Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.
RESMÎ YAYININ ÖZETİ
Resmî yayında kararın konusu
Resmî derginin anahtar kelimeleri: -İnşaatın Geç Tamamlanması, -Maddi Zarar, -Usuli Kazanılmış Hak, -Bozma Kararına Uyulması
Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 107-117).
Dairenin bozma kararına uyulması sonucu oluşan usuli müktesep hakkın, yeni bir bilirkişi heyetiyle inceleme yapılması esnasında, ilk bozma kararında işaret edilen ödenecek bir zarar miktarı olup olmadığının tespiti için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan yapı yaklaşık birim maliyetleri hakkındaki tebliğlere göre hesaplama yapılmasına ilişkin olduğu, sonuç olarak Dairenin itibar etmediği, enflasyondan arındırılarak hesaplama yapılması gerekliliği hariç bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarı ve zarar hesaplama yönteminin, taraflar yönünden usuli müktesep hak oluşturmadığının kabulü gerektiği hakkında.
Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.
Tam metne erişim
Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.
Resmî kararın tamamına geçin ↓RESMÎ KARAR METNİ
Kararın tam metni
Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2021/2107 Karar No : 2022/1800 Anahtar Kelimeler : -İnşaatın Geç Tamamlanması, -Maddi Zarar, -Usuli Kazanılmış Hak, -Bozma Kararına Uyulması Özeti : Dairenin bozma kararına uyulması sonucu oluşan usuli müktesep hakkın, yeni bir bilirkişi heyetiyle inceleme yapılması esnasında, ilk bozma kararında işaret edilen ödenecek bir zarar miktarı olup olmadığının tespiti için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan yapı yaklaşık birim maliyetleri hakkındaki tebliğlere göre hesaplama yapılmasına ilişkin olduğu, sonuç olarak Dairenin itibar etmediği, enflasyondan arındırılarak hesaplama yapılması gerekliliği hariç bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarı ve zarar hesaplama yönteminin, taraflar yönünden usuli müktesep hak oluşturmadığının kabulü gerektiği hakkında. TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) : … Dış Ticaret A.Ş. VEKİLİ : Av. … II- (DAVALI) : Antakya Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Hatay 1. İdare Mahkemesinin 15/04/2021 tarih ve E:2021/466, K:2021/584 sayılı ısrar kararının maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının davalı, işin esasına yönelik kısmının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava Konusu İstem: Hatay ili, Antakya ilçesi, Güzelburç Beldesi, Güzelbirlik Mahallesi, … parsel sayılı taşınmazda, davalı idarece verilen yapı ruhsatına istinaden başlanılan inşaatın, yapı tatil tutanağı ile mühürlenerek durdurulması nedeniyle, inşaatın geç tamamlanması ve faaliyete geç
başlanılmasından dolayı, inşaat maliyet farkı, demirbaş fiyat farkı, yemek gelir kayıpları ile net kar ve gecikme zammından kaynaklandığı ileri sürülen 1.851.781,00-TL maddi zararın inşaatın durdurulduğu 16/12/1999 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Hatay 1. İdare Mahkemesinin 27/09/2019 tarih ve E:2019/145, K:2019/998 sayılı kararıyla; Mahkemelerinin 30/07/2017 tarih ve E:2015/1972, K:2017/2109 sayılı kararının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 24/05/2018 tarih ve E:2018/420, K:2018/4043 sayılı kararı ile bozulması üzerine, bozma kararına uyularak, Dava dosyasının ve dosya üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, 11/07/2019 tarihli raporda; "... İnşaatın geri kalan kısmı olan %60’ının 2000-2001 yılı YYM ortalaması ile tutarı olan 350.078.841.000 TL’nin inşaatın durdurulmasından sonra fiyat artışlarından korunmak için başka yatırım araçlarında değerlendirilerek inşaatın yeniden başlatılmasına izin verilen 22.04.2004 tarihine kadar 989.112.757-TL.sına ulaşabileceği hesaplanmakta ve aynı tarihteki Yapı Yaklaşık Maliyetlerinin 2004-2005 ortalaması ile tutarı 937.737.000 TL-sının ile inşaatın %60’ının yapılabileceği hesaplandığından, inşaat maliyetlerindeki artışın genel fiyat artışlarının altına seyrettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle; İnşaatın durdurulması nedeniyle mal sahibinin “İnşaat fiyat farkı ve/veya inşaat maliyetlerindeki genel fiyat artışı nedenleri ile bir zararının söz konusu olmayacağı değerlendirilmektedir. 