen dava tarihinden önceki 5 yıl da dahil olmak üzere uzun yıllardır yoğun, ciddi ve tesciline uygun bir biçimde kullandığının anlaşıldığı, bu sebeple birleşen davaya konu markanın, sadece, emtia listesinde yer alan ve kullanımı ispat edilemeyen “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri” yönünden kullanmama nedeniyle kısmen ispat edilebileceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2009/... sayılı markanın 41. sınıf “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri.” emtiası ile sınırlı olarak kısmen hükümsüzlüğüne, davalı adına tescilli 2009/... sayılı markanın 41. sınıf “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.” emtiası ile sınırlı olarak kullanılmama nedeniyle iptal koşulunun doğduğu 23.06.2015 tarihinden itibaren etkili olmak üzere iptaline karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, asıl davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, birleşen davaya yönelik diğer, asıl davada davalı ve birleşen davada davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik tüm istinaf itirazlarının reddi gerektiği ancak birleşen davada, dava konusu markanın soyut ve kısmen somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, kapsamına giren hizmetlerin türünü ve amacını doğrudan tanımlayıcı olacağı gerekçesi ile markanın kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiş ise de, dava konusu karma markanın görseline göre soyut ayırt ediciliğinin bulunduğu gibi sunulan hizmetin ne ile ilgili olduğunu doğrudan algılatan bir işaret olmadığından somut ayırt ediciliğinin de bulunduğu, hükümsüzlük talebi yönünden birleşen davanın reddi gerekirken kısmen kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeninden hüküm kurulmasına, asıl davanın reddine, birleşen davada hükümsüzlük talebinin reddine, kullanmama nedeniyle iptal talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, marka hakkına tecavüzün tespiti, men'i ile maddi ve manevi tazminat taleplerine, birleşen dava ise marka hükümsüzlüğü ile marka iptali taleplerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 07.09.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
Kararın kaynağı
- Resmî kaynak
- Kararın resmî tam metin kaydı ↗
- Kaynağın kontrol tarihi
Başlık, konu açıklaması ve makale bağlantıları editoryal içeriktir. Karar, kendi olayları ve uygulandığı dönem içindeki mevzuatla birlikte değerlendirilmelidir.
Kaynak bütünlük bilgisi
SHA-256: 735c4df1749fec965a81c11be08254b5f162834202c7537a25d859c01ce4bf6c
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.
← Yargıtay kararlarına dönün