İdare Hukuku

6. Daire: İmar Plânı, Mazbut Vakıf, Azınlık Vakfı, Akar Niteliği, Uluslararası Anlaşma

Danıştay 6. Daire, 2024/4935 E., 2024/6547 K., 14.11.2024

Kararın tam metnine geçin

Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.

RESMÎ YAYININ ÖZETİ

Resmî yayında kararın konusu

Resmî derginin anahtar kelimeleri: -İmar Plânı, -Mazbut Vakıf, -Azınlık Vakfı, -Akar Niteliği, -Uluslararası Anlaşma

Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 213-218).

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşmasının içeriğine bakıldığında Türkiye Cumhuriyet vatandaşı olan azınlıklara ve cemaatlere mütekabiliyet prensibi dahilinde belirli güvencelerin sağlandığı, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının, yönetmeliklerinin ve resmi işlemlerin uluslararası antlaşmaya aykırı ve çelişkili olamayacağının ifade edildiği kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki dinsel ve yardım kurumlarına her türlü koruyuculuğun gösterileceği ve kolaylığın sağlanacağının ve benzeri kurumlara sağlanmış olan kolaylıkların hiçbirinin bunlardan esirgenmeyeceğinin hüküm altına alındığı, sözü edilen uluslararası antlaşmaya göre, dinsel ayrımcılık yapılamayacağı ve demokratik, laik, hukuk devleti çerçevesinde … Vakfının da aralarında bulunduğu azınlık ve cemaat vakıflarına Türkiye Cumhuriyeti yasaları kapsamında eşit muamele edileceği, başka bir deyişle hiçbir grup veya topluluk arasında ayrımcılık yapılamayacağı gibi hukuk kuralları önünde eşit olan kişiler arasında ayrıcalık tanınamayacağı hususu bilinen hukuk ilkelerinden olduğundan, İdari Mahkemesince "vakıf taşınmazlarında akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılacağı yönündeki mevzuat hükmünün sadece mazbut vakıflar açısından geçerli olduğu, dava konusu taşınmazın cemaat vakfına ait olması nedeniyle bu mevzuat hükmünden yararlandırılamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin mazbut vakfa ait olmadığı ancak azınlık/cemaat vakıfları ile mazbut vakıflara karşı Türkiye Cumhuriyeti yasaları kapsamında eşit muamele edilmesinin Anayasal bir zorunluluk ve uluslararası antlaşmaların bir gereği olduğu hakkında.

Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.

Tam metne erişim

Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.

Resmî kararın tamamına geçin ↓

RESMÎ KARAR METNİ

Kararın tam metni

Resmî kaynağı aç

Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.

T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2024/4935 Karar No : 2024/6547 Anahtar Kelimeler : -İmar Plânı, -Mazbut Vakıf, -Azınlık Vakfı, -Akar Niteliği, -Uluslararası Anlaşma Özeti : 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşmasının içeriğine bakıldığında Türkiye Cumhuriyet vatandaşı olan azınlıklara ve cemaatlere mütekabiliyet prensibi dahilinde belirli güvencelerin sağlandığı, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının, yönetmeliklerinin ve resmi işlemlerin uluslararası antlaşmaya aykırı ve çelişkili olamayacağının ifade edildiği kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki dinsel ve yardım kurumlarına her türlü koruyuculuğun gösterileceği ve kolaylığın sağlanacağının ve benzeri kurumlara sağlanmış olan kolaylıkların hiçbirinin bunlardan esirgenmeyeceğinin hüküm altına alındığı, sözü edilen uluslararası antlaşmaya göre, dinsel ayrımcılık yapılamayacağı ve demokratik, laik, hukuk devleti çerçevesinde … Vakfının da aralarında bulunduğu azınlık ve cemaat vakıflarına Türkiye Cumhuriyeti yasaları kapsamında eşit muamele edileceği, başka bir deyişle hiçbir grup veya topluluk arasında ayrımcılık yapılamayacağı gibi hukuk kuralları önünde eşit olan kişiler arasında ayrıcalık

