İdare Hukuku

İdari Dava Daireleri Kurulu: Taşınmaz Kültür Varlığı, Mülkiyet Hakkı, Hakça Giderim

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 2019/1224 E., 2020/530 K., 27.02.2020

Kararın tam metnine geçin

Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.

RESMÎ YAYININ ÖZETİ

Resmî yayında kararın konusu

Resmî derginin anahtar kelimeleri: -Taşınmaz Kültür Varlığı, -Mülkiyet Hakkı, -Hakça Giderim

Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 22-42).

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 6. maddesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarından olduğu belirtilen mozaiklerin, bulunduğu yerden kopmak ya da ayrılmak suretiyle bağımsız hale gelmiş parçalarının, taşınır kültür varlığı olarak nitelendirilemeyeceği, ulusal meri mevzuat çerçevesinde, dava konusu mozaik tabloların mülkiyetini iktisap etmediği anlaşılan, diğer ülkelerin mevzuatına göre de mülkiyeti iktisap ettiğini belgelendiremeyen ve Ülkemizin de tarafı olduğu 14/11/1970 tarihinde kabul edilen Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşme çerçevesinde yapılan değerlendirme kapsamında iyiniyetli olmadığı anlaşılan davacıya, mozaik eserlere müzede el konulması nedeniyle, hakça bir giderim ya da ikramiye ödenmesine hukuken olanak bulunmadığı hakkında.

Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.

Tam metne erişim

Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.

Resmî kararın tamamına geçin ↓

RESMÎ KARAR METNİ

Kararın tam metni

Resmî kaynağı aç

Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.

T.C. D A N I Ş T A Y İdari Dava Daireleri Kurulu Esas No : 2019/1224 Karar No : 2020/530 Anahtar Kelimeler : -Taşınmaz Kültür Varlığı, -Mülkiyet Hakkı, -Hakça Giderim Özeti : 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 6. maddesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarından olduğu belirtilen mozaiklerin, bulunduğu yerden kopmak ya da ayrılmak suretiyle bağımsız hale gelmiş parçalarının, taşınır kültür varlığı olarak nitelendirilemeyeceği, ulusal meri mevzuat çerçevesinde, dava konusu mozaik tabloların mülkiyetini iktisap etmediği anlaşılan, diğer ülkelerin mevzuatına göre de mülkiyeti iktisap ettiğini belgelendiremeyen ve Ülkemizin de tarafı olduğu 14/11/1970 tarihinde kabul edilen Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşme çerçevesinde yapılan değerlendirme kapsamında iyiniyetli olmadığı anlaşılan davacıya, mozaik eserlere müzede el konulması nedeniyle, hakça bir giderim ya da ikramiye ödenmesine hukuken olanak bulunmadığı hakkında. Temyiz Eden (Davalı) : Kültür ve Turizm Bakanlığı Vekili : Av. … Karşı Taraf (Davacı) : … Vekili : Av. … İstemin Konusu : Ankara 8. İdare Mahkemesinin 27/02/2019 tarih ve E:2019/40, K:2019/378 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Yargılama Süreci : Dava Konusu İstem : Davacının Kuveyt'ten satın alarak Türkiye'ye getirdiği mozaik tablolara el konularak İstanbul Müze Müdürlüğüne emanet edilmesi nedeniyle, söz konusu tabloların, kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek bu miktar üzerinden kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 19/03/2009 tarih ve 53730 sayılı işleminin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : Ankara 8. İdare Mahkemesinin 29/06/2017 tarih ve E:2017/1029, K:2017/1776 sayılı kararıyla; Mahkemelerinin 16/12/2010 tarih ve E:2009/668, K:2010/2330 sayılı davanın reddi yolundaki kararının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 29/05/2013 tarih ve E:2011/14561, K:2013/4111 sayılı kararıyla onanması, kararın düzeltilmesi isteminin de aynı Dairenin 18/06/2014 tarih ve E:2013/10178, K:2014/6916 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulduğu ve Anayasa Mahkemesinin 15/02/2017 tarih ve B.No:2014/13966 sayılı kararı ile Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, yeniden yargılama yapılması için dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, bu nedenle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabul edilerek işin esasının yeniden incelendiği; Davacının, Türkiye'ye sokmaya çalıştığı mozaik tablolara el konularak İstanbul Müze Müdürlüğüne emanet edildiği, hakkında toplu ithal kaçakçılığı suçundan açılan davada Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/03/2007 tarih ve E:2000/794, K:2007/81 sayılı kararı ile sanıkların eyleminin 2863 sayılı Kanun kapsamında değerlendirileceği, sanıklar hakkında bu suç ile ilgili evrakın tefrik edilerek Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin E:2001/163 sayılı dosyasında davanın görüldüğü, anılan Mahkemenin 07/04/2006 tarih ve K:2006/241 sayılı kararı ile sanıkların 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefet suçundan, suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarına yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden bahisle beraatlerine karar verilerek suça konu 2863 sayılı Kanun kapsamında tasnif ve tescile tabi müzelik değerdeki eserlerin zoralımına karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 26/05/2008 tarih ve

