İdare Hukuku

5. Daire: 2802 Sayılı Kanun, Meslekten Çıkarma Cezası, Zaman Aşımı

Danıştay 5. Daire, 2024/1379 E., 2025/3471 K., 20.03.2025

Kararın tam metnine geçin

Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.

RESMÎ YAYININ ÖZETİ

Resmî yayında kararın konusu

Resmî derginin anahtar kelimeleri: -2802 Sayılı Kanun, -Meslekten Çıkarma Cezası, -Zaman Aşımı

Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 210-228).

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu uyarınca disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle ceza soruşturması veya kovuşturması açılmış olması ve kanunda söz konusu suç için daha uzun bir zaman aşımı süresinin öngörülmüş olması durumunda, disiplin cezası verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresinin 2802 sayılı Kanun'da öngörülen 5 (beş) yıl olarak değil, Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen dava zaman aşımı süresi olarak uygulanması gerektiği; disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle kovuşturma açılmış olması ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde ise disiplin cezası verme yetkisi bakımından zaman aşımı süresinin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl olarak uygulanması gerektiği hakkında.

Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.

Tam metne erişim

Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.

Resmî kararın tamamına geçin ↓

RESMÎ KARAR METNİ

Kararın tam metni

Resmî kaynağı aç

Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.

T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2024/1379 Karar No : 2025/3471 Anahtar Kelimeler : -2802 Sayılı Kanun, -Meslekten Çıkarma Cezası, -Zaman Aşımı Özeti : 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu uyarınca disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle ceza soruşturması veya kovuşturması açılmış olması ve kanunda söz konusu suç için daha uzun bir zaman aşımı süresinin öngörülmüş olması durumunda, disiplin cezası verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresinin 2802 sayılı Kanun'da öngörülen 5 (beş) yıl olarak değil, Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen dava zaman aşımı süresi olarak uygulanması gerektiği; disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle kovuşturma açılmış olması ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde ise disiplin cezası verme yetkisi bakımından zaman aşımı süresinin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl olarak uygulanması gerektiği hakkında. DAVACI : … DAVALI : Hâkimler ve Savcılar Kurulu VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 01/12/2022 tarih ve E:2017/117, K:2022/2045 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 06/04/2023 tarih ve E:2017/117, K:2023/580 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 18/10/2023 tarih ve E:2017/117, K:2023/1679 sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Cumhuriyet Savcısı olarak yargısal faaliyetler nedeniyle işlem tesis ettiği, örgütsel amaçla hareket etmediği, uluslararası hukukta güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği, meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemlerin hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin olarak; davacının dava tarihinde 5 yıldan fazla kesinleşen hapis cezasına mahkum olması nedeniyle kısıtlı olduğu ve iş bu davayı kendisinin açamayacağı, bu nedenle öncelikle ehliyet yönünden davanın reddi gerektiği, esasa ilişkin olarak ise; davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı karar ile meslekten çıkarıldığı, davacının görev aldığı dosyalarda örgütsel saikle hareket ettiği, üzerine atılı suçlardan yürütülen ceza yargılamasının Yargıtay 5. Ceza Dairesinde devam ettiği, meslekten çıkarma cezalarında zaman aşımının söz konusu olmadığı, davacının eylemlerinin niteliği, ağırlığı, yoğunluğu ve mesleki etik değerler karşısındaki durumu dikkate alındığında mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu anlaşıldığından 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmektedir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ARMAĞAN YAŞAR GÜRÜN'ÜN DÜŞÜNCESİ : Davacı hakkında yürütülen disiplin soruşturma raporu ile dava dosyasında mevcut tüm bilgi ve belgeler birlikte incelendiğinde; davalı idarece dava konusu işlemlerin, davacının disiplin soruşturmasına konu eyleminin gerçekleştiği tarih olan 02/09/2010 tarihinden itibaren beş yıllık ceza verme zaman aşımı süresi geçtikten sonra tesis edildiği, ancak davacı hakkında disiplin ceza zaman aşımının uzamasını gerektirecek (disiplin cezasına konu eylemle ilgili olarak) Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2018/40 Esas sayılı dosyasında kovuşturmanın bulunduğu, söz konusu kovuşturmanın 8 yıllık zaman aşımı süresine tabi olması ve 02/09/2010 tarihli eylemde 02/09/2018 tarihinde zaman aşımı süresinin dolması nedeniyle, eylemin işlendiği tarih itibarıyla 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisi zaman aşımına uğradığından, davacının 01/12/2022 tarihinde meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu kararlarda bu yönüyle hukuka uyarlık görülmemiş olup, anılan kararların iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI GÜLBİN GÜNHAN'IN DÜŞÜNCESİ : Dava; davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin 01/12/2022 tarih ve E:2017/117, K:2022/2045 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin 06/04/2023 tarih ve K:2023/580 sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin 18/10/2023 tarih ve K:2023/1679 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69. maddesinin 1. fıkrasında "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir." hükmü; anılan maddenin son fıkrasında da, "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir. Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerektiği, toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebinin, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklandığı, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamalarının icap ettiği, yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılı olduğu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarları olduğu, bu mesleğin saygınlığı ve onuru hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade ettiği, Hukuk Devletinin, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve saygınlığını korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumlu olduğu, bu nedenle, yasa koyucunun, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından, meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacının FETÖ/PDY örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik biçimde bir organizasyonla hukuka aykırı eylemlerde bulunmaları nedeniyle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69'uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davacının Hâkimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve bu karara karşı açılan dava ve temyiz başvurularının reddedildiği, hakkında yapılan ceza yargılamasında İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/06/2018 tarih ve E:2017/30, K:2018/115 sayılı kararıyla 6 Yıl 3 Ay hapis cezası ile cezalandırıldığı, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddedildiği, ve söz konusu mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından onandığı belirlenmiştir. Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, olayın tarihi, gelişim şekli göz önüne alındığında yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında görev gereklerine aykırı hareket eden ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu kabul edilerek 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten, dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek, işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Dava dosyasının incelenmesinden; davacı hakkında, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 15/07/2015 tarihli cevabi yazısı ve ekindeki evrak kapsamıyla, 2009/15431 soruşturma numaralı evraka ait iş bölümüne