2. Hesaplamaya göre; Mal sahibi tarafından işin %40’ı kadar kısmı için zaten harcama yapılarak kaba inşaatı yapılmış olduğundan, fiyat farkından etkilenmeyecektir. İnşaata yeniden başlandığı zaman aynı mal varlığı hazır bulunacak ve mal varlığında eksilme söz konusu olmadığından, “fiyat farkı” söz konusu olmayacağı kanaatindeyiz. İnşaatın durdurulduğu sırada inşaatın yapıma hiç başlanmayan geri kalan %60’lık kısmı için inşaatın durdurulması ile inşaat için ayrılan sermayenin başka yatırım olanaklarında değerlendirilmesi mal sahibinin uhdesinde bulunmaktadır. Bu durumda inşaat fiyatları artsa bile inşaat için ayrılan sermaye olan 2000 Yılı YYM ile (314.597.697.000TL.) başka yatırım araçlarında değerlendirilmiş olacağından, enflasyon ve fiyat artışlarına karşı
korunmuş olacağı için (1.212.491.000.000 TL’sına ulaşabileceği hesaplandığından ) inşaatın yapımına yeniden başlandığında, geri kalan inşaatın 886.788.000.000 TL-sına yapılabileceği hesaplandığından planlama sırasında ayrılan meblağın yeteceği ve bu durumda şirketin mal varlığındaki eksilme söz konusu olmayacağından, fiyatlar genel seviyesindeki artışa bağlı olarak ve fiyat farkının oluşması nedeniyle mal sahibinin zararının söz konusu edilemeyeceği değerlendirilmektedir. Her iki hesaplama yönteminin sonucunda da görüleceği üzere; 2000- 2005 yıllarındaki inşaat fiyatlarındaki artış, genel fiyatlardaki artışın gerisinde kaldığından dava konusu inşaatın durdurulmasından kaynaklanan “inşaat fiyat farkı ve/veya inşaat fiyatlarındaki artış nedeniyle mal sahibinin zararından söz edilemeyeceği..." yönünde görüş ve tespitlere yer verildiğinden, davacı şirkete ait inşaatın durdurulmasında, her ne kadar idarenin bir hizmet kusuru mevcut ise de; davalı idarenin tazminat yükümlülüğünün doğması için bir arada bulunması gereken şartlardan diğeri olan ''zarar'' şartının, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere olayda meydana gelmediği, Diğer yandan; davacı şirketin maddi tazminat taleplerinin tamamının reddine karar verildiğinden, maddi tazminat talebi ile ilgili olarak davalı idare lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi, davacının, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu ortaya çıkaracağından, davalı idare lehine reddedilen maddi tazminat talebi yönünden, nispi yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete daha uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine ve davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 11/02/2020 tarih ve E:2019/21443, K:2020/1285 sayılı kararıyla; Anayasanın 125. maddesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b ve 49. maddesine yer verildikten sonra, temyiz incelemesi sonunda Danıştay'ın; görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi veya usul hükümlerine uyulmaması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı, kararı bozulan mahkemenin kendisine gönderilen dosyayı yeniden inceleyerek bozma kararına uyarak karar verebileceği veya bozma kararına uymayarak eski kararında ısrar edebileceğinin kurala bağlandığı, Bakılan davada, davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen Hatay 1. İdare Mahkemesinin 30/10/2017 tarih ve E:2015/1972, K:2017/2109 sayılı kararının temyiz incelemesi neticesinde, Danıştay
Ondördüncü Dairesinin 24/05/2018 tarih ve E:2018/420, K:2018/4043 sayılı kararı ile "...davalı idarenin kusurundan dolayı davacının inşaat fiyat farkı nedeniyle uğradığı zararın belirlenmesi için Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporda hesap hatası yapıldığı, tazminat miktarının yanlış hesaplandığı, tazminat miktarının Danıştay Ondördüncü Dairesinin 27/11/2013 tarih ve E:2013/2817, K:2013/8544 sayılı kararında belirtilen esaslar çerçevesinde tespit edilmesi gerektiğinden yeni bir bilirkişi heyetinden hesap raporu alınarak yeniden karar verilmesi..." gerekçesiyle bozulduğu, bunun üzerine, Mahkemece bozmaya uyulduğu belirtilerek verilen temyize konu