E:2008/4811, K:2008/14241 sayılı kararı ile temyiz inceleme gününde 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan zamanaşımı süresi dolduğundan kamu davasının ortadan kaldırılmasına, 2863 sayılı Kanun kapsamında olduğu belirlenen dava konusu tescil ve tasnife tabi tarihi eser niteliğindeki eşyaların ise müzeye verilmesine karar verildiği, Olayla ilgili Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda; dava konusu döşeme mozaiği panoların (dört adet) in situ olarak bulunduğu yerden kaçak kazı yapılarak sökülmüş olduğu, mozaik panoların hem üzerindeki mitolojik tasvirler hem de işçilik özellikleriyle Akdenizin doğu ülkelerinde hakim olan Geç Roma dönemi mozaik sanatının konu ve üslup özelliklerini taşıdığı, sanat tarihi açısından önem taşıyan müzelik değerde olan bu mozaik eserlerin tescile ve tasnife tabi olduğu, onarımlarının yapılarak müzede korunması gerektiği hususlarının belirtildiği, Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Bulanlara, Haber Verenlere ve Yakalayan Kamu Görevlilerine Verilecek İkramiye ile İlgili Yönetmeliğin amacının, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan taşınır kültür ve tabiat varlıklarını bulanlara, varlığını haber verenlere ve bunları yakalayan kamu görevlilerine Devlet tarafından ikramiye verilmesini düzenlemek olduğu, taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için ise ihbar ikramiyesinin ödenmeyeceği belirtilmiş olsa da, 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca taşınmaz kültür varlığı olan dava konusu mozaik eserlerin yurt dışından getirilmesinin aynı Kanun'un 33. maddesi uyarınca serbest olduğu, davacının bunları iyi niyetle elde ederek yurda soktuğu hususları gözetildiğinde, söz konusu mozaik eserlerin kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek bu miktar üzerinden kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir. Daire Kararının Özeti : Danıştay Ondördüncü Dairesinin 07/06/2018 tarih ve E:2017/2771, K:2018/4515 sayılı kararıyla; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 5 ve 13. maddeleri gereğince, devlet malı niteliğinde olan taşınmaz kültür varlıklarının Bakanlığın izni olmadan satılamayacağı, hibe edilemeyeceği veya mülkiyet hakkına ya da başka bir ayni hakka konu edilemeyeceğinin açık olduğu, Aynı Kanun'un 6. maddesinde, mozaiklerin, korunması gerekli kültür varlığı örneklerinden olduğunun belirtildiği,

Ayrıca, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Koleksiyoncuların Envanterinde Bulunan Taşınmaz ve Taşınmaz Parçaları ile ilgili 01/11/2007 tarih ve 737 sayılı İlke Kararı'nda yer alan düzenlemelerden, aslında taşınmaz olup da bir bütünün parçası iken çeşitli sebeplerle yerinden sökülerek fiili olarak taşınır hale gelen eserlerin korunması için ilgili mevzuatın taşınır kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin hükümlerinin taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için de uygulanabileceğinin, ancak bu tarz eserlerin yine de müzelere devrinin zorunlu olduğunun anlaşıldığı, 2863 sayılı Kanun'un 33. maddesinde yurt dışından kültür varlığı getirmenin serbest olduğu düzenlenmiş ise de; Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinde, yurt dışından kültür varlığı getirecek olanların, söz konusu varlıkların her birinin niteliklerini, orijinlerini ve gümrük kodlarını belirten fotoğraflı envanter listesini veya uluslararası standarda uygun ihraç izin belgesinin bir nüshasını Bakanlığa vermek zorunda olduklarının belirtildiği, Bu kapsamda, ülkemiz kökenli olmamakla birlikte bir başka ülkenin korunması gerekli kültür varlıklarından olabileceği ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler gereği köken ülkeye iadesi gerekebileceğinden getirilen eserlerin gümrükte beyan edilmesinin gerektiği, kaldı ki bu tür eserlerin yurt dışından getirilmesi sırasında gümrük vergisinden de muaf olduğu, Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından uzun yıllar işçi olarak çalıştığı Kuveyt'te iken tanıdığı Kuveyt vatandaşı bir şahıstan 80.000 ABD doları karşılığında (Davacının iddiası bu yönde olmakla birlikte, dosyaya ibraz edilen fatura vb. belge bulunmamaktadır.) geç Roma dönemine ait olduğu anlaşılan dört adet mozaik tablonun satın alındığı, bu eserlerin gümrük beyanında bulunarak ülkeye sokulmaya çalışıldığı, gümrüğe ibraz edilen belgede "dört adet tahta sandık içinde bez üstüne işlemeli mozaik vitray işlemesi" olarak beyan edildiği, eserlerin incelenmek üzere gümrük ambarına alındığı, ancak bu yolla eserleri yurda sokamayacağını düşünen davacının bu konuda dava dışı kişilerin de yardımını alarak resmi yoldan 13/10/2000 tarihinde davaya konu mozaik eserleri Almanya'ya götürülmek üzere yurt dışına çıkardığı, daha sonra bu eserlerin, yasal olmayan yollarla yurda sokulduğu ve kolluk kuvvetleri tarafından yapılan operasyonla Şişli'deki bir depoda 21/11/2000 tarihinde ele geçirilmesi üzerine İstanbul Müze Müdürlüğüne emanet edildiğinin anlaşıldığı,

Belirtilen bu açıklamalar ve Anayasa Mahkemesinin 15/02/2017 tarih ve B.No:2014/13966 sayılı kararında yer verilen gerekçe doğrultusunda, davacının mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediğinin ve Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşme'nin 7. maddesi kapsamında hakça bir giderim ödenmesi için davacının gerekli şartları taşıyıp taşımadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiği, Konunun mülkiyet hakkı yönünden incelenmesinden; Anayasa ve Türk Medeni Kanunu'nun mülkiyet hakkına ilişkin hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararları birlikte değerlendirildiğinde, bir kimsenin mal üzerinde (taşınır veya taşınmaz) mülkiyet hakkını kazanabilmesi için mevzuatta gerekli şartları taşıyarak hukuk düzeni tarafından korunan yollarla mülkiyeti iktisap etmiş olması gerektiği, Davacı tarafından, mozaik eserlerin Kuveyt'ten 80.000 ABD Doları ödeyerek satın alındığı iddia edildiği halde, dosyada eserlerin satın alındığına ilişkin fatura vb. olmadığı gibi, söz konusu eserlerin tarihi eser vasfında olması nedeniyle Kuveyt'in iç hukuk düzenine göre belli şartlar yerine getirildikten sonra (Eğitim İdaresinden izin alınması, idareye bildirilmesi gibi) mülkiyetinin iktisap edilebileceği anlaşılmasına rağmen, bu konuya ilişkin bilgi ve belgeler de dosyaya sunulamadığından, davacının satın aldığını iddia ettiği eserlerin mülkiyetini Kuveyt'in iç hukuk kurallarına göre kazanamadığının anlaşıldığı, Ayrıca, bu tür eserlerin ülkemize sokulmasının belli şartlara bağlandığı (müzeye haber verilmesi, uluslararası standartlara uygun ihraç izin belgesinin bir nüshasının Bakanlığa verilmesi, gümrüğe bildirim yapılması gibi) halde davacı tarafından söz konusu eserlerin yurda kaçak yollarla sokulduğu, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan operasyonla ele geçirilmesi üzerine müzenin haberdar olduğunun görüldüğü, dolayısıyla hukukumuzun korumadığı yasa dışı yollarla yurda sokulup menfaat sağlanmaya çalışıldığı anlaşıldığından, iç hukuk düzenimiz açısından mülkiyet hakkının kazanıldığından bahsedilemeyeceği, Öte yandan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 737 sayılı İlke Kararı uyarınca da taşınmaz ve taşınmaz parçaları için koleksiyonculuk vb. faaliyetlerde bulunulamayacağı anlaşıldığından, 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca taşınmaz eser sayılan dava konusu dört adet mozaik eser üzerinde iç hukukumuza göre yasal yollarla mülkiyet hakkının kazanılmadığı kanaatine ulaşıldığı,

