İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku

İtibari Hizmette 2007 Öncesi Çalışma ve AYM İptalinin Geriye Etkisi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2025/623 E., 2026/518 K., 23 Eylül 2026

Kararın tam metnine geçin

KARARA İLİŞKİN EDİTORYAL AÇIKLAMA

Kararın konusu ve hukuki mesele

Azotlu gübre ve şeker sanayii dışındaki galvaniz işinde 2007 öncesi çalışmanın, işkolu sınırlamasını kaldıran AYM kararı sonrasında itibari hizmet hesabına alınıp alınamayacağı.

Galvaniz prosesinde çalışan sigortalı, eski itibari hizmet ve yeni fiilî hizmet düzenlemelerine dayanarak erken emeklilik hesabı istemiştir. HGK önündeki uyuşmazlık, AYM iptalinin yürürlüğünden önceki 2007 öncesi döneme ilişkindir. Çoğunluk, o tarihte işkolu şartını taşımayan çalışmanın sonradan genişleyen kapsama alınamayacağını ve iptalin geriye yürümeyeceğini kabul ederek ret yönündeki direnme kararını onamıştır. Özel Daire bu dönem için araştırma istemişti. Karşı oy ise kesinleşmemiş dosyalara iptalin uygulanması gerektiğini savunmuştur. 2008 sonrası 5510 sayılı Kanun rejimi ve daha önce bildirilmiş süreler bu ihtilafla aynı tutulmamıştır.

Kararın sonucu

2007 öncesi dönem bakımından itibari hizmet talebini reddeden direnme kararının ikinci görüşmede oy çokluğuyla onanması.

RESMÎ KARAR METNİ

Kararın tam metni

Resmî kaynağı aç

Eski 506 sayılı Kanunun itibari hizmeti ile 5510 m.40 fiilî hizmet rejimi farklı dönemlerdir. Çoğunluk 2007 öncesi talep yönünden geriye yürümezliği uygularken karşı oy derdest dosyada iptalin etkisini farklı değerlendirmektedir. Bu görüş ayrılığı bütün AYM iptallerine ilişkin tek ve tartışmasız kural gibi aktarılmamalıdır.

Hukuk Genel Kurulu 2025/623 E. , 2026/518 K.

"İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/3375 E., 2024/319 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14.03.2023 tarihli ve 2022/2186 Esas, 2023/2429 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasında işverene ait işyerinde galvanizhane bölümünde galvaniz proses elemanı olarak çalıştığını, 25.04.2016 tarihinde Kuruma başvurarak fiili hizmet sürelerinin hesaplanarak çalışma süresine eklenmesini, yaş haddinden de indirilerek yaşlılık aylığına hak kazanmış olması hâlinde aylık bağlanmasını talep ettiğini ancak başvurusunun reddedildiğini ileri sürerek müvekkilinin 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasındaki çalışmaları yönünden 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 40. maddesi kapsamında fiili hizmet süresinin tespiti ile yaş haddinden indirilmesine ve yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davacının Kanunda belirtilen işyeri ve işlerde çalışarak söz konusu risklere maruz kaldığını ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Dahili davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (... A.Ş.) vekili; davacının 08.01.2015-25.04.2016 tarihleri arasında müvekkiline ait işyerinde çalıştığını, prim ödemelerinin eksiksiz şekilde yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.09.2019 tarihli ve 2016/378 Esas, 2019/257 Karar sayılı kararı ile; 01.09.1990-26.03.2007 tarihleri arasındaki hizmet süresi bakımından 27.03.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararı gereğince azotlu gübre ve şeker sanayii alanında faaliyet göstermeyen işyerinde çalışan davacının itibari hizmet süresinden yararlanmasının mümkün olmadığı, 05.12.2008-21.02.2011 tarihleri arasındaki hizmetleri nakliye işyerinden bildirildiğinden bu süreler yönünden de itibari hizmetten yararlanamayacağı, 01.10.2008-04.12.2008 tarihleri arasında 64 gün, 01.01.2009-20.06.2010 tarihleri arasında 530 gün, 22.02.2011-07.01.2015 tarihleri arasında 1386 gün, 01.03.2015-26.04.2016 tarihleri arasındaki 416 gün çalışmaları 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesi gereğince fiili hizmet süresi zammı ile birlikte bildirilmekle bu süreler bakımından dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı, bu tespitlere göre de davacının yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 23.11.2021 tarihli ve 2019/1963 Esas, 2021/1837 Karar sayılı kararı ile; hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinde "...davacının emeklilik yaşının 50 yıl, 9 ay ve 29 gün olduğu" belirtilmişse de söz konusu sürenin davacının nakliye işyerinden bildirilen hizmetlerinin aslında metal işyerinden bildirilmesi gerektiğinin kabulü ve dolayısıyla fiili hizmet süresi zammından faydalandırılması durumunda yapılan hesaba göre belirlenen yaş koşuluna ilişkin olduğu ancak İlk Derece Mahkemesince bu hizmetlerin nakliye işyerinden bildirildiği gerekçesiyle bu süreler yönünden talebin reddine karar verildiği, reddedilen sürenin fiili hizmet süresi zammı yönünden hesaba katılmasıyla belirlenen yaş şartının hüküm fıkrasında belirtilmesinin hatalı olduğu, açıklanan sebeple hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan yaşlılık aylığının yaş koşuluna ilişkin kısmın çıkartılması gerektiği, diğer yönlerden kararın yerinde olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İtibari hizmet süresi, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışanların erken yıpranmaları nedeniyle daha erken emekli olabilmeleri için kanun koyucu tarafından belirlenmiş erken emeklilik sağlayan düzenlemelerden biridir. İtibari hizmet süresi fiilen olmayan ancak kanun koyucu tarafından verilen imkân nedeniyle varsayılan bir sürenin sigortalılık süresine eklenmesi şeklinde ortaya çıkmış ve 506 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmiştir. Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesinde, anılan Kanuna göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için hizalarında gösterilen sürelerin sigortalılık süresi olarak ekleneceği belirtildikten sonra, maddenin (IV) numaralı bendinde “Sigortalılar” başlığı altında “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar” sözcüklerine yer verilmiş, bu bende ilişkin “Hizmetin Geçtiği Yer” başlıklı kısımda ise “1.) Çelik, demir ve tunç döküm, 2.) Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde, 3.) Patlayıcı maddeler yapılmasında, 4.) Kaynak işlerinde çalışanlarda.” sıralaması yapılmıştır. Anlaşılacağı üzere, itibari hizmet süresi hak ve olanağından yararlanmak için, maddede yazılı fiziksel koşullarla birlikte iş kolu ve iş yeri şartlarının da gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmaktadır. İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgunun sanayi kolları farklı olsa da belli, ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılması olduğu, bu nitelikte işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıklarının ileri sürülemeyeceği ve aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, anılan bentte yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresi, 27.03.