kararda, yeni bilirkişi heyetinin düzenlediği rapora itibar edildiği belirtildikten sonra, davacının zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre, mahkemelerce bozma kararına uyulduğu takdirde bozma esasları doğrultusunda karar verilmesi gerektiği, Uyuşmazlık konusu olayda, her ne kadar Mahkemece, bozma kararına uyulduğu belirtilmiş ise de, davacının zararının miktarına ilişkin olarak, bozma kararı doğrultusunda bir değerlendirme yapılarak karar verilmediği, zararın oluşup oluşmadığına ilişkin değerlendirme yapılmak suretiyle hazırlanan ve davacının zararının oluşmadığı yönünde tespitte bulunulan bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddine karar verildiği, Bu durumda; Mahkemece, bozma gereklerine uygun inceleme ve değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, taraflardan birisi lehine, diğeri aleyhine olmak üzere, kesinleşen kısımları da aşacak şekilde tazminat talebinin tamamının reddi yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı, Öte yandan; kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, maddi tazminat davalarında vekalet ücretinin nispi şekilde belirlenmesi gerektiğinden, yeniden verilecek kararda, bu hususun da dikkate alınması gerektiği sonucuna varılarak, Hatay 1. İdare Mahkemesinin 27/09/2019 tarih ve E:2019/145, K:2019/998 sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Israr Kararının Özeti: Hatay 1. İdare Mahkemesinin 15/04/2021 tarih ve E:2021/466, K:2021/584 sayılı kararıyla; Mahkemelerinin 30/10/2017 tarih ve E:2015/1972, K:2017/2109 sayılı; davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki kararına esas alınan bilirkişi raporunda yapılan maddi hata sonucu, anılan dosyada davacı şirketin zararının oluştuğu sonucuna varıldığı, dolayısıyla işbu dava kapsamında yapılan hesaplamanın, mezkûr dosya hakkında verilen kararın
bozulmasına dair Danıştay Ondördüncü Dairesinin 24/05/2018 tarih ve E:2018/420, K:2018/4043 sayılı kararında işaret edilen hususlar dikkate alınarak ve bozma kararına uygun olarak tanzim edildiği anlaşılmakla, 2019 yılına ait bilirkişi raporuna karşı ileri sürülen itirazın, esaslı olarak raporu kusurlandırmadığı, raporun hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlikte olduğu, maddi hata yapılarak tanzim edildiği anlaşılan önceki bilirkişi raporunun, davacı şirket lehine usûli müktesep hak oluşturduğunun kabulüne olanak bulunmadığı, Bu durumda, davacı şirkete ait inşaatın durdurulması olayında her ne kadar idarenin bir hizmet kusuru mevcut ise de; davalı idarenin tazminat yükümlülüğünün doğması için bir arada bulunması gereken şartlardan bir diğeri olan ''zarar'' şartının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 24/05/2018 tarih ve E:2018/420, K:2018/4043 sayılı kararında işaret edilen hususlar dikkate alınarak hazırlanan- bilirkişi raporunda belirtildiği üzere oluşmadığı görüldüğünden, inşaat fiyat farkına dayalı olarak talep edilen tazminat isteminin reddedilmesi gerektiği gerekçesi eklenmek suretiyle, davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiği, dosya kapsamında yer alan önceki bozma kararları doğrultusunda, bozmaya uyulduğundan usuli müktesep hakları doğduğu nazara alınmaksızın, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, zira daha önce zararın doğduğu sonucuna varılarak tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verildiği ve bu kararın, tazminatın doğduğu yönündeki kısmında isabetsizlik görülmeyip, hesaplanmasında hata yapıldığı gerekçesi ile bozulduğu, İdare Mahkemesince de bu bozma kararına uyulduktan sonra, artık zararın doğup doğmadığı yönünden yeniden değerlendirme yapılmasının hukuken mümkün olmadığı, belirtilen nedenlerle ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, kararın, davanın reddine ilişkin kısmı isabetli olmakla birlikte, lehlerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde isabet bulunmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı tarafın temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ BAHAR AKGÜL ÇALIŞKAN'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Hatay 1.
