Genel Hukuk

Anayasal sınırları: sanığın hakları, masumiyet karinesi

Güncelleme tarihi: 14 Temmuz 2026 Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, Türk ceza muhakemesi hukukunun en çok uygulanan fakat aynı ölçüde en fazla tartışılan kurumlarından biridir.

Av. Ali Armağan Kılıç

Güncelleme tarihi: 14 Temmuz 2026 Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, Türk ceza muhakemesi hukukunun en çok uygulanan fakat aynı ölçüde en fazla tartışılan kurumlarından biridir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının anayasal sınırları: sanığın hakları, masumiyet karinesi ve mağdurun etkili korunması

Güncelleme tarihi: 14 Temmuz 2026

Giriş

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, Türk ceza muhakemesi hukukunun en çok uygulanan fakat aynı ölçüde en fazla tartışılan kurumlarından biridir. HAGB, ilk bakışta sanığın mahkûmiyetin hukuki sonuçlarından korunmasını sağlayan bir imkân olarak görünmektedir. Bununla birlikte kurum; sanığın kanun yoluna başvurma hakkı, masumiyet karinesi, hukuk ve disiplin yargılamalarına etkisi, müsadere, mağdur hakları ve ağır insan hakkı ihlallerinde cezasızlık sorunu bakımından çok yönlü sonuçlar doğurmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin Rıza Gençoğlu, Oğuz Tiftikçier, Asım Arı ve E.A. kararları, HAGB’nin dört farklı anayasal boyutunu ortaya koymaktadır:

HAGB kararının geri alınmasını veya hükmün açıklanmasını isteme hakkının etkili biçimde incelenmesi, HAGB’nin hukuk ve disiplin yargılamalarında kesinleşmiş mahkûmiyet gibi kullanılamaması, Sanığın HAGB’ye ilişkin iradesinin zamanı ve kanun yolundan feragatin geçerliliği, Ağır nitelikteki cinsel saldırı ve kötü muamele fiillerinde HAGB’nin cezasızlık sonucuna yol açmaması.

Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde HAGB’nin yalnızca sanık lehine bir bireyselleştirme aracı olmadığı; sanığın, mağdurun ve toplumun adalet beklentileri arasında anayasal bir denge kurulmasını gerektiren karma nitelikte bir kurum olduğu görülmektedir.

HAGB’nin hukuki niteliği

HAGB kararı verilebilmesi için mahkeme öncelikle sanığın yüklenen suçu işlediği sonucuna ulaşmakta, mahkûmiyet hükmünü ve cezayı belirlemekte; ancak kurduğu hükmün açıklanmasını belirli bir denetim süresinin sonuna kadar ertelemektedir.

Bu nedenle HAGB, beraat kararı değildir. Fakat açıklanmış ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü de değildir. Kurulan hüküm, müsadereye ilişkin düzenlemeler saklı kalmak üzere sanık hakkında mahkûmiyetin olağan hukuki sonuçlarını doğurmaz.

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi ve varsa yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. Buna karşılık denetim süresinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması durumunda hükmün açıklanması gündeme gelir.

HAGB’nin bu yapısı, sanık açısından önemli bir avantaj sağlamakla birlikte kişiyi belirli bir süre ceza tehdidi altında bırakmaktadır. Ayrıca kararın özel bir sisteme kaydedilmesi, yargılama giderleri, vekâlet ücreti, müsadere ve başka hukuki süreçlerde HAGB’ye yapılan atıflar kurumun tamamen sonuçsuz olmadığını göstermektedir.

2026 İtibarıyla HAGB’nin şartları

14 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla CMK’nın 231. maddesindeki HAGB düzenlemesi hâlen yürürlüktedir. Mevcut düzenlemeye göre HAGB kararı verilebilmesi için:

Yargılama sonucunda belirlenen cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması, Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş bulunması, Mahkemenin sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutumuna dayanarak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine ulaşması, Suç nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı maddi zararın aynen iade, eski hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi

gerekmektedir.