Dolayısıyla gerek Kuveyt, gerekse ülkemizin iç hukuk kuralları uyarınca mülkiyet hakkını kazanamamış olan davacının, uyuşmazlık konusu eserlerin müzede tutulmasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin söylenemeyeceği, Davacının iyiniyetli olup olmadığının incelenmesine gelince; Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşme gereğince hakça giderim yapılabilmesi için ilk şartın eserin ülkeye girmesinden sonra edinilmesi, ikinci şartın ise iyi niyetle edinilmesi olduğu, Olayda, davacının dava konusu mozaik eserleri yurt dışında edindiği, ülkeye sokmaya çalışırken gümrüğe yanıltıcı beyanlarda bulunduğu, ülkeye sokmak için ilk denemede başarısız olunması üzerine eserlerin Almanya üzerinden yurda gizlice sokulduğu ve daha sonra eserlerin kolluk kuvvetlerinin operasyonuyla yakalandığı, davacı hakkında açılan ceza davası dosyasının incelenmesinden de eserlerin yurda kaçak olarak sokulması için birçok kişiyle görüşülüp olayın organize edildiği anlaşıldığından, davacının iyiniyetli olduğunun kabul edilemeyeceği, Bu durumda, gerek davacının mülkiyet hakkını edinemediği gerekse iyiniyetli olmadığı hususları birlikte dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu dört adet mozaik eser için kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, Öte yandan, 20/04/2009 tarih ve 27206 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinde, yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı uygun görülmeyen tescil dışı bırakılan kültür varlıklarının müzede alıkonulacağı düzenlemesine yer verildiği, Davalı idare tarafından, 30/04/2018 tarihinde Danıştay kaydına giren dilekçenin ekinde yer alan mozaik eserlerin incelenmesine dair 01/02/2018 tarihli Komisyon Raporunda, incelenen mozaiklerin teknikleri, tesseralarının dizilimi, kullanılan tesseraların renk dağılımı, cinsleri, kompozisyonlarında görülen betimlemelerin orantısızlığı, ışık-gölge efektleri göz önüne alındığında ve orjinal olan mozaikler ile yapılan karşılaştırmalar neticesinde dava konusu dört adet mozaik eserin orjinal olmadığının anlaşıldığı belirtilerek, 2863 sayılı Kanun uyarınca korunması gerekli kültür varlığı olmamasına rağmen orjinallerine olan benzerliklerinden kaynaklanan yanıltıcı nitelikleri gereği piyasada dolaşmasının uygun görülmediği

görüşüne yer verildiğinden söz konusu eserlerin Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca müzede tutulmaları gerektiğinin açık olduğu sonucuna varılarak Ankara 8. İdare Mahkemesinin 29/06/2017 tarih ve E:2017/1029, K:2017/1776 sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Israr Kararının Özeti : Ankara 8. İdare Mahkemesinin 27/02/2019 tarih ve E:2019/40, K:2019/378 sayılı kararıyla; dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. Temyiz Edenin İddiaları : Davalı idare tarafından, ikramiye ödenmesi için mevzuatta aranan şartların hiçbirinin gerçekleşmediği, yurt dışından eser getirmek serbest olsa da bunun kaçak yollarla yapılmasının kabul edilemeyeceği, getirilen eserlerin gümrükte beyan edilmediği, davacı iyiniyetli malik konumunda olmadığından mülkiyet hakkının ihlalinden de söz edilemeyeceği, taraf olunan uluslararası sözleşmeler gereğince eserlerin ait olduğu ülkeye iadesi söz konusu olabileceğinden, davaya konu eserlerin Kuveyt'e iade edilmesi için davacıya verilmesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağı, 01/02/2018 tarihli Komisyon Raporunda bu eserlerin, taklit olduğu ve yanıltıcı nitelikleri gereği müzede alıkonulmaları gerektiği belirtildiğinden, idareleri uhdesinde kalmaları gerektiği, ısrar kararının Daire kararında yer alan gerekçeler doğrultusunda bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Karşı Tarafın Savunması : Davacı tarafından, İdare Mahkemesince verilen kararın sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hâkimi Bünyamin Canbolat'ın Düşüncesi : Israr kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İnceleme ve Gerekçe: Maddi Olay : Davacı uzun yıllardır Kuveyt'te işçi olarak çalışmakta iken 80.000 ABD doları karşılığında satın aldığını belirttiği (Davacının iddiası bu yönde