İdare Mahkemesi kararının, ısrara ilişkin kısmının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dosyasının incelenmesinden, yapı sahibi olarak davacı şirket adına, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde öğrenci yurdu yapımı amacıyla, 15/03/1999 tarih ve 1999/6 sayılı yapı ruhsatının düzenlendiği ve davacı tarafından inşaata başlanıldığı, 09/12/1999 tarihinde, Güzelburç Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğü elemanları tarafından düzenlenen zabıt varakası ile inşaatın o gün itibarıyla, "...dört adet katın kolonlarının bitmiş vaziyette olduğu ve betonlarının vurulduğu..." belirlemelerine yer verilerek, beşinci katın kolonlarının bitme aşamasında olduğunun tespit edildiği, 16/12/1999 tarih ve 11 sayılı işlem ile de yapının mühürlendiği, davacı tarafından o tarihten itibaren inşaata devam edilmediği, mühürleme işleminin iptali istemiyle Adana 1. İdare Mahkemesinin E:2000/22 sayılı dosyasında dava açıldığı, daha sonra 10/02/2000 tarih ve 8 sayılı belediye encümeni kararı ile, taşınmazın tarla vasfında olduğu ve yapı ruhsatının imar planına göre düzenlenmediği gerekçesiyle, davacıya verilen ruhsatın iptaline, yapının yıktırılmasına ve idari para cezası verilmesine karar verildiği görülmüştür. Yapının mühürlenmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, davanın reddi yolundaki Adana 1. İdare Mahkemesinin E:2000/22, K:2000/1159 sayılı kararının, dosya kapsamında aynı tarih ve sayılı iki adet yapı ruhsatı düzenlendiğinin görüldüğü ve her iki ruhsat aslının dosyada bulunmadığı, bu yapı ruhsatlarına ilişkin sahtecilik suçundan Hatay Ağır Ceza Mahkemesince yargılama yapıldığından, bu davanın sonucunun beklenilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle,
Danıştay Altıncı Dairesinin 22/05/2002 tarih ve E:2001/1878, K:2002/3080 sayılı kararı ile bozulduğu, Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin E:2001/14, K:2003/295 sayılı kararı ile de, davacı şirketin yetkilisi olan …'nin üzerine atılı olan resmi belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının, olayda oluşmadığı gerekçesiyle beraatine ve …. tarafından ağır ceza mahkemesi dosyasına sunulan ruhsatın gerçek olduğuna karar verildiği, bu itibarla Güzelburç Belediye Encümeninin 20/04/2004 tarih ve 10 sayılı, "...Belediye yetkililerinin yapmış olduğu idari tasarruflarının hatalı ve haksız bir fiil oluşturduğu anlaşılmış olup, Belediyemizi zarara uğratmamak ve haklarını koruyabilmek için durdurulan inşaata devam edilebilmesi için... " şeklindeki kararı ile de, davacı şirket yetkilisine tebligat yapılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Bu süreçte; davacı tarafından, hukuka aykırılığı ortaya konulan işlemler nedeniyle inşaatı durdurulduğundan, maddi zarara uğranıldığı iddiası ile ilk olarak adli yargıda açılan davada, Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2004/55, K:2004/317 sayılı kararı ile, davanın kabulüne (inşaat fiyat farkları toplamı, demirbaş fiyat farkları toplamı, yemek gelir kayıpları ile yemek hariç işletme gelir-giderinden kaynaklı net kar + gecikme zammı kalemlerinden oluşan) ve toplam 1.851.781.740,000-TL'nin, inşaatın durdurulduğu 16/12/1999 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi neticesinde, Yargıtay tarafından, davalılardan Güzelburç Belediye Başkanlığı yönünden davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulması üzerine, ilk derece mahkemesince verilen görev ret kararının kesinleşmesinden sonra da, Asliye Hukuk Mahkemesinde hükmedilen tazminat kalemleri ve bedel üzerinden görülmekte olan dava açılmıştır. Detayları aşağıda belirtileceği üzere, Kurulumuza intikal eden dava dosyasında ısrar, zarar miktarının bilirkişilerce hesaplanma yöntemine ilişkin olup Mahkeme kararında yer verilmesi nedeniyle, davacı lehine usuli müktesep hak oluşup oluşmadığı ve usuli müktesep hak kavramının incelenmesi gerekmektedir. Yargıtay'ın 04/02/1959 tarih ve E:1957/13, K:1959/5 sayılı ve 09/05/1960 tarih ve E:1960/21, K:1960/9 sayılı içtihadı birleştirme kararlarıyla hukukta uygulamaya giren usuli kazanılmış hak; bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır.