Zararın derhâl karşılanamaması durumunda, denetim süresi içinde taksitler hâlinde giderilmesi koşuluyla da HAGB kararı verilebilir. Buradaki zarar kavramı esas itibarıyla maddi zararı ifade etmektedir; manevi zarar HAGB’nin uygulanmasını engelleyen zarar koşulu içinde kabul edilmemektedir.

Yetişkin sanıklar bakımından denetim süresi beş, çocuklar bakımından üç yıldır. Mahkeme, yetişkin sanık hakkında en fazla bir yıl süreyle eğitim programına devam, çalışma, belirli yerlere gitmeme veya başka bir uygun yükümlülük öngörebilir.

7499 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonucunda 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren verilen HAGB kararlarında sanığın kabulü artık aranmamaktadır. Buna karşılık HAGB kararına karşı, CMK’nın 272/3. maddesindeki istinaf sınırları saklı kalmak üzere, istinaf kanun yolu açılmıştır. İstinaf incelemesinde yalnızca HAGB şartları değil, açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü de usul ve esas yönünden denetlenebilmektedir. İlk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilen HAGB kararlarında ise temyiz yolu gündeme gelmektedir. 7499 sayılı Kanun’un HAGB düzenlemesi

Geçiş hükümleri uyarınca:

HAGB kararının tarihi Uygulanacak sistem

1 Haziran 2024’ten önce Sanığın kabulü aranır; karara karşı itiraz yolu uygulanır. 1 Haziran 2024 ve sonrası Sanığın kabulü aranmaz; kural olarak istinaf, şartları varsa temyiz yolu uygulanır. Eski HAGB kararının sonradan açıklanması HAGB kararının verildiği tarihteki kanun yolu rejimi esas alınır. Rıza Gençoğlu kararı: HAGB’nin geri alınmasını isteme ve mahkemeye erişim hakkı

Rıza Gençoğlu kararında başvurucu hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beş aylık hapis cezasının açıklanması geri bırakılmıştır. Daha sonra 6008 sayılı Kanun’la HAGB uygulanması sanığın kabulüne bağlanmış ve daha önce HAGB kararı verilen kişilere, belirli süre içinde başvurarak HAGB kararının geri alınmasını ve hükmün açıklanmasını isteme imkânı tanınmıştır.

Başvurucu süresi içinde bu özel geçiş hükmüne dayanarak HAGB kararının geri alınmasını istemiştir. Ancak ilk derece mahkemesi başvuruyu özel geçiş düzenlemesi kapsamında incelemek yerine olağan bir HAGB itirazı gibi değerlendirmiş; HAGB kararının değiştirilmesine yer olmadığına karar vererek dosyayı itiraz merciine göndermiştir. İtiraz mercii de yalnızca HAGB şartlarının bulunduğunu belirterek itirazı reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun açık bir kanuni düzenlemeye dayanan özel talebinin hiçbir zaman esastan incelenmediğini belirlemiştir. Mahkemenin başvuruyu yanlış nitelendirerek sıradan bir HAGB itirazına dönüştürmesi, başvurucuyu talebini etkili biçimde inceletme imkânından yoksun bırakmıştır.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

Kararın doğru okunması

Rıza Gençoğlu kararı, her sanığın kesinleşmiş HAGB kararını dilediği zaman geri aldırabileceği anlamına gelmemektedir. Karar, 6008 sayılı Kanun’un geçici maddesiyle tanınmış özel ve süreli bir başvuru yolunun mahkemece incelenmemesine ilişkindir.

Bununla birlikte kararın daha genel bir ilkesi bulunmaktadır: Bir başvurunun mahkemece yanlış hukuki nitelendirilmesi, kanunda tanınan esaslı bir talebin incelenmesini engelliyorsa mahkemeye erişim hakkı ihlal edilebilir. Mahkeme, dilekçeye verilen isimle değil talebin gerçek içeriği ve hukuki amacıyla bağlıdır.

Oğuz Tiftikçier kararı: HAGB ve masumiyet karinesi

Oğuz Tiftikçier kararında başvurucu hakkında görevi kötüye kullanmaya teşebbüs suçundan iki ay on beş gün hapis cezasına ve HAGB’ye karar verilmiştir. Başvurucunun iş sözleşmesi de aynı olay nedeniyle feshedilmiştir.