olmakla birlikte, dosyaya ibraz edilen fatura vb. belge bulunmamaktadır.) Geç Roma dönemine ait dört adet mozaik tabloyu 17/08/2000 tarihinde, "dört adet tahta sandık içinde bez üstüne işlemeli mozaik vitray işlemesi" olarak beyan ederek yurda sokmaya çalışmış ancak bu tablolar gümrük ambarına alınmıştır. Bu şekilde yurda sokulamayacağı anlaşılan söz konusu tablolar 13/10/2000 tarihinde Almanya'ya gönderilmiş, sonrasında davacıyla irtibatlı olduğu anlaşılan … isimli bir şahıs tarafından bu tablolar yasal olmayan yollarla yeniden yurda sokulmuş, bu tarihi eserlere kolluk görevlilerince 21/11/2000 tarihinde …'ye ait olan ve İstanbul ili, Şişli ilçesinde bulunan bir depoda el konularak, eserler İstanbul Müze Müdürlüğüne emanet edilmiştir. Davacı ve bu olayla ilgili görülen diğer on sanık hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 11/12/2000 tarihli iddianamesi ile "toplu ithal kaçakçılığı" suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/3/2007 tarih ve E:2000/794, K:2007/81 sayılı kararı ile sanıkların ayrı ayrı beraatlerine ve suça konu eserlerin müsaderesine hükmedilmiştir. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 26/05/2008 tarih ve E:2008/4811, K:2008/14241 sayılı ilamıyla, zaman aşımı nedeniyle hükmün bozulmasına ve kamu davasının ortadan kaldırılmasına, 2863 sayılı Kanun kapsamında olduğu belirlenen dava konusu tescil ve tasnife tabi tarihi eser niteliğindeki eşyanın ise müzeye verilmesine karar verilmiştir. Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2000/794 sayılı dosyasında başvurucunun da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında "2863 sayılı Kanun'a Muhalefet" suçundan dosya tefrik edilerek Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Anılan Mahkemenin 07/04/2006 tarih ve E:2001/163, K:2006/241 sayılı kararı ile sanıkların atılı suçu işlediklerinin sabit olmadığı gerekçesiyle ayrı ayrı beraatlerine hükmedilmiştir. Katılan sıfatıyla İstanbul Muhakemat Müdürlüğünce karar temyiz edilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 29/06/2009 tarih ve E:2008/3788, K:2009/7764 sayılı ilamıyla; "Suçtan doğrudan doğruya zarar gören Kültür Bakanlığı adına Hazine vekilinin katılma isteğinde bulunması ve müdahilliğine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, doğrudan zarar görmeyen Maliye Bakanlığının müdahilliğine karar verilmesi hukuken geçersiz olup hükmü temyiz hakkı vermeyeceğinden Hazine vekilinin vaki temyiz isteminin .... . reddine" karar verilmiştir.

Davacı tarafından, söz konusu mozaik eserlerin kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek ikramiye ödenmesi veya eserlerin kendisine iade edilmesi istemiyle 25/02/2009 tarihinde yapılan başvurunun "ikramiye talebine ilişkin hususların 2863 sayılı Kanun'un 64. maddesi ve Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Bulanlara, Haber Verenlere ve Yakalayan Kamu Görevlilerine Verilecek İkramiye ile İlgili Yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirildiği, adı geçen Kanun ve ilgili Yönetmelik hükmü uyarınca da ancak taşınır kültür ve tabiat varlıklarını bulanlara ikramiye verileceği, söz konusu mozaik eserlerin ise 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca taşınmaz kültür varlığı grubuna girdiği" gerekçesiyle, 19/03/2009 tarih ve 53730 sayılı işlemle reddi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Ankara 8. İdare Mahkemesinin 16/12/2010 tarih ve E:2009/668, K:2010/2330 sayılı davanın reddi yolundaki kararının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 29/05/2013 tarih ve E:2011/14561, K:2013/4111 sayılı kararıyla onanması, kararın düzeltilmesi isteminin de aynı Dairenin 18/06/2014 tarih ve E:2013/10178, K:2014/6916 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin 15/02/2017 tarih ve B.No:2014/13966 sayılı kararı ile Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, yeniden yargılama yapılması için dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine, Ankara 8. İdare Mahkemesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemi kabul edilerek işin esası yeniden incelenmiştir. Anayasa Mahkemesinin anılan ihlal kararında özetle; Başvurucunun, yurt dışından getirdiği mozaik eserlere el konulması ve herhangi bir müsadere kararı bulunmamasına rağmen tabloların iade edilmeyip, tazminat da ödenmemesi nedeniyle mülkiyetten yoksun kaldığına ilişkin iddiaları kapsamında bütün şikayetlerin mülkiyet hakkı çerçevesinde inceleneceği, Başvurucunun mozaik eserleri Kuvveyt'te yaşadığı dönemde satın aldığını iddia ettiği, eserlerin karşılığında 80.000 ABD Doları ödeme yaptığı, dolayısıyla başvurucunun karşılığında parasal bir bedel ödediği dikkate alındığında, bu eski eserlerin "ekonomik bir değer" ifade ettiği ve somut olay bakımından Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı,