İlk derece mahkemesinin doğru bularak uyduğu bozma kararı üzerine, temyiz yerinin bozma kararı ile benimsediği esaslara aykırı şekilde bozma kararı verememesi anlamına gelen bu ilke, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide de kabul görmüştür. Bu doğrultuda, mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğacağı belirlemesine yer verilmiştir. Öte yandan, mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yasa çıkması; uygulanması gereken bir yasa hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hallerinde, usuli kazanılmış hakka göre değil, ortaya çıkan yeni hukuki durumlara göre karar verilmesi gerekmektedir. Bunların dışında, görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararına uyulmasında olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hakkın uygulanması mümkün değildir. Usuli kazanılmış hak ilkesinin idari yargıda uygulanabilirliğine gelince; İdari Yargılama Usulü Kanununda, usuli kazanılmış hak ile ilgili açık bir hüküm bulunmamakla birlikte; idari yargılama usulünün özelliklerine uygun olmak ve genel kabul gören içtihat değişikliklerinin uygulanmasını engellemeyecek nitelikte olması kaydıyla, idari yargıda da uygulanabilmesi mümkün görünmektedir. Davacının tüm tazminat talepleri yönünden Hatay 1. İdare Mahkemesince verilen E:2009/1494, K:2012/1217 sayılı davanın reddine yönelik karar, Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:2013/2817, K:2013/8544 sayılı kararı ile, inşaatın geç tamamlanmasından kaynaklı zararın doğup doğmadığı, zararın doğduğunun tespiti halinde ise bu zararın, Yapı Yaklaşık Birim Maliyetlerine ilişkin tebliğlerin dikkate alınması suretiyle hesaplanması gerektiği gerekçesi ile bozulmuş, diğer tazminat kalemleri yönünden, ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir. Bu bozma kararına uyularak, Hatay İdare Mahkemesinin 30/07/2017 tarih ve E:2015/1972, K:2017/2109 sayılı kararı ile, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması neticesinde düzenlenen rapor ve dosyanın birlikte değerlendirilmesinden, 1999 yılından inşaatın yeniden başladığı 2004 yılına kadar olan inşaat birim maliyetlerinin arasındaki fark iki şekilde hesaplanmış, Mahkemece, enflasyondan arındırılmış hali ile hesaplanan 147.328,99-TL (yeni para birimi) yönünden davanın kabulüne yönelik
verilen karar, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 24/05/2018 tarih ve E:2018/420, K:2018/4043 sayılı kararı ile, tazminat tutarı belirlenirken enflasyondan arındırılmış rakamın esas alınması isabetli olmakla birlikte, bu enflasyondan arındırılmış rakam belirlenirken, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hesap hataları yapıldığından, bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek, daha önce verilen bozma kararında belirtilen esaslar çerçevesinde, yeni bir bilirkişi heyetiyle yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak zararın miktarının tespiti amacıyla karar bozulmuştur. Bu defa, bozma kararına uyularak, yeni bir bilirkişi heyetince dosya üzerinden yaptırılan inceleme neticesinde düzenlenen 11/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda, bilirkişilerce iki farklı hesaplama yöntemi belirlenmiş, bunlardan ilki Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:2013/2817, K:2013/8544 sayılı ilk bozma kararında işaret edilen ve 10/07/2017 tarihli bilirkişi raporunda da yer alan hesaplamaya