Başvurucunun açtığı işe iade davasında iş mahkemesi, HAGB kararına konu ceza dosyasını esas almış; başvurucunun mahkûm edildiğini, ancak ceza kanunları gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını ve feshe dayanak olayın ceza dosyasıyla doğrulandığını belirtmiştir. İş mahkemesi başka delilleri bağımsız biçimde tartışmadan işe iade davasını reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre HAGB kararında sanığın suçu işlediğine ilişkin bir vicdani kanaat bulunsa da bu kanaat henüz hukuken sonuç doğuran, açıklanmış ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet değildir. HAGB, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder. Dolayısıyla başka bir mahkeme veya kamu otoritesi, HAGB kararına dayanarak kişi hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet varmış gibi değerlendirme yapamaz.

Anayasa Mahkemesi özellikle şu hususlar üzerinde durmuştur:

İş mahkemesi ceza dosyasındaki delilleri bağımsız biçimde değerlendirmemiştir. HAGB’ye konu mahkûmiyet tespitini doğrudan esas almıştır. Başvurucunun suçu işlediği ve feshe konu olayın ceza dosyasıyla doğrulandığı yönünde bir dil kullanmıştır. Nihai karar münhasıran HAGB kararı verilen fiillere dayandırılmıştır.

Bu nedenlerle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.

HAGB başka davalarda hiç dikkate alınamaz mı?

Oğuz Tiftikçier kararının sonucu, HAGB’ye konu olayın hukuk, iş, idare veya disiplin yargılamalarında hiçbir şekilde ele alınamayacağı değildir.

Aynı maddi olay hem ceza sorumluluğu hem iş hukuku, disiplin hukuku veya tazminat sorumluluğu doğurabilir. Ceza davasının HAGB ile sonuçlanması, olayın başka hukuk dalları bakımından araştırılmasını engellemez. Ancak karar verecek makam:

Ceza mahkemesinin açıklanmamış hükmünü kesin mahkûmiyet olarak kabul etmemeli, Delilleri kendi yargılamasının ispat kurallarına göre bağımsız biçimde değerlendirmeli, “Suçu işlediği sabittir”, “mahkûm olmuştur” veya “ceza dosyasıyla suçluluğu kanıtlanmıştır” gibi ifadelerden kaçınmalı, Sonucunu yalnızca HAGB kararına değil başka somut delillere dayandırmalıdır.

Dolayısıyla HAGB kararı hukuk davasında kesin delil değildir. Ceza dosyasındaki tanık anlatımları, belgeler ve maddi olgular incelenebilir; fakat bunlardan bağımsız bir kanaat oluşturulması gerekir.

Asım Arı kararı: HAGB muvafakatinin hükümden önce alınması

Asım Arı kararında başvurucu hakkında hakaret suçundan on bir ay yirmi gün hapis cezasına ve HAGB’ye karar verilmiştir. Mahkeme, başvurucuya HAGB’yi kabul edip etmediğini deliller henüz tamamen toplanmadan ilk duruşmada sormuş; başvurucu da HAGB uygulanmasına muvafakat etmiştir.

Başvurucu, HAGB’ye ilişkin iradesinin yargılamanın başında alınmasının şu sakıncaları doğurduğunu ileri sürmüştür:

Deliller değerlendirilmeden kanun yolu konusunda seçim yapmaya zorlanmıştır. HAGB’yi kabul etmesi, hâkimde suçu kabul ettiği yönünde bir izlenim oluşturmuştur. Hükmün sonucunu bilmeden temyiz hakkından vazgeçmiştir. HAGB’ye muvafakatin hangi aşamada alınacağı kanunda açıkça düzenlenmemiştir. Anayasa Mahkemesi çoğunluğunun yaklaşımı

Kararın dosya adına yansıyan izlenimin aksine Anayasa Mahkemesi çoğunluğu, HAGB muvafakatinin ilk duruşmada alınmasını tek başına hak ihlali saymamıştır. Başvuru açıkça dayanaktan yoksun bulunarak kabul edilemez sayılmıştır.