Mozaik tablolara ceza soruşturması kapsamında el konulduğu ve yapılan ceza yargılaması neticesinde taşınmaz kültür varlığı olmasına karşın bu tabloların korunması gerekli eski eser niteliğinde oldukları gerekçesiyle "müzeye verilmesine" karar verildiği, bu şekliyle eserlerin müzede tutulmasının Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğunun açık olduğu, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla eserlerin müsadere edilmesine karar verilirken herhangi bir Kanun maddesine işaret edilmediği gibi müsadere ile ilgili de herhangi bir gerekçeye dayanılmadığının görüldüğü, müsadere kararının temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin kararıyla eserlerin "2863 sayılı Kanun kapsamında olduğu belirlenen tescil ve tasnife tabii eserler" olduğundan bahisle müzeye verilmesine karar verildiği, Başvurucunun müzede tutulan eserlerin iadesi veya ikramiye verilmesi istemiyle açtığı davada İdare Mahkemesince verilen kararda, ülkemizin de tarafı olduğu Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşmenin 7. maddesindeki koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmediği, böylece başvurucunun iyi niyetli malik konumunda olup olmadığının açıklığa kavuşturulmadığı, Yurt dışından edinilerek yurda getirilen özel mülke konu kültür varlıklarının korunmasını ve gerek duyulduğunda müzelere alınmasını sağlama hususunun kamu makamlarının takdirinde olduğu, ancak mülkiyet hakkına yapılan bu müdahale ve sınırlamanın, belirlenen meşru amaç doğrultusunda Kanuna dayalı olarak ölçülülük ilkesi ve kamu yararı ile bireyin hakları arasında olması gereken adil denge de gözetilerek yapılmasının zorunlu olduğu, bunun için de öncelikle malike, uygulanan tedbirlere karşı savunma ve itirazlarını etkin biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması, söz konusu iddia ve savunmaların makul biçimde karşılanması ve ayrıca malikin iyi niyetli olduğunun tespit edilmesi durumunda zararının tazmini gerekeceği belirtilmiş, Sonuç olarak; kamu makamlarının, kültür varlıklarının korunmasında geniş bir takdir yetkisi olduğu kabul edilmekle birlikte, başvurucunun kanuna göre yurt dışında edindiği kültür varlıklarını getirmesinin serbest olmasından dolayı iyi niyetli malik olduğu gerekçesiyle eşyaların iadesi veya zararının tazmin edilmesi gerektiği yönündeki iddiaları, idari ve yargısal süreçler boyunca yeterli ve makul bir biçimde karşılanmadığına göre başvurucuya mülkiyet hakkı kapsamında etkin bir itiraz hakkının tanınmadığının değerlendirildiği, bu nedenle, yapılan müdahalenin kamu

yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasındaki adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu ve başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği sonucuna varılarak, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Ankara 8. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlgili Mevzuat : 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmüne; 63. maddesinde ise, "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir. İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol'ün "Mülkiyetin Korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almıştır. Ülkemizin de tarafı olduğu 14/11/1970 tarihinde kabul edilen Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşme'nin 3. maddesinde, taraf devletlerce kabul edilmiş mevzuata aykırı olarak yapılan kültür varlıklarının ithal, ihraç ve mülkiyet transferinin kanunsuz olduğu belirtilmiş ve bu Sözleşme ile taraf devletler bakımından çeşitli yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülükler çerçevesinde Sözleşme'nin 7. maddesinde, bu Sözleşme'nin ilgili devletler için yürürlüğe girmesinden sonra çalınıp ithal edilmiş kültür varlıklarıyla ilgili taraf devletin başvurması üzerine el konulacağı ve bu varlıkları iyi niyetli alıcı sıfatıyla edinmiş olan sahibine ise hakça bir giderim ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde, "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmüyle mülkiyet hakkının sınırları belirlenmiş, aynı Kanun'un 3.

maddesinde, "Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz." hükmüne yer verilmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun; 3. maddesinde, "Kültür varlıkları; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır." tanımına yer verilmiş, 6. maddesinde, "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır: a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19'uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar, b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar, c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları, d) Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tesbit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler. Ancak, Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar. Kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya ve isihkamlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su yolları, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgahlar; çeşme ve sebiller; imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, siteller, sinagoklar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar; külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar, mozaikler, peri bacaları ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür varlığı örneklerindendir.";

5. maddesinde, "Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. ..."; 13. maddesinde, "Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup, usulüne göre tescil ve ilan olunan, her çeşit korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ile bunlara ait korunma sınırları dahilindeki taşınmazlar, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan, gerçek ve tüzelkişilere satılamaz, hibe edilemez."; 24. maddesinde, "Devlet malı niteliğini taşıyan korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının Devlet elinde ve müzelerde bulundurulması ve bunların korunup değerlendirilmeleri Devlete aittir. Bu gibi varlıklardan gerçek ve tüzelkişilerin ellerinde bulunanlar, değeri ödenerek Bakanlık tarafından satın alınabilir. ...", 25. maddesinde, "Dördüncü maddeye göre Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirilen taşınır kültür ve tabiat varlıkları ile 23’üncü maddede belirlenen korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bilimsel esaslara göre tasnif ve tescile tabi tutulurlar. Bunlardan Devlet müzelerinde bulunması gerekli görülenler, usulüne uygun olarak müzelere alınırlar. ..."; 32. maddesinde, "Yurt içinde korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları yurt dışına çıkarılamaz. ..."; 33. maddesinde, "Yurt dışından kültür varlığı getirmek serbesttir." ; 64. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer üstünde, yer altında ve su altında bulunan taşınır kültür varlıklarını 4’üncü maddede yazılı makam ve mercilere, aynı maddede yazılı süreler içerisinde haber verenlere: a) Bulunan varlık, bunların mülkü içinde ise bu Kanunun 24’üncü ve 25’inci maddeleri uygulanır. Ayrıca ikramiye verilmez. b) Bulunan varlık başkasının mülkü içinde ise Kültür ve Turizm Bakanlığınca varlığın değeri dikkate alınarak, takdir olunacak bedelin % 80'i ikramiye olarak bulan ile mülk sahibi arasında yarı yarıya paylaştırılır. c) Kültür varlığı Devlete ait arazide bulunmuş ise, takdir olunacak bedelin %40'ı bulana ikramiye olarak verilir. d) Nerede bulunursa bulunsun haber verilen kültür varlığı korunması gerekli nitelikte olmadığı takdirde haber verenlere bu Kanunun 25’inci maddesindeki işlem uygulanır. Ayrıca ikramiye verilmez.