tanınamayacağı hususu bilinen hukuk ilkelerinden olduğundan, İdari Mahkemesince "vakıf taşınmazlarında akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılacağı yönündeki mevzuat hükmünün sadece mazbut vakıflar açısından geçerli olduğu, dava konusu taşınmazın cemaat vakfına ait olması nedeniyle bu mevzuat hükmünden yararlandırılamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin mazbut vakfa ait olmadığı ancak azınlık/cemaat vakıfları ile mazbut vakıflara karşı Türkiye Cumhuriyeti yasaları kapsamında eşit muamele edilmesinin Anayasal bir zorunluluk ve uluslararası antlaşmaların bir gereği olduğu hakkında. TEMYİZ EDENLER : I-(DAVALI) : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … II-(DAVALI) : Üsküdar Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … Vakfı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesince verilen 29/04/2024 tarihli, E:2024/700, K:2024/1016 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava Konusu İstem : İstanbul İli, Üsküdar İlçesi, Çengelköy Mahallesi, … ada, … parsel sayılı davacı vakfın mülkiyetinde bulunan taşınmaza yönelik olarak alınan 30.03.2022 tarih ve 2022/59841 sayılı imar durum belgesi ve dayanağı İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin 21.09.2016 tarih ve 1426 sayılı kararı ile kabul edilen 1/1000 ölçekli Üsküdar Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Revizyon Uygulama İmar Planı ve 21.09.2016 tarih ve 1423 sayılı kararı ile kabul edilen 1/5000 ölçekli Üsküdar Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Revizyon Nazım İmar Planının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İstanbul 14. İdare Mahkemesinin 15/12/2023 tarihli, E:2022/1651, K:2023/2405 sayılı kararında; yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planında kısmen rekreasyon

alanı ve kısmen 20 metrelik imar yolu kullanımında kaldığı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ise kısmen 20 metrelik yol alanı ve kısmen rekreasyon alanı kullanımında kaldığı, dava konusu planların üst ölçekli çevre düzeni planı ile kendi içerisinde plan hiyerarşisine uygun olduğu, planların hazırlanması aşamasında ilgili kurum görüşlerinin alındığı ve araştırmaların yapıldığı, ayrıca plan revizyonu yapılmasına ilişkin gerekçelerin somut olarak ortaya konulduğu, dava konusu planlar ile taşınmaza getirilen fonksiyonların kamusal yarar, planlama ilke ve tekniklerine uygun olduğu, her ne kadar bilirkişilerce vakıf taşınmazı olan dava konusu taşınmaza ilişkin mazbut vakıfların akar niteliğini korumayacak biçimde planlama yapılmasının mevzuata aykırı olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de, söz konusu mevzuat hükmünün mazbut vakıflar açısından geçerli olduğu, dava konusu taşınmazın cemaat vakfına tabi olduğu ve bu mevzuat hükmünden yararlandırılamayacağı hususu da dikkate alındığında dava konusu nazım ve uygulama imar planlarında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi Kararının Özeti : İdari Dava Dairesince verilen kararda; davacı vakfa ait taşınmazın 09.10.2009 tasdik tarihli 1/5.000 ölçekli Üsküdar Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Revizyon Nazım İmar Planında; TAKS:0.15, KAKS:0.30, Hmax: 6,50 m. yapılanma koşullarında konut alanı, 04.09.2013 tasdik tarihli 1/1.000 ölçekli Üsküdar Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Revizyon Uygulama İmar Planında; kısmen Ayrık Nizam 2 kat, TAKS: 0.15, KAKS:0.30, Hmax:6,50 metre konut alanı, kısmen 15 metrelik yol alanı fonksiyonlarında kalmakta iken, dava konusu revizyon nazım ve uygulama imar planları ile rekreasyon alanına dönüştürüldüğü ve imar yolu genişliğinin 20 metreye çıkarıldığı, uyuşmazlığın da mazbut vakıf statüsünde olmayan davacı vakfa ait taşınmazın konut alanı fonksiyonundan çıkarılarak rekreasyon alanına alınmasının akar niteliğinin korunması gerekliliğine aykırı olduğu iddiasından kaynaklandığı, İdare Mahkemesi kararının dava konusu parselin mazbut vakfa değil, cemaat vakfına ait olmasından hareketle taşınmazın akar niteliğinin korunmasını gerekli kılan mevzuat hükmünden yararlanamayacağı gerekçesine dayandığı, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nın "Akalliyetlerin Himayesi" başlıklı Üçüncü Faslında yer alan 37-45. maddelerinde, azınlık olarak nitelendirilen gayrimüslim Türk tebaanın kimi bireysel haklarının yanı sıra kollektif/grup haklarının korunmasının da düzenlendiği, bu çerçevede 37. maddede, Türkiye'nin, bu fasılda yer alan hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını

ve hiçbir yasanın, hiçbir yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlere aykırı ya da çelişir olmamasını ve hiçbir yasanın, hiçbir yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlerden üstün sayılmaması hususunda yükümlü olduğu, 39. maddesinin 1. fıkrasında, müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşlarının müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık haklarıyla siyasal haklardan yararlanacağı, 42. maddesinin son fıkrasında ise, Türkiye Hükümeti'nin, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlayacağı, bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylığı ve izni sağlayacağı, ayrıca Türkiye Hükümeti'nin yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyeceği belirtilmiş, böylece azınlıkların farklı bir statüye sahip olmaları değil, diğer Türk yurttaşlarıyla aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olmaları esasının benimsendiği, yukarıda yer verilen uluslararası antlaşmanın içeriğine bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan azınlıklara ve cemaatlere mütekabiliyet prensibi dahilinde belirli güvencelerin sağlandığı, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının, yönetmeliklerinin ve resmi işlemlerin belirtilen uluslararası antlaşmaya aykırı ve çelişkili olamayacağının ifade edildiği, kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki dinsel ve yardım kurumlarına her türlü koruyuculuğun gösterileceği ve kolaylığın sağlanacağının, benzeri kurumlara sağlanmış olan kolaylıkların hiçbirinin bunlardan esirgenmeyeceğinin hüküm altına alındığı, sözü edilen uluslararası antlaşmaya göre, dinsel ayrımcılık yapılamayacağı ve demokratik, laik, hukuk devleti çerçevesinde … Vakfının da aralarında bulunduğu azınlık ve cemaat vakıflarına Türkiye Cumhuriyeti yasaları kapsamında eşit muamele edileceği, başka bir deyişle hiçbir grup veya topluluk arasında ayrımcılık yapılamayacağı gibi hukuk kuralları önünde eşit olan kişiler arasında ayrıcalık tanınamayacağı hususu bilinen hukuk ilkelerinden olduğundan, İdare Mahkemesince "vakıf taşınmazlarında akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılacağı yönündeki mevzuat hükmünün sadece mazbut vakıflar açısından geçerli olduğu, dava konusu taşınmazın cemaat vakfına ait olması nedeniyle bu mevzuat hükmünden yararlandırılamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin mazbut vakfa ait olmadığı ancak azınlık/cemaat vakıfları ile mazbut vakıflara karşı Türkiye Cumhuriyeti yasaları kapsamında eşit muamele edilmesinin Anayasal bir zorunluluk ve uluslararası antlaşmaların bir gereği olduğu, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 22. maddesi ile Vakıflar Yönetmeliğinin 180. maddesi

uyarınca mazbut vakıflar için öngörülen "vakıf taşınmazlarında akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılacağı ve akar nitelikli vakıf taşınmazlarına, imar planlarında akar niteliği olmayan fonksiyonlar verilemeyeceği" kuralının dava konusu taşınmaz için de geçerli olduğunun kabulü gerektiğinden, sözü edilen kurala aykırı şekilde davacı vakfın mülkiyetinde bulunan ve imar planlarında ayrık nizam 2 kat, TAKS: 0.15, KAKS:0.30, Hmax:6,50 metre konut alanı ile 15 metrelik yol alanı kullanımlarına özgülenen parsele, rekreasyon alanı ve 20 metrelik yol alanı fonksiyonları verilmesini öngören dava konusu imar planları ile bu plana dayalı olarak düzenlenen imar durum belgesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı usul ve kanuna aykırı olup bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İdari Dava Dairesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ HASAN ÇAĞRI KÜPELİ'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalıların temyiz istemlerinin reddine, 2. Davanın reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın kaldırılarak yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemlerin iptali yolundaki temyize konu İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesince verilen 29/04/2024 tarihli, E:2024/700, K:2024/1016 sayılı kararının ONANMASINA, 3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 14/11/2024 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.

Kararın kaynağı

Resmî PDF içindeki yeri
T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 18 (2025) · PDF sayfa 213–218
Resmî metnin alındığı tarih
Metin ve künye kontrolü

Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.

Kaynak bütünlük bilgisi

Seçilen karar metni SHA-256: b71d67aa096177a7f46d82fbc12096c6d0cfad8ffec91d9afbae2f504fdf05fe

Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: bf29ebd974cfc2e414934ea713e3296df70854016456855df6807fbc703eee16

← İçtihat arşivine dönün