Çoğunluğa göre o tarihteki mevzuatta sanığın HAGB’ye ilişkin iradesinin hangi aşamada alınacağı konusunda bir sınırlama bulunmamaktaydı. Ayrıca sanığın hüküm kuruluncaya kadar önceki iradesini değiştirmesini engelleyen bir düzenleme de yoktu. Başvurucu sonraki duruşmaya katılarak muvafakatini geri çekebilecekken bunu yapmamıştır.

Mahkeme ayrıca dönemin Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihadına dayanarak HAGB’ye karşı itiraz merciinin yalnızca şekli şartları değil, maddi olay ve hukuki değerlendirmeyi de inceleyebileceğini kabul etmiştir.

Karşıoyların önemi

Beş üye, çoğunluktan farklı olarak sanığın HAGB’ye ilişkin iradesinin hüküm aşamasında veya en azından deliller toplandıktan sonra yeniden sorulması gerektiğini savunmuştur.

Karşıoy gerekçelerinde

Sanığın daha yargılamanın başında HAGB ile kanun yolu arasında tercih yapmaya zorlanmasının adil olmadığı, Deliller toplandıktan sonra sanığın temyiz yolunu tercih etme ihtiyacının doğabileceği, Erken alınan muvafakatin hem sanıkta hem mahkemede yargılamanın HAGB ile sonuçlandırılacağı yönünde yanlış bir algı oluşturabileceği, Uygulamanın mahkemeler arasında farklılık göstermesinin belirsizlik yarattığı

ifade edilmiştir.

Asım Arı kararının günümüzdeki karşılığı

Bu karar eski HAGB rejimine ilişkindir. Anayasa Mahkemesi daha sonra 1 Haziran 2023 tarihli norm denetimi kararında, sanığın mahkûmiyet hükmünü görmeden ve yargılama tamamlanmadan istinaf hakkından feragat etmesinin anayasal açıdan geçerli bir feragat sayılamayacağını kabul etmiştir.

7499 sayılı Kanun’la 1 Haziran 2024’ten itibaren verilen HAGB kararlarında sanığın kabulü kaldırılmış ve HAGB kararlarına karşı istinaf yolu açılmıştır. Böylece Asım Arı kararındaki temel tartışma büyük ölçüde tarihsel hâle gelmiştir.

Bununla birlikte karar hâlen önemlidir. Çünkü kanun yolundan feragatin:

Açık, Bilinçli, Sonuçları öngörülebilir, Baskıdan uzak, Feragate konu karar ve sonuç öğrenildikten sonra

gerçekleşmesi gerektiğini gösteren anayasal tartışmanın başlangıç noktalarından biridir.

E.A. kararı: Cinsel saldırı suçunda HAGB ve cezasızlık sorunu

E.A. kararında başvurucu, katıldığı bir organizasyondan sonra konakladığı evde uyuduğu sırada cinsel saldırıya maruz kalmıştır. Derece mahkemesi sanığın cinsel saldırı suçunu işlediğini kabul etmiş; iki yıl hapis cezasını temel ceza olarak belirlemiş, takdiri indirim sonucunda cezayı bir yıl sekiz aya indirmiş ve hükmün açıklanmasını geri bırakmıştır.

Başvurucu olay sonrasında travma sonrası stres bozukluğu yaşamış, ancak düzenlenen sağlık raporlarında bu etkinin ruh sağlığını bozacak ağırlıkta olup olmadığı konusunda farklı değerlendirmeler yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, olayın gerçekleşme biçimi, mağdurun uyku hâlinde olması, mahrem bölgelerine yönelik fiziksel müdahale ve yaşadığı travma dikkate alındığında eylemin kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gereken ağırlıkta olduğunu kabul etmiştir.

Devletin etkili soruşturma ve cezalandırma yükümlülüğü

Anayasa’nın 17. maddesi devlete yalnızca kamu görevlilerinin kötü muamelede bulunmamasını emretmez. Devlet, üçüncü kişilerden kaynaklanan ağır fiziksel ve ruhsal saldırılara karşı da bireyleri korumakla yükümlüdür.