e) Nerede olursa olsun yeni bulunup da 4’üncü maddede yazılı süreler içinde haber verilmediğinden dolayı gizlenmiş sayılan kültür varlıklarını haber verenler ile, bunları yakalayan kamu görevlilerine, 1905 sayılı "Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Haklarının ve Daimi Vergilerin Mektumlarını Haber verenlere Verilecek İkramiyelere Dair Kanun "da taşınır mallar için gösterilen oranlar dahilinde tespit edilen bedel ikramiye olarak verilir. j) Yukarıdaki fıkralardan herhangi biri uyarınca kültür varlıklarını bulan, haber veren veya yakalayan kişiler birden fazla ise verilecek ikramiyeler bunlar arasında eşit olarak paylaştırılır. g) Yukarda belirtilen ikramiyelerin tahakkuk ve tediyesine ait işlemler Maliye ve Kültür ve Turizm bakanlıklarınca birlikte hazırlanacak yönetmelik esaslarına göre yapılır.", hükümlerine yer verilmiştir. 23/03/2010 tarih ve 27530 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinde, "(1) Yurt dışından koleksiyon getirmek serbesttir. Kültür ve tabiat varlıklarından oluşan koleksiyon getirenler, varlıkların her birinin niteliklerini, orijinlerini ve gümrük kodlarını belirten fotoğraflı envanter listesini veya uluslararası standarda uygun ihraç izin belgesinin bir nüshasını Bakanlığa vermek zorundadırlar. Bu şekilde giren varlıklar beyan listesine veya ihraç izin belgesine uygun olarak yurt dışına çıkarılabilir (2) Kanun hükümlerine göre korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları edinenler bunları yurt dışına çıkaramazlar. (3) Yurt dışından getirilen koleksiyonlar öncelikle Bakanlığa bağlı müzelere bağışlanabilir veya satılabilir. Bakanlığa bağlı müzelerce satın alınmayan taşınır kültür ve tabiat varlıkları başka koleksiyonculara ve özel müzelere satılabilir veya devredilebilir." düzenlemeleri yer almıştır. 20/04/2009 tarih ve 27206 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinde ise, "Değerlendirme Komisyonu tarafından, korunması gerekli görülmeyerek tescil dışı bırakılan kültür ve tabiat varlıkları, sahiplerine bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 sayılı Tescil Dışı Taşınır Kültür ve Tabiat Varlığı Belgesi ile iade edilir. Ancak yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı uygun görülmeyen tescil dışı bırakılan kültür varlıkları müzede alıkonulur." hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Koleksiyoncuların Envanterinde Bulunan Taşınmaz ve Taşınmaz Parçaları ile İlgili 01/11/2007 tarih ve 737 sayılı İlke Kararı ile; "Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları ve bunlara ait parçalarının taşınır kültür ve tabiat varlığı koleksiyonculuğu faaliyetine konu olduğunun anlaşılması üzerine söz konusu taşınmazların koleksiyonculuk faaliyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği ve söz konusu uygulamanın hukuken mümkün olmadığının 11/03/2005 ve 29917 sayılı Genelge ile ilgili Valiliklere bildirilmiştir. ... Bu itibarla mevcut halde koleksiyoncu envanter kayıtlarında Danıştay Altıncı Daire tarafından alınan 2005/5139 esasında kayıtlı 5193 nolu ve 13/11/2006 tarihli karar doğrultusunda yasa dışı bir şekilde yer almış olduğu belirtilen taşınmaz nitelikteki kültür ve tabiat varlıklarının, korunmak üzere müzelere alınması ya da tespitinin mümkün olması halinde esas kullanıldığı veya tamamlayıcısı olduğu ortama konulması hususunun ilgili Koruma Bölge Kurulunca değerlendirilerek, oluşturulacak karar doğrultusunda uygulamada bulunulması gerektiğine, Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığının 11/03/2005 tarih ve 29917 sayılı Genelge'sinin yayımlandığı tarihe kadar Devlet Müzeleri denetimindeki koleksiyoncular tarafından envanter defterlerine kaydedildiği anlaşılan taşınmaz kültür ve tabiat varlığı veya bu nitelikteki bir bütünü tamamlayan unsurların ilgili Devlet müzelerinin bilgisi dahilinde bulunmalarına rağmen mevcut halde 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ilgili maddeleri ve gerekse bu Kanuna dayalı "Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmelik" hükümleri gereğince ayrıca Danıştay Altıncı Dairenin 2005/5139 esasında kayıtlı 5193 nolu ve 13/11/2006 tarihli kararı gereği birlikte değerlendirildiğinde bu tür varlıkların kayıt altında bulunsa bile Devlet müzelerine devrinin zorunlu olduğuna, ..." karar verilmiştir. Öte yandan, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilk iki fıkrasında, "(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. ... (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir." düzenlemelerine yer verilmiştir. Hukuki Değerlendirme: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 6. maddesinde, mozaiklerin korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarından olduğu belirtildiği halde, anılan Kanun'da, uyuşmazlıkta olduğu gibi, bu tür eserlerin, herhangi bir yöntemle bulunduğu yerden sökülmesi durumunda taşınır kültür varlığı niteliği kazanıp kazanmayacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu hususta tespit edilen ilk düzenleme, taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunlara ait parçaların taşınır kültür ve tabiat varlığı koleksiyonculuğu faaliyetine konu olduğunun anlaşılması üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan 11/03/2005 tarih ve 29917 sayılı Genelge ile yapılmış ve bu Genelge ile söz konusu taşınmazların koleksiyonculuk faaliyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği ve bu tür uygulamanın hukuken mümkün olmadığı ilgili Valiliklere bildirilmiştir. 11/03/2005 tarih ve 29917 sayılı Genelge'nin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 13/11/2006 tarih ve E:2005/5139, K:2006/5193 sayılı kararıyla, "...2863 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle belirlenen taşınmazın taşınmaz kültür varlıklarına ait olan ve bir nedenle taşınmaz kültür varlığından kopmak ya da ayrılmak suretiyle taşınır hale gelen ve anılan maddede örneklenmek suretiyle sayımı da yapılan bağımsız hale gelmiş parçaları, koleksiyonculuk faaliyetine konu taşınır kültür varlığı olarak nitelendirmeye olanak bulunmamaktadır. Aksi yorumla, taşınmaz kültür varlığından ayrılarak taşınır hale gelen parçaların taşınır kültür varlığı niteliği kazanacağına ilişkin bir değerlendirme, bu eski eserlerin tahribatını ve beraberinde ticaretini artırıcı etkiye yol açacaktır. Bu durumda, taşınmaz kültür varlıklarına ait olan parçaların koleksiyon envanter defterine kaydedilemeyeceği yolunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bunun üzerine, Kültür ve Turizm Bakanlığının 30/01/2007 tarih ve 14430 sayılı Genelge'si ile, taşınmaz kültür varlığının tamamlayıcısı olan parçaların aslından ayrılması mümkün olmadığından, koleksiyoncuların envanter defterinde kayıtlı kültür ve tabiat varlıkları arasında, 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesinde sayılan korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları ve bunlara ait parçaların olup olmadığı tespit edilerek, anılan

taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunlara ait parçaların müze müdürlüğüne teslim edilmesinin sağlanması, teslim etmeyen koleksiyoncular hakkında 2863 sayılı Kanun'un 73. maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin bir düzenleme daha getirildiği, bu Genelge'nin iptali istemiyle açılan davada ise Danıştay Altıncı Dairesinin 23/02/2009 tarih ve E:2007/2672, K:2009/1742 sayılı kararıyla, 11/03/2005 tarih ve 29917 sayılı Genelge'nin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verildiği belirtilerek, dava konusu 30/01/2007 tarih ve 14430 sayılı Genelge'de de hukuka aykırılık bulunmadığı, ayrıca, esasen taşınmaz kültür varlıklarına ait olan parçaları satın alma olanağı bulunmadığından, uyuşmazlığa konu Genelge'de anılan parçaların müze müdürlüklerine tesliminin bir ücret karşılığında sağlanmasına ilişkin düzenleme getirilmemesinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verildiği ve bu kararın Kurulumuzun 17/02/2011 tarih ve E:2009/1597, K:2011/79 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleştiği görülmektedir. Dolayısıyla, anılan Genelgeler ve bu Genelgeler hakkında verilmiş yargı kararları gereğince, taşınmaz kültür varlığından kopmak ya da ayrılmak suretiyle bağımsız hale gelmiş parçaları, taşınır kültür varlığı olarak nitelendirmeye olanak bulunmamaktadır. Aksi yaklaşım, bu eski eserlerin tahribatını ve beraberinde ticaretini artırıcı etkiye yol açacaktır. Ulusal meri mevzuatımızda, kültür ve tabiat varlıklarıyla ilgili ikramiye hususu, 2863 sayılı Kanun'un 64. maddesinde ve bu Kanun hükümlerine göre hazırlanan Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Bulanlara, Haber Verenlere ve Yakalayan Kamu Görevlilerine Verilecek İkramiye ile İlgili Yönetmelik'te düzenlenmektedir. Ancak, gerek Kanun'un 64. maddesindeki düzenleme, gerekse anılan Yönetmeliğin ilgili düzenlemeleri Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan taşınır kültür ve tabiat varlıklarını kapsamaktadır. Bu nedenle, 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesi gereğince taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olan ve yerinden koparılmakla taşınır kültür varlığı haline gelmeyen dava konusu mozaikler için, davacıya, anılan ulusal düzenlemeler çerçevesinde ikramiye ödenmesine imkan bulunmamaktadır. Ancak, ülkemizin de tarafı olduğu 14/11/1970 tarihinde kabul edilen Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle ilgili Sözleşme'nin 7. maddesinde, çalınıp ithal edilmiş kültür varlıklarını iyiniyetli alıcı sıfatıyla edinmiş olan sahibine hakça bir giderim ödenmesi gerektiği düzenlendiğinden, konunun, davacının mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik Anayasa Mahkemesince verilen 15/02/2017 tarih ve

B.No:2014/13966 sayılı karardaki gerekçeler de gözetilerek, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde de değerlendirilmesi gerekmektedir. Danıştay Ondördüncü Dairesinin bozma kararında da belirtildiği üzere, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Koleksiyoncuların Envanterinde Bulunan Taşınmaz ve Taşınmaz Parçaları ile ilgili 01/11/2007 tarih ve 737 sayılı İlke Kararı'nda yer alan düzenlemeler gereğince, aslında taşınmaz olup da bir bütünün parçası iken çeşitli sebeplerle yerinden sökülerek fiili olarak taşınır hale gelen eserlerin korunması için ilgili mevzuatın taşınır kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin hükümlerinin taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için de uygulanabileceği, ancak bu tarz eserlerin yine de müzelere devrinin zorunlu olduğu açıktır. 2863 sayılı Kanun'un 33. maddesinde yurt dışından kültür varlığı getirmenin serbest olduğu düzenlenmiş ise de; Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinde, yurt dışından kültür varlığı getirecek olanların, söz konusu varlıkların her birinin niteliklerini, orijinlerini ve gümrük kodlarını belirten fotoğraflı envanter listesini veya uluslararası standarda uygun ihraç izin belgesinin bir nüshasını Bakanlığa vermek zorunda oldukları belirtilmiştir. Bu kapsamda, ülkemiz kökenli olmamakla birlikte, bir başka ülkenin korunması gerekli kültür varlıklarından olabileceği ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler gereği köken ülkeye iadesi gerekebileceğinden, getirilen eserlerin gümrükte beyan edilmesi gerekmektedir. Kaldı ki, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2000/794 sayılı dosyasına kayıtlı davada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile esas hakkında verilen karardan, bu tür eserlerin yurt dışından getirilmesi sırasında gümrük vergisinden de muaf olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa ve Türk Medeni Kanunu'nun mülkiyet hakkına ilişkin hükümleri çerçevesinde, bir kimsenin mal (eşya) üzerinde (taşınır veya taşınmaz) mülkiyet hakkını kazanabilmesi için mevzuatta gerekli şartları taşıyarak hukuk düzeni tarafından korunan yollarla mülkiyeti iktisap etmiş olması gerekmektedir. Davacı tarafından, mozaik eserlerin Kuveyt'ten 80.000 ABD Doları ödenerek satın alındığı iddia edilmiş ise de, dosyada eserlerin satın alındığına ilişkin fatura veya fiş gibi bir belge olmadığı gibi, söz konusu eserlerin tarihi eser vasfında olması nedeniyle Kuveyt'in iç hukuk düzenine göre belli şartlar yerine getirildikten sonra (Eğitim İdaresinden izin alınması, idareye bildirilmesi gibi) mülkiyetinin iktisap edilebileceğinin anlaşılmasına rağmen, bu konuya ilişkin bilgi ve belgelerin de bulunmadığı görülmektedir.