göre Cumhuriyet Savcısı … tarafından yürütülmesi gerektiği halde, adı geçenin izinli, raporlu ve yahut geçerli bir mazeret olmaksızın, uhdesinde beş gün süreyle evrakın bulunmasını gerektirir iş bölümü değişikliği veya yazılı bir görevlendirme olmaksızın; … İnşaat Taahhüt Gıda Turizm Elektrik San. Tic. Ltd. Şirketince 2005, 2006 ve 2007 yılları yatırım programlarında olmayan, ihalesi yapılmamış, herhangi bir tadilat görmemiş, çeşitli okullarda sanki usulüne uygun iş yapılmış gibi sahte evrak düzenlemek suretiyle toplam 1.705.074,22-TL tutarında hak ediş ve ödeme belgesi hazırlanıp, tahsil edilmesine sebebiyet vererek devleti zarara uğrattıkları iddiasından dolayı Erzurum Milli Eğitim Müdürü olarak görev yapan … hakkında 4483 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca soruşturma izni alınması gerektiği, Erzurum Valiliği'nin 27/05/2010 gün 498.01.02/2010/17 sayılı kararı ile … İnşaat Taahhüt Gıda Turizm Elektrik San. Tic. Ltd. Şirketince, 2005, 2006 ve 2007 yılları yatırım programlarında olmayan, ihalesi yapılmamış, herhangi bir tadilat görmemiş çeşitli okullarda, sanki usulüne uygun iş yapılmış gibi, sahte evrak düzenlemek suretiyle toplam 1,705,074,22-TL tutarında hakediş ve ödeme belgesi hazırlanıp, tahsil edilmesine sebebiyet vererek devletin zarara uğratıldığı ile ilgili olarak ödemelere ilişkin düzenlenen belgelerde isim ve imzaları bulunan İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin söz konusu ödeme belgelerinin kendilerince düzenlenmediği, ödeme belgelerinde isimleri üzerine atılı imzaların kendilerine ait olmadığı yönündeki iddialarını/söylemlerini doğrulayacak veya çürütecek/bertaraf edecek nitelikteki verilerin elde edilmediği somut bilgi ve belgeye rastlanmadığı, sahte belge tanzim etmedikleri ve görevlerini kötüye kullanmadıkları dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı gerekçesiyle "soruşturma izni verilmemesine" karar verildiği ve itiraz üzerine Erzurum Bölge idare Mahkemesinin 07/07/2010 tarih ve E:2010/135, K:2010/143 sayılı ilamı ile kesinleşmesi, söz konusu isnat edilen olaya ilişkin gerçekleştirdiği iddia olunan resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarına ilişkin olup, davaya konu eylemlerle ilgili olarak kamu görevlisi sanık hakkında verilmiş bir soruşturma izni bulunmadığı gözetilmeden, genel hükümlere göre yürütülen soruşturmada, Erzurum 1. Sulh Ceza Mahkemesinden şüpheli …'yi 02/09/2010 tarihinde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan haksız ve hak kaybı oluşturacak şekilde tutuklanmasını talep ettiği iddiasıyla yapılan disiplin soruşturması sonucunda; o dönemde Erzurum İl Milli Eğitim Müdürü olan ve meslek hayatında birçok defa görev yeri değiştirilen, mahkeme kararları ile atamaları iptal edilerek yeniden eski görevine dönen, farklı siyasi düşünceye sahip müştekiyi FETÖ/PDY yapılanmasının kendi