göre yapılan değerlendirmede, inşaatın 2001 yılında kalan kısmının biteceği öngörülerek, 2000 ve 2001 yıllarına ilişkin ortalama Yapı Yaklaşık Maliyetlerine (YYM) göre yapım maliyetinin 350.078.841,000-TL(eski para birimi) olacağı, bu bedelin, davacı uhdesinde kaldığı ve TÜFE oranları uygulandığında, 2001-2004 yılları arasında 989.112,757-TL tutara ulaşacağı, yine Yapı Yaklaşık Maliyetlerine ilişkin genelgelere göre, inşaatın yeniden başladığı ve tamamlandığı 2004- 2005 yıllarındaki ortalamaya göre, yapının kalan kısmının 937.737,000-TL bedelle yapılabileceği hesaplanmış; bu hesaplamalara göre, inşaatın geri kalan kısmı olan %60'ının 2000-2001 yılı tamamlanma maliyeti olan 350.078.841,000-TL'nin, inşaatın durdurulmasından sonra fiyat artışlarından korunmak için başka yatırım araçlarında değerlendirilerek, inşaatın yeniden başlatılmasına izin verilen 22/04/2004 tarihine kadar 989.112,757-TL tutara ulaşabileceği, bu tarihlerde de inşaatın kalan kısmının 937.737.000-TL bedel ile yapılabileceğinin hesaplandığı, inşaat maliyetlerindeki artışın, genel fiyat artışlarının altında seyrettiğinden davacının herhangi bir zararının doğmadığı görüş ve tespitine yer verilmiştir. Bilirkişilerce, ikinci hesaplama yönteminde ise; genel fiyat artışları ve YYM artışlarının incelenmesi ve mukayesesinin yapılmasına ihtiyaç duyulmuş, inşaat 16/12/1999 tarihinde %40 seviyesinde durdurulduğundan ve 1999 yılı sonuna gelindiğinde, inşaatın kalan %60 seviyesindeki kısmının 2000 yılı fiyatlarıyla yapılabileceğinden, 2000 yılı verilerine göre için 314.597.682,000-TL(eski para birimi) yapım maliyeti hesaplanmış, davacının, inşaatının durdurulmasından sonra inşaatın geri kalan %60'lık kısmında kullanacağı sermayesini, başka yatırım araçlarında değerlendirerek enflasyona karşı korumaya muktedir olduğu, buna göre de 314.597.682,000-
TL'nin, inşaatın yeniden başlamasına izin verildiği tarihe kadar ulaşacağı değerin, inşaatın yeniden başladığı tarihteki inşaat YYM altında kalması halinde mal sahibinin zararından söz edilebileceği belirtilerek yapılan hesaplamalarda; 2000 yılı Ocak ayı ile inşaatın yeniden başlanmasına izin verildiği 2004 yılı Nisan ayı TÜİK endeksleri incelendiğinde; bu bedelin 1.212.491.000.000-TL tutara ulaşabileceği hesaplanmış, inşaatın yeniden başlamasına izin verildiği 22/04/2004 tarihindeki geri kalan %60 seviyesindeki inşaatın, inşaat maliyetlerine göre 2004 yılında 886.788.000,000-TL bedel ile yapılabileceği hesaplandığından, inşaatın durdurulması nedeniyle, davacının, bu hesaplama yöntemine göre de, bir zararının söz konusu olmayacağı tespitine yer verilmiş ve rapor doğrultusunda Mahkeme tarafından 27/09/2019 tarih ve E:2019/145 K:2019/998 sayılı kararla, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/21443, K:2020/1285 sayılı kararıyla, Mahkemece bozma gereklerine uygun inceleme ve değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, taraflardan birisi lehine, diğeri aleyhine olmak üzere, kesinleşen kısımları da aşacak şekilde tazminat talebinin tamamının reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş, bu defa anılan bozma kararına uyulmayarak, 2017 yılında düzenlenen ilk bilirkişi raporunda yapılan maddi hataya dayalı olarak verilen karar nedeniyle, davacı lehine usuli müktesep hak oluşmadığı gerekçesi eklenerek davanın reddi yolundaki önceki kararda ısrar edilmiştir. Olayda, Dairenin, her ne