Ayrıca, bu tür eserlerin ülkemize sokulmasının belli şartlara bağlanmasına (müzeye haber verilmesi, uluslararası standartlara uygun ihraç izin belgesinin bir nüshasının Bakanlığa verilmesi, gümrüğe bildirim yapılması gibi) rağmen davacı tarafından söz konusu eserlerin, yurda kaçak yollarla sokulduğu, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan operasyonla ele geçirilmesi üzerine müzenin eserlerden haberdar olduğu da görülmektedir. Öte yandan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 737 sayılı İlke Kararı uyarınca, taşınmaz ve taşınmaz parçaları için koleksiyonculuk vb. faaliyetlerde bulunulamayacağı anlaşıldığından, 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca taşınmaz eser sayılan dava konusu dört adet mozaik eser üzerinde, yasal yollarla mülkiyet hakkının iktisap edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, davacının, sözü edilen kültür varlıklarının mülkiyetini iktisap edemediği anlaşıldığından, Anayasa'nın 63. maddesindeki, kültür varlıklarını koruma ödevi çerçevesinde, Devletin, uluslararası iade yükümlülüğünün doğabileceği hususunu da gözeterek, dava konusu dört adet mozaik tabloyu müzede tutmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davacının iyiniyetli olup olmadığının incelenmesine gelince; Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşme gereğince hakça giderim yapılabilmesi için ilk şart, eserin ülkeye girmesinden sonra edinilmesi, ikinci şart ise, iyi niyetle edinilmesidir. Olayda, davacının dava konusu mozaik eserleri yurt dışında edindiği, ülkeye sokmaya çalışırken gümrüğe getirdiği ürünlerin, "dört adet tahta sandık içinde bez üstüne işlemeli mozaik vitray işlemesi" olarak bildirmek suretiyle yanıltıcı beyanda bulunduğu, ülkeye sokmak için ilk denemede başarısız olunması üzerine eserlerin Almanya üzerinden yurda gizlice sokulduğu ve daha sonra eserlerin kolluk kuvvetlerinin operasyonuyla yakalandığı, davacı hakkında açılan ceza davası dosyasının incelenmesinden de eserlerin yurda kaçak olarak sokulması için birçok kişiyle görüşülüp olayın organize edildiği anlaşıldığından, davacının iyiniyetli olduğu kabul edilemez. Bu durumda, gerek davacının mülkiyeti, kazanamadığı gerekse iyiniyetli olmadığı hususları birlikte dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu dört adet mozaik eser için kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Diğer taraftan, davalı idare tarafından sunulan, 30/04/2018 tarihinde Danıştay kaydına giren dilekçenin ekinde yer alan mozaik eserlerin incelenmesine dair 01/02/2018 tarihli Komisyon Raporunda, incelenen mozaiklerin teknikleri, tesseralarının dizilimi, kullanılan tesseraların renk dağılımı, cinsleri, kompozisyonlarında görülen betimlemelerin orantısızlığı, ışık-gölge efektleri göz önüne alındığında ve orjinal olan mozaikler ile yapılan karşılaştırmalar neticesinde dava konusu dört adet mozaik eserin orjinal olmadığının anlaşıldığı belirtilerek, 2863 sayılı Kanun uyarınca korunması gerekli kültür varlığı olmamasına rağmen orjinallerine olan benzerliklerinden kaynaklanan yanıltıcı nitelikleri gereği piyasada dolaşmasının uygun görülmediği görüşüne yer verildiğinden, söz konusu eserlerin Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca müzede tutulmaları gerektiği açıktır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 15/02/2017 tarih ve B.No:2014/13966 sayılı ihlal kararı doğrultusunda, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesi uyarınca yeniden yargılama yapılması gerektiği halde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53. maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi isteğinin kabul edildiği ve işin esasının bu suretle yeniden incelendiği görülmektedir. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesine göre, Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlal, bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Bu durumda Mahkeme, yeniden yargılama yapmakla yükümlüdür. Nitekim uyuşmazlıktaki yeniden yargılama yükümlülüğü de Anayasa Mahkemesinin, anılan ihlal kararının bir örneğini, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere Mahkemeye göndermesinden kaynaklanmıştır. 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinde ise, bir olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesi müessesesi düzenlenmiş olup, yargılamanın yenilenmesi sebepleri bu maddede sınırlı bir şekilde gösterilmiştir. Bu sınırlı sebepler arasında Anayasa Mahkemesince verilmiş ihlal kararları yer almamaktadır. Ayrıca, uyuşmazlıkta, davacı tarafından 2577 sayılı Kanun kapsamında yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması gibi bir durum da söz konusu değildir.

Bu nedenle, temyize konu ısrar kararında, vaki olmayan yargılamanın yenilenmesi isteminin kabul edildiği belirtilerek yeniden yargılama yapılması yönüyle de usul ve hukuka uyarlık görülmemiştir. Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Ankara 8. İdare Mahkemesinin temyize konu 27/02/2019 tarih ve E:2019/40, K:2019/378 sayılı ısrar kararının bozulmasına, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Ankara 8. İdare Mahkemesine gönderilmesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/02/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kararın kaynağı

Resmî PDF içindeki yeri
T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 4 (2020) · PDF sayfa 22–42
Resmî metnin alındığı tarih
Metin ve künye kontrolü

Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.

Kaynak bütünlük bilgisi

Seçilen karar metni SHA-256: d53c6ca48f0c5750a9958f191757e23c38ca7cf9ab531496a2db63d3cf1e6cde

Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: e77beebe8266eb2dc749d1784440f412abb15c558274c6abf1f16f57483ca271

← İçtihat arşivine dönün