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 gün ve 2002/157 Esas - 2006/97 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Ayrıca; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 16.05.2000 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.02.2000 gün ve 1997/1 Esas - 2000/1 Karar sayılı kararında, anılan ek 5. maddede öngörülen itibari hizmet süresinin, salt sigortalılık süresine eklenmesi gerekeceği, ayrıca bu sürenin fiili prim ödeme gün sayısına eklenmesinin söz konusu olamayacağı açıklanmıştır. Diğer taraftan; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanun'un geçici 7 nci maddesi hükmünde "Bu Yasanın yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Yasa hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesidir. Eldeki davada ise, davacının isteminin 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi kapsamında olduğu anlaşılmakta olup, mahkemece yapılan değerlendirmede “Azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresinin, 27.03.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 gün ve 2002/157 Esas - 2006/97 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi nedeniyle sadece bu dönem sonrası bakımından ve davacının yaptığı galvaniz proses elemanı işinin niteliğinin dikkate alınmaksızın inceleme yapıldığı anlaşılmakta olup, davacı hakkında 506 sayılı Kanun'un Ek 5 inci maddesinin IV üncü fıkrası hükümlerinde yer alan "2.Zehirli boğucu yakıcı öldürücü ve patlayıcı gaz asit boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde" çalışanlar bakımından davacının iddiasına konu 27.03.2007 öncesi dönem hakkında herhangi bir irdeleme ve tahkikatın bulunmaması isabetsiz olup, usul ve yasaya aykırıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 27.03.2007 tarihi öncesi döneme ilişkin çalışmasının azotlu gübre ve şeker sanayii işyerinde geçmediği, bu niteliklere uygun olmayan davalıya ait işyerinde galvaniz proses elemanı olarak çalıştığı kayıtlarla sabit ve çekişmesiz olup 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendinde yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresinin 27.03.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği, iptal kararının geriye yürümesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendinde “Sigortalılar” başlığı altında yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayi” ibaresinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (IV) numaralı bendinde yer alan “azotlu gübre ve şeker sanayiinde” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 27.03.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararı ile iptal edildiği dikkate alındığında davacının 27.03.2007 tarihinden önceki çalışmaları bakımından anılan (IV) numaralı bentte yer alan “2. Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde çalışanlar” hükmü kapsamında değerlendirme yapılarak karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153. maddesi. 2. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) Ek 5. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Sosyal güvenlik sistemlerinde bazı yıpratıcı türden işlerde çalışan kişilerin sigortalılık sürelerine, onları yaşlılık aylığına kavuşma süresini kısaltarak ödüllendirme amacıyla farazi hizmet süreleri eklenmektedir. Ağır, yıpratıcı ve tehlikeli işlerde çalışanların sigortalılık sürelerine fazladan belirli bir süre "farazi sigortalılık süresi" olarak eklenmekte, bu suretle daha erken emekliliğe hak kazanmaları veya malûllük, ölüm sigortalarında kendilerine benzerlerine göre daha avantajlı bir durum sağlanmaktadır. Burada var olmayan fakat varsayılan bir sigortalılık süresi söz konusudur ve sigortalının eylemli çalışması artırımlı olarak işlem görmektedir. Bu anlamda "itibari hizmet süresi" ilgili olduğu yasaya özgüdür ve düzenlendiği alanla sınırlıdır. Nitekim 506 sayılı Kanun’a 11.08.1977 tarihli ve 2098 sayılı Kanun ile eklenen Ek 5. maddeyle insan sağlığını ve ömrünü olumsuz yönde etkileyen bazı ağır ve yıpratıcı türden işlerde çalışan sigortalıların sigortalılık sürelerine farazi hizmet süresi eklenmesi öngörülmüştür. Fiili hizmete dayanmayan bu sigortalılık sürelerine "itibari hizmet süresi" denir (Aziz Can Tuncay, Sosyal Güvenlik Hukukunun Esasları, İstanbul 2008, s.365). 2. 20.06.1987 tarihli ve 3395 sayılı Kanun ile itibari hizmet süresinden yararlanan sigortalıların kapsamı genişletilmiş ve ayrıca maddeye (III) ve (IV) numaralı bentler eklenmiştir. 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinde, anılan Kanun'a göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için hizalarında gösterilen sürelerin sigortalılık süresi olarak ekleneceği belirtildikten sonra maddenin (IV) numaralı bendinde "Sigortalılar" başlığı altında "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar" sözcüklerine yer verilmiş, bu bende ilişkin “Hizmetin geçtiği yer” başlıklı kısımda ise “1. Çelik, demir ve tunç döküm, 2. Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde, 3. Patlayıcı maddeler yapılmasında, 4. Kaynak işlerinde çalışanlarda.” sıralaması yapılmıştır. 3. Anlaşılacağı üzere itibari hizmet süresi hak ve olanağından yararlanmak için maddede yazılı fiziksel koşullarla birlikte iş kolu ve işyeri şartlarının da birlikte gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmaktadır. 4. Sosyal Sigortalar Kanunu'nun Ek 5. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 02.05.1989 tarihli ve 1988/51 Esas, 1989/18 Karar sayılı kararıyla bazı sigortalıların madde kapsamında yer almamasının belli sigortalılara hak tanıyan ve özü bakımından Anayasaya aykırı bulunmayan hükmün iptalini gerektirmeyeceği gerekçesiyle maddenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir. 5. Daha sonra itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgunun sanayi kolları farklı olsa da belli, ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılması olduğu, bu nitelikte işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıklarının ileri sürülemeyeceği ve aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmasının Anayasanın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle Ek 5. maddede yer alan "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde" ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 27.03.