Bu yükümlülük her ceza soruşturmasının mutlaka mahkûmiyetle sonuçlanması veya belirli miktarda ceza verilmesi anlamına gelmez. Ancak sorumluluğu tespit edilen kişiye fiiliyle orantılı bir yaptırım uygulanmalı, ceza caydırıcı olmalı ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır.

Anayasa Mahkemesine göre HAGB, mahkûmiyetin infaz edilmesini sanığın denetim süresinde yeni bir kasıtlı suç işlemesi şartına bağlamaktadır. Sanık denetim süresini sorunsuz tamamlarsa verilen hüküm ortadan kalkmakta ve dava düşmektedir. Böylece sorumluluğu tespit edilen fiil, infaz edilebilir bir ceza doğurmamaktadır.

Mahkeme, HAGB’nin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilirken:

Suçun niteliğinin, Eylemin ağırlığının, Mağdur üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkilerin, Yaptırımın caydırıcılığının, Mağdura herhangi bir giderim sağlanıp sağlanmadığının

birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Somut olayda derece mahkemesi, cezayı alt sınırdan belirlemiş, takdiri indirim uygulamış ve ardından HAGB kararı vermiştir. Anayasa Mahkemesi, bütün bu uygulamaların birlikte ele alındığında cinsel saldırı eyleminin sonuçlarını hafifleten ve fiile müsamaha gösterildiği izlenimi yaratan bir sonuca yol açtığını kabul etmiştir.

Bu nedenle yaptırımın caydırıcılığını kaybettiği, mağduru kötü muameleye karşı koruyacak hukuki mekanizmanın fiilen etkisiz kaldığı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki usul yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Her cinsel saldırı dosyasında HAGB otomatik olarak ihlal midir?

E.A. kararı, cinsel saldırı suçunda verilen her HAGB kararının otomatik olarak hak ihlali oluşturduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Anayasa Mahkemesi somut olayın özelliklerini birlikte değerlendirmiştir.

Ancak özellikle:

Mağdurun savunmasız veya bilinçsiz durumda olması, Fiziksel temasın yoğunluğu ve mahremiyeti, Olayın mağdurda travma oluşturması, Cezanın alt sınırdan belirlenmesi, Takdiri indirim nedenlerinin soyut bırakılması, HAGB gerekçesinin kalıp ifadelerle kurulması, Mağdur açısından maddi veya manevi herhangi bir giderim sağlanmaması

durumlarında HAGB’nin caydırıcılığı ortadan kaldırdığı ve cezasızlık sonucuna yol açtığı ileri sürülebilir.

Anayasa Mahkemesinin HAGB’yi iki kez iptal etmesi

HAGB rejimi bireysel başvuru kararlarının ardından iki defa norm denetimine konu olmuştur.

Tarih gelişme

1 Haziran 2023 AYM, E.2022/120, K.2023/107 sayılı kararla eski HAGB düzenlemesini iptal etti. 1 Ağustos 2023 İptal kararı Resmî Gazete’de yayımlandı; yürürlük bir yıl ertelendi. 12 Mart 2024 7499 sayılı Kanun’la CMK 231 yeniden düzenlendi. 1 Haziran 2024 Yeni kanun yolu sistemi uygulanmaya; sanığın kabul şartı kaldırılmaya başlandı. 10 Temmuz 2025 AYM, E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararla yeni düzenlemeyi de iptal etti. 31 Aralık 2025 İkinci iptal kararı Resmî Gazete’de yayımlandı. 30 Eylül 2026 İkinci iptal kararı yürürlüğe girecek. 2023 tarihli iptal kararının gerekçeleri

Anayasa Mahkemesi eski HAGB sistemini başlıca şu nedenlerle Anayasa’ya aykırı bulmuştur:

Sanığın hüküm kurulmadan önce HAGB’yi kabul etmesinin istinaf hakkından geçerli bir feragat sayılamaması, HAGB kararlarının yalnızca itiraz yoluna tabi olması nedeniyle hükmün etkili biçimde denetlenememesi, Müsadere kararlarının hangi aşamada infaz edileceğinin belirsiz olması, HAGB’nin işkence ve kötü muamele fiillerinde cezasızlık doğurabilmesi, Temel hakların kullanımından kaynaklanan bazı yargılamalarda kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı yeterli güvence bulunmaması.