kadar bozma gerekçesinde, ilk bilirkişi raporundaki maddi hatalar gösterilmiş ise de, Daire tarafından bu bilirkişi raporuna sonuç itibarıyla "enflasyondan arındırılmış rakamın" esas alınmasına yönelik kısmı hariç itibar edilmediği ve bir önceki bozma kararında belirtilen ilkeler çerçevesinde yeniden ve yeni bir bilirkişi heyetiyle bilirkişi incelemesi yaptırılarak tazminat miktarı tesbitinin yapılmasının gerektiği belirtildiğinden, Dairenin bozma kararına uyulması sonucu ilk bilirkişi raporunda belirtilen tazminat hesaplama yönteminin ve tazminat miktarının taraflar yönünden lehe veya aleyhe usuli müktesep hak oluşturduğunun kabulü mümkün bulunmamaktadır. Dairenin bozma kararına uyulması sonucu oluşan usuli müktesep hakkın, yeniden ve yeni bir bilirkişi heyetiyle inceleme yapılması esnasında, Dairenin ilk bozma kararında işaret ettiği ödenecek bir zarar miktarının olup olmadığının tesbiti için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Bayındırlık ve İskan Bakanlığı) tarafından yayımlanan Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri hakkındaki tebliğlere göre hesaplama yapılmasıdır. Dolayısıyla bozma
kararına uyulması sonucu söz konusu hususlar yönünden, tarafların usuli müktesep hakkının oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Sonuç olarak Dairenin itibar etmediği, enflasyondan arındırılarak hesaplama yapılması gerekliliği hariç bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarı ve zarar hesaplama yönteminin, taraflar yönünden usuli müktesep hak oluşturmadığının kabulü gerekmektedir. Buna göre, Daire ile mahkeme arasında zararın oluşup oluşmadığı hususunda bir çekişme bulunmadığı, son bilirkişi raporunda kullanılan hesaplama yöntemi sonucu, ödenmesi gereken bir zarar miktarının oluşmadığının belirtilmesi sebebiyle, Dairesince, davacıya ödenmesi gereken bir zarar miktarının oluşup oluşmadığı yönünden, inceleme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda; Hatay 1. İdare Mahkemesinin kararının ısrara ilişkin kısmı, hukuka uygun bulunmuş olup, temyiz istemleri yönünden inceleme yapılması amacıyla, dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekmektedir. Diğer yandan, temyize konu ısrar kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedildiğinden, kararın bu kısmında, ısrara ilişkin bir husus bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Hatay 1. İdare Mahkemesinin temyize konu 15/04/2021 tarih ve E:2021/466, K:2021/584 sayılı kararının ısrara ilişkin kısmının ONANMASINA, 3. Temyiz aşamasında davacıdan fazlanan alınan 91,10-TL harcın davacıya iadesine, 4. Uyuşmazlığın esası ve davalının temyiz istemi hakkında karar verilmesi için dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/05/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Kararın kaynağı
- Resmî kaynak
- Kararın resmî tam metin kaydı ↗
- Resmî PDF içindeki yeri
- T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 12 (2023) · PDF sayfa 107–117
- Resmî metnin alındığı tarih
- Metin ve künye kontrolü
Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.
Kaynak bütünlük bilgisi
Seçilen karar metni SHA-256: 2368227972283e028320c85668271ec90151373fa4f3b123425f86b0adb8bbcf
Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: 6d9a101048becdbb6a24ce905b780818fe9084265151f06d30567221d5bfe636
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.
← İçtihat arşivine dönün