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararıyla "…İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsa belli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırıdır…" gerekçesiyle anılan bentte yer alan "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde" ibaresi iptal edilmiştir. 6. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında 506 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendindeki sigortalılar "(...), fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar" şeklinde belirtilerek madde son hâlini almıştır. 7. Gelinen bu aşamada Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürüyüp yürümeyeceği üzerinde durulmasında yarar vardır. 8. Anayasanın 153. maddesinin 2. fıkrasında Anayasa Mahkemesinin bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği vurgulandıktan sonra aynı maddenin 5. fıkrasında ''iptal kararlarının geriye yürümeyeceği'' belirtilmiştir. 9. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı, iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında da iptal kararlarının geriye yürümezliği "...Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır." şeklinde açıklanmıştır. 10. Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, idari yargıda verilen iptal kararlarından farklı bir özelliğe sahiptir. İdari yargıda asıl olan iptal kararlarının geriye yürümesi yani iptal edilen idari işlemin doğduğu andan itibaren yok sayılması iken Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi asıldır. Bu bakımdan idari yargıdaki iptal kararları beyan edici, açıklayıcı nitelikte olduğu hâlde Türk Anayasa Yargısındaki iptal kararları genelde kurucu (inşai-yenilik doğurucu) niteliktedir. 11. Türk Anayasa sisteminde benimsenen iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, kazanılmış hakları ve hukuksal güvenliği ortadan kaldırıcı ya da toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğurmasından kaygı duyulmasını önlemek, Devlete olan güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında hukuk kargaşasına neden olmamak, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamak olarak özetlenebilir. 12. Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış hakların) korunması hukuk devletinin bir gereğidir. O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kuralları uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklar yönünden Anayasa Mahkemesinin iptal kararının geriye yürümeyeceğinin kabulü kaçınılmazdır. 13. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2015/10-823 Esas, 2019/467 Karar ile 21.03.2012 tarihli ve 2012/21-6 Esas, 2012/222 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 14. Somut olayda davacı vekili müvekkilinin 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasındaki çalışmaları yönünden itibari hizmet süresi/fiili hizmet süresi zammından yararlanması gerektiğini ileri sürerek bu sürelerin tespitini talep etmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince davacının 01.10.2008 tarihinden sonraki bir kısım bildirimlerinin metal işyerinden yapılması, bir kısım çalışmaları yönünden ise 5510 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca fiili hizmet süresi zammının Kuruma bildirilmiş olması nedeniyle istem reddedilmiş, 01.09.1990-26.03.2007 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin olarak ise davacının azotlu gübre ve şeker sanayii işkolunda faaliyet göstermeyen davalı şirkete ait işyerinin galvanizhane bölümünde galvaniz proses elemanı olarak çalıştığı, bu nedenle 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (IV) numaralı bendinde sayılan koşulların oluşmadığı, Anayasa Mahkemesi tarafından anılan bentteki “azotlu gübre ve şeker sanayiinde” ibaresi iptal edilmiş ise de iptal kararının 27.03.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği ve geriye yürümesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş olup uyuşmazlık davacının 27.03.2007 tarihinden önceki çalışma dönemi ile ilgili olarak itibari hizmet süresinden yararlanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 15. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Anayasanın 153. maddesinde de belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesinin iptal kararları Resmî Gazete’de yayımlanmakla yürürlüğe girdiğinden ve geriye yürümesi mümkün olmadığından azotlu gübre ve şeker sanayii alanında faaliyet göstermeyen davalı şirkete ait işyerinde çalışan davacının iptal kararının yürürlüğünden önceki döneme denk gelen 01.09.1990-26.03.2007 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden itibari hizmet süresinden yararlanması mümkün değildir. 16. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesinin yalnızca kesin hüküm hâllerinde uygulanabileceği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması gerektiği, bu hâli ile somut olayda 27.03.2007 öncesi dönem yönünden bozma kararında belirtilen araştırmalar yapılarak sonucuna göre karar verilmesi ve direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlere ek olarak bu ilave nedenlerle bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 17. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 23.09.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I O Y''