AYM’nin 2023 tarihli iptal kararına ilişkin açıklaması

7499 sayılı Kanun neleri değiştirdi?

Kanun koyucu 2024 yılında:

HAGB için sanığın kabulü şartını kaldırmış, HAGB kararlarına karşı istinaf ve şartları varsa temyiz yolu açmış, Hükmün usul ve esas yönünden denetlenmesini sağlamış, Müsaderenin HAGB’den bağımsız sonuç doğuracağını düzenlemiştir.

Böylece önceki iptal kararındaki sanığın kanun yolu hakkına ve müsadereye ilişkin bazı sorunlar giderilmiştir.

2025 Tarihli ikinci iptal kararı

Anayasa Mahkemesi buna rağmen yeni düzenlemeyi de iptal etmiştir. İkinci iptalin temel gerekçesi, kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında işkence, eziyet veya kötü muamele oluşturan suçlarda HAGB uygulanmasını engelleyen açık bir kanuni düzenleme yapılmamasıdır.

Mahkemeye göre kamu gücü kullanan kişilerin ciddi insan hakkı ihlallerinde HAGB’den yararlanması, fiilî cezasızlığa yol açabilmekte; cezanın caydırıcılığını ve mağdurun etkili giderim hakkını ortadan kaldırabilmektedir. Kanun koyucu önceki iptal kararında belirtilen bu sorunu gidermemiştir.

AYM, CMK 231/5’in HAGB’ye imkân veren ilk cümlesini iptal etmiş; bu kuralın iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan HAGB’ye ilişkin diğer fıkraların da iptaline karar vermiştir. İptal hükümleri 30 Eylül 2026’da yürürlüğe girecektir. AYM’nin 2025 tarihli ikinci iptal kararına ilişkin açıklaması

İptal kararı mevcut HAGB kararlarını ortadan kaldırır mı?

Hayır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararları kural olarak geriye yürümez. Bu nedenle daha önce verilmiş HAGB kararları, yalnızca iptal kararı nedeniyle kendiliğinden hükümsüz hâle gelmez.

Ayrıca 14 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla iptal kararı henüz yürürlüğe girmemiştir. Mahkemeler 30 Eylül 2026 tarihine kadar yürürlükteki CMK 231 hükümlerini uygulamaya devam edebilir.

Bununla birlikte 30 Eylül 2026’dan sonra kanun koyucu yeni bir düzenleme yapmazsa yeni HAGB kararı verilmesinin kanuni dayanağı kalmayacaktır. Derdest dosyalar, henüz kesinleşmemiş HAGB kararları ve denetim süresi devam eden kararlar bakımından ise:

HAGB kararının verildiği tarih, Kararın kesinleşip kesinleşmediği, Kanun yolunun devam edip etmediği, Olası yeni kanunun geçici hükümleri, Lehe kanun ve hukuki güvenlik ilkeleri

birlikte değerlendirilmelidir. Mevcut aşamada bütün dosyalar için geçerli tek bir sonuç çıkarmak mümkün değildir.

Dört kararın birlikte ortaya koyduğu ilkeler HAGB, beraat değildir; fakat kesinleşmiş mahkûmiyet de değildir

Mahkeme sanığın suçu işlediği kanaatine ulaşarak bir hüküm kurmaktadır. Ancak açıklanması geri bırakılan bu hüküm, olağan bir mahkûmiyet gibi kullanılamaz. Özellikle başka mahkemelerin kişiyi “hükümlü” veya “suçlu” olarak nitelendirmesi masumiyet karinesini ihlal edebilir.