Dava, davacının 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasındaki çalışmaları yönünden 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 40. maddesi kapsamında fiili hizmet süresinin tespiti ile yaş haddinden indirim yapılması ve bu suretle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir. Öncelikle davacının 27.03.2007 tarihinden sonraki hizmetleri bakımından Mahkemece verilen karar ile Özel Daire arasında ihtilaf bulunmayıp uyuşmazlığın Anayasa Mahkemesinin iptal kararının geriye yürüyüp yürümeyeceği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Anayasanın "Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" başlıklı 152. maddesinin 1. fıkrasında "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle somut norm denetimi olarak da ifade edilen itiraz yolu, bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının, o davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirmenin sonucuna bağlı olduğu durumlarda yapılan denetimdir. Buna göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Yukarıda sözü edilen 152. maddenin 3. fıkrasında ise "Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." düzenlemesine yer verilmiş olup Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının itiraz yoluna başvuran mahkeme açısından bağlayıcı olduğu ve geriye yürüyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu noktada, iptal kararının görülmekte olan benzer davalara etkisi konusunda değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Bilindiği üzere Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında da iptal kararlarının geriye yürümezliği "...Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır..." şeklinde açıklanmıştır. Bununla birlikte bu ilkenin mutlak olarak kabul edilemeyeceği ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse itiraz yoluna başvuran mahkeme iptal kararını uygulamak zorunda olup bu durumda iptal kararı geriye yürüyecektir; aksinin kabulü hâlinde ise mahkemeler açısından itiraz yoluna başvurulmasının bir anlamı olmayacaktır. Diğer taraftan Anayasanın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." düzenlemesi; "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 138. maddesinin 1. fıkrasında "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler." ve 153. maddesinin 6. fıkrasında "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükümleri ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde ise "Hâkim, Türk hukukunu resen uygular" şeklinde ifadesini bulan yasal ilke yer almaktadır. Belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almış yargı ve idare kararları saklı kalmak şartıyla geriye yürüdüğünü kabul etmek gerekmektedir. İptal kararlarının geriye yürümemesi "hukuk güvenliğini sağlamak" amacı ile konmuş olduğuna göre, bu ilke yalnızca kesin hüküm hâllerinde ifade eder (Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 23. Bası, İstanbul 2019, s. 264, 265). Yapılan bu açıklamalara göre Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunluluğu ortadadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2026 tarihli ve 2025/5-116 Esas, 2026/228 Karar, 15.02.2023 tarihli ve 2022/9-303 Esas, 2023/86 Karar, 29.09.2022 tarihli ve 2021/(22)9-157 Esas, 2022/1180 Karar, 29.09.2022 tarihli ve 2021/9-827 Esas, 2022/1181 Karar ile 21.12.2021 tarihli ve 2019/9-8 Esas, 2021/1720 Karar sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır. Uyuşmazlık konusu hususun hukuki dayanağı olan 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendinde kapsamdaki sigortalılar "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar" şeklinde düzenlenmişken 27.03.2007 tarihli ve 26475 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararı ile "…İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsa belli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırıdır…" gerekçesiyle anılan bentte yer alan "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde" ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Eldeki davada davacı azotlu gübre ve şeker sanayii alanında faaliyet göstermeyen davalı işyerinde çalışmış ise de Anayasa Mahkemesinin iptal kararları kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması gerektiğinden 27.03.2007 tarihinden önceki çalışmaları bakımından davacının itibari hizmet süresinden yararlanmasının mümkün olup olmadığı konusunda bozma kararında belirtilen araştırmalar yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Açıklanan nedenle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlere ek olarak bu ilave nedenlerle bozulması gerektiğini düşündüğümüzden Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılamıyoruz.

Kararın kaynağı

Kaynağın kontrol tarihi

Başlık, konu açıklaması ve makale bağlantıları editoryal içeriktir. Karar, kendi olayları ve uygulandığı dönem içindeki mevzuatla birlikte değerlendirilmelidir.

Kaynak bütünlük bilgisi

SHA-256: 7883db499047e5c7cded10dd736d50cf6f456e8ad9e9970ceac3ab7784f0bc95

← Yargıtay kararlarına dönün