HAGB’ye ilişkin başvurular etkili biçimde incelenmelidir

Mahkeme, sanığın dilekçesini yanlış isimlendirme veya yanlış kanun yoluna yönlendirme suretiyle esas talebi incelemeden bırakamaz. Kanunda özel bir talep veya geçiş yolu tanınmışsa bu talep gerçek içeriğiyle değerlendirilmelidir.

Kanun yolundan feragat bilinçli olmalıdır

Eski sistemde sanığın yargılamanın başında HAGB’yi kabul etmesi, henüz içeriğini bilmediği mahkûmiyet hükmüne karşı kanun yolundan vazgeçmesi sonucunu doğurmaktaydı. Günümüzde sanığın kabul şartı kaldırılmış ve istinaf yolu açılmış olsa da kanun yolundan feragatin açık, bilinçli ve sonuçları öngörülebilir olması gerektiği ilkesi önemini korumaktadır.

HAGB, ağır insan hakkı ihlallerinde cezasızlık aracına dönüşemez

HAGB’nin bireyselleştirme amacı, mağdurun korunması ve yaptırımın caydırıcılığı göz ardı edilerek uygulanamaz. Özellikle cinsel saldırı, işkence, eziyet ve kötü muamele fiillerinde mahkeme suçun ağırlığını, mağdur üzerindeki etkiyi ve HAGB’nin yaratacağı cezasızlık sonucunu ayrıca değerlendirmelidir.

Soyut gerekçeler yeterli değildir

“Sanığın sabıkasız oluşu”, “duruşmadaki iyi hâli” ve “yeniden suç işlemeyeceği kanaati” şeklindeki kalıp ifadeler, özellikle ağır suçlarda tek başına yeterli değildir. Mahkeme, HAGB’nin neden somut olayın ağırlığıyla orantılı olduğunu ve yaptırımın caydırıcılığını neden ortadan kaldırmadığını açıklamalıdır.

Uygulamada sanık müdafii bakımından dikkat edilmesi gerekenler

Sanık müdafii öncelikle HAGB kararının tarihini tespit etmelidir. Çünkü 1 Haziran 2024 öncesi ve sonrası kararlar farklı kanun yollarına tabidir.

1 Haziran 2024 sonrasında verilen HAGB kararlarında istinaf dilekçesi yalnızca HAGB koşullarına yöneltilmemelidir. Mahkûmiyet hükmündeki:

Delil değerlendirme hataları, Hukuka aykırı deliller, Eksik araştırma, Suç vasfındaki hata, Gerekçesizlik, Savunma hakkının sınırlandırılması, Ceza tayini ve bireyselleştirme hataları

da ileri sürülmelidir. Çünkü yeni sistemde açıklanması geri bırakılan hüküm, usul ve esas yönünden denetlenebilmektedir.

HAGB her dosyada sanık lehine en iyi sonuç olarak görülmemelidir. Beraat imkânı güçlü olan bir dosyada HAGB; mesleki, idari, disiplin veya özel hukuk sonuçları nedeniyle sanık üzerinde uzun süreli bir belirsizlik yaratabilir. HAGB’nin genel adli sicilde görünmemesi, başka hiçbir hukuki süreçte etkisinin bulunmadığı anlamına gelmez.

Katılan ve mağdur vekili bakımından dikkat edilmesi gerekenler

Mağdur vekili, HAGB’ye yalnızca suçun adı üzerinden itiraz etmek yerine somut olayın ağırlığını ortaya koymalıdır. Özellikle:

Eylemin işlenme biçimi, Mağdurun yaşı ve savunmasızlığı, Fiziksel ve ruhsal etkiler, Sağlık ve psikiyatri raporları, Sanığın kamu görevlisi olması veya kamu gücü kullanması, Cezanın alt sınırdan belirlenmesi, Takdiri indirimlerin gerekçesiz uygulanması, Mağdura hiçbir giderim sağlanmaması, Yaptırımın caydırıcılığının ortadan kalkması

ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır.

E.A. kararı, HAGB’nin mağdur açısından etkili giderim sağlamadığı ve yaptırımı yalnızca “ceza tehdidine” dönüştürdüğü yönündeki itirazlarda doğrudan kullanılabilecek niteliktedir.

Hukuk, iş ve disiplin yargılamaları bakımından sonuç

Bir hukuk veya disiplin mahkemesi, HAGB’ye konu olayla ilgili bağımsız inceleme yapabilir. Fakat kararını yalnızca HAGB’ye dayandıramaz ve açıklanmamış mahkûmiyet hükmünü kesin delil olarak kabul edemez.

Doğru yaklaşım, ceza dosyasındaki delilleri kendi yargılamasının ispat ölçülerine göre değerlendirmek ve karar dilinde masumiyet karinesini korumaktır. “HAGB kararı verilmiştir” şeklindeki nesnel bir açıklama ile “kişi suçu işlemiş ve mahkûm olmuştur” şeklindeki suçlayıcı değerlendirme arasında anayasal açıdan önemli bir fark bulunmaktadır.

Sonuç

HAGB, sanığın topluma yeniden kazandırılması ve mahkûmiyetin ağır sonuçlarından korunması amacını taşıyan önemli bir kurumdur. Ancak bu amaç kuruma sınırsız bir uygulama alanı tanımamaktadır.

Rıza Gençoğlu kararı, HAGB’ye ilişkin taleplerin etkili biçimde incelenmesi gerektiğini; Oğuz Tiftikçier kararı, HAGB’nin başka yargılamalarda kesinleşmiş mahkûmiyet gibi kullanılamayacağını; Asım Arı kararı ve karşıoyları, sanığın bilinçli tercih ve kanun yolundan feragat hakkını; E.A. kararı ise HAGB’nin ağır insan hakkı ihlallerinde cezasızlık aracına dönüşemeyeceğini göstermektedir.

Anayasa Mahkemesinin 2023 ve 2025 tarihli iptal kararlarıyla ortaya çıkan genel sonuç açıktır: HAGB, ancak sanığın adil yargılanma ve hükmü denetletme hakkını koruyan, mağdur açısından etkili giderim sağlayan, ağır hak ihlallerinde cezasızlığı önleyen ve yargısal takdiri yeterli gerekçeye bağlayan bir sistem içinde anayasal meşruiyetini sürdürebilir.

Mevcut düzenleme 30 Eylül 2026’ya kadar yürürlüktedir. Ancak HAGB’nin geleceği, kanun koyucunun Anayasa Mahkemesinin özellikle kötü muamele, kamu gücü kullanımı, yaptırımın caydırıcılığı ve mağdurun etkili korunması konusundaki tespitlerine uygun yeni bir düzenleme yapıp yapmayacağına bağlıdır.

Nacioğlu Kılıç Hukuk ve Danışmanlık
AYNI ALANDA
İnsan Hakları HukukuBireysel başvurunun hukuki niteliği ve sınırları

İnceleme konusu: 6216 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü ve süreye ilişkin seçilmiş AYM kararları TEMEL SONUÇ Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda en tehlikeli hata, “kesinleşme şerhini”, kanun yararına bozma….

İncele →
Ceza HukukuAvukatın emeği ile mahkemeye erişim hakkı

Bir davanın sonunda hükmedilen vekâlet ücreti, çoğu zaman hüküm fıkrasındaki son birkaç satırdan ibaret görülür. İncelemede avukatlık ücreti tek bir ücretten ibaret değildir, hüküm taraf lehine kurulur, ücret avukata aittir, karşı vekâlet ücreti neden yargılama gideridir ve hangi tarife uygulanır başlıkları ele alınmaktadır.

İncele →
Ceza Hukukuİfade özgürlüğü ile hakaret suçu arasındaki

Sert eleştiri, siyasi ifade, iddia ve savunma dokunulmazlığı, mesleki eleştiri ve basın özgürlüğü bakımından karşılaştırmalı karar analizi İfade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasındaki çatışma, hakaret…. İncelemede hukuki inceleme • AYM içtihadı, ifade özgürlüğü ile hakaret suçuarasındaki sınır, av. Ali Armağan Kılıç ve 14 Temmuz 2026 başlıkları ele alınmaktadır.

İncele →