amaçları doğrultusunda kullanamaması nedeniyle bu kadroyu boşaltarak yerine kendi yapılanmaları içerisinden atama yapılmasını istediği ve bu amaçla müştekinin haksız soruşturmalara maruz bırakıldığı, ilgililerin eylemlerinin yargısal takdir hakkı kapsamında olmayıp, plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine ve örgütsel hiyerarşi içerisinde kendisine verilen görevi yerine getirmeye yönelik olduğu, Bangolar Yargı Etiği İlkelerinde belirtilen ve bir hakim savcının haiz olması gereken; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olarak sayılan özellikleri yitirdiği, eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu gerekçesiyle davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Davacı tarafından bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Dairenin 06/04/2023 tarih ve E:2017/117, K:2023/580 sayılı kararıyla reddedilmiş, anılan karara karşı yapılan itirazın ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 18/10/2023 tarih ve E:2017/117, K:2023/1679 sayılı kararıyla reddedilerek uyuşmazlığa konu meslekten çıkarma cezasının kesinleşmesi üzerine de bakılan dava açılmıştır. Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline karar verilmesi talebiyle açılan davanın Dairemizin 10/03/2021 tarih ve E:2016/30869, K:2021/613 sayılı kararı ile reddedildiği ve UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede Dairemiz kararının temyiz edilmesi sonucu Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/04/2022 tarih ve E:2021/2860, K:2022/1266 sayılı kararıyla temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasına karar verildiği görülmüştür. B) İLGİLİ MEVZUAT: 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinde, "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68’inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece

yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68’inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir. Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun'un "Ceza soruşturması veya kovuşturması ile disiplin soruşturmasının bir arada yürütülmesi ve zamanaşımı" başlıklı 72. maddesinde, "Hâkim ve savcılar hakkında ceza soruşturması veya kovuşturmasına başlanmış olması, aynı olaydan dolayı disiplin soruşturmasını gerektirmeyeceği gibi, ilgilinin mahkûm olması veya olmaması ayrıca disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmez. Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, ikinci fıkrada belirtilen süre yerine bu süreler uygulanır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilenler hakkında ise,

mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar." 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesinde, "(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl, b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl, c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl, d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl, e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer." düzenlemelerine yer verilmiştir. C) İNCELEME VE GEREKÇE : Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, kamu görevlilerinin özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme de sahiptirler. Bu bakımdan, disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller, ceza vermeye yetkili makam ve kurullar, cezanın verilebileceği zaman aralığı pozitif olarak mevzuatta belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmaktadır. Disiplin cezalarına konu eylemlerin soruşturulması ve cezaların uygulanması kapsamında ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri, kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle disiplin soruşturmasını/kovuşturmasını açmaya yetkili amirlerce uyulması zorunlu olan süreler olduğundan, bu süreler geçirildikten sonra yapılan disiplin soruşturması/kovuşturması esas alınarak verilen disiplin cezaları hukuka aykırı olacaktır. Disiplin suçu teşkil eden fiillerle ilgili olarak soruşturmanın belirli usuller çerçevesinde ve belirli sürelere uyulmak suretiyle yapılması, isnada maruz kalanların hukuki güvencesidir. Gerek ceza hukukunda gerekse ceza hukuku ilkelerinin hakim olduğu disiplin hukukunda, zamanaşımı süreleri; kişinin sürekli ceza tehdidi altında bırakılmasını önleme, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya

çıkabilecek kusurlu davranışların sürüncemede kalmaması, belirlenen bir sürenin geçmiş olmasıyla cezalandırmadan beklenen sosyal faydanın ortadan kalkacağı düşüncesiyle getirilmiştir. Bu bakımdan yukarıdaki Kanun metninde yer verilen hükümle düzenlenen ve ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle uyulması zorunlu sürelerdir. Gerek ceza hukukunda gerekse ceza hukuku ilkelerinin hakim olduğu disiplin hukukunda, zamanaşımı süreleri; kişinin sürekli ceza tehdidi altında bırakılmasını önleme, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkabilecek kusurlu davranışların sürüncemede kalmaması, belirlenen bir sürenin geçmiş olmasıyla cezalandırmadan beklenen sosyal faydanın ortadan kalkacağı düşüncesiyle getirilmiştir. Bu bakımdan yukarıdaki Kanun metninde yer verilen hükümle düzenlenen ve ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle uyulması zorunlu sürelerdir. Ceza Hukuku'nda zamanaşımı, Devletin cezalandırma hakkını ortadan kaldıran bir sebep olup, bunun dava ve ceza zamanaşımı olarak adlandırılan iki türü vardır. Suçun işlenmesinden itibaren belirlenen süreler içerisinde dava açılmamış olması veya dava açılmış olsa dahi sonuçlandırılmamış olması hallerinde davanın zamanaşımına uğrayacağı ve davanın düşmesine karar verileceği düzenlenmiştir. Mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden itibaren belirli bir sürenin geçmesiyle hükmün infaz edilememesi halinde ise ceza zamanaşımı söz konusu olmaktadır. Ceza hukukunda yer verilen düşme kararı neticesinde, uyuşmazlığın çözümlenecek türden olmadığı belirtilmekle yetinilmekte, kovuşturma olduğu yerde bırakılmakta ve uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak herhangi bir değerlendirme yapılmamaktadır. Bu bağlamda ceza hukukundaki dava zamanaşımı ile disiplin hukukundaki ceza verme zamanaşımı hukuki sonucu itibariyle birbiriyle büyük ölçüde paralellik arz etmektedir. Disiplin cezası verme yetkisi zaman aşımına uğramış olan bir eylem nedeniyle disiplin suçunun sübuta erip ermediği hususunda idarece bir değerlendirme veya tespit yapılması nedeniyle kişinin zan altında bırakılmasının masumiyet karinesini ihlal edeceği tartışmasızdır. Aksi durumda, isnat olunan fiillerin aynı olduğu durumlarda soruşturmaya başlanması bakımından zaman aşımı süresi söz konusu olduğu durumlarda soruşturma dahi açılmaksızın dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilirken, ceza verme yetkisi bakımından zaman aşımının söz konusu olduğu hallerde süresinde soruşturmaya başlanarak işin esasına girilip bir

değerlendirme yapılması halinde aynı fiille itham edilen kişiler arasında farklı hukuki sonuçların meydana gelmesine neden olunacaktır. Disiplin hukukunda isnat edilen bir fiille ilgili olarak belirlenen sürelerin geçmesiyle yetkili disiplin amirlerinin ceza verme yetkileri zamanaşımına uğrar. Fiilin zamanaşımına uğramasıyla isnat edilen fiille ilgili herhangi bir araştırmaya ve incelemeye girmeksizin başka bir ifade ile fiilin sabit olup olmadığına bakılmaksızın, fiilin sübuta erip ermediği hususunda yapılacak herhangi bir değerlendirmenin de masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği göz önünde bulundurularak, dosyanın işlemden kaldırmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrayan bir disiplin suçunun sübuta erip ermediği hususunda idarece bir değerlendirme veya tespit yapılması mümkün olmadığından, davacı hakkında isnat olunan eylemin işlendiği iddia edilen tarih itibarıyla, yapılan disiplin soruşturması sonucunda zamanaşımı dolan suçlar bakımından salt bu saptamayla yetinilmesi ve fiilin sübuta erip ermediği hususu irdelenmeden hukuki sonuç doğurabilecek başkaca bir karar alınmaksızın dosyanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda yer verilen 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun disiplin cezalarına ilişkin hükümleri değerlendirildiğinde, hakim ve savcılar hakkında tesis edilecek meslekten çıkarmaya ilişkin disiplin cezasının verilebileceği zaman aralığı, diğer bir ifadeyle disiplin cezası verme zamanaşımı sürenin ne kadar olacağı uyuşmazlığın çözümü noktasında önem arz etmektedir. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Ceza soruşturması veya kovuşturması ile disiplin soruşturmasının bir arada yürütülmesi ve zamanaşımı" başlıklı 72. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde, hakim ve savcılar hakkında başlatılacak disiplin soruşturmasıyla ilgili olarak, "Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz." denilerek meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarının dışında kalan disiplin cezaları için üç yıllık bir soruşturma zamanaşımı süresinin, aynı fıkranın devam eden cümlesinde "Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez." denilerek beş yıllık bir ceza zamanaşımı süresinin belirlendiği, meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarıyla ilgili olarak soruşturma ve ceza verme zamanaşımı süreleri arasında bir ayrıma gidilmeyerek, bu cezalara ilişkin hem soruşturma hem de ceza zamanaşımı sürelerinin beş yıl olarak

belirlendiği görülmektedir. Ancak, aynı maddenin üçüncü fıkrasında, "Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, ikinci fıkrada belirtilen süre yerine bu süreler uygulanır." denilerek üç ve beş yıllık soruşturma ve ceza verme zamanaşımı sürelerine bir istisna getirildiği de açıktır. Anılan mevzuat hükümlerine göre, meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere soruşturmaya başlanması bakımından zaman aşımı süresinin 3 yıl olarak belirlendiği; meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler için soruşturmaya başlanması bakımından ayrıca bir zaman aşımı süresinin belirlenmediği, ceza verme yetkisi bakımından zaman aşımı süresi için ise meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler ile diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemler arasında bir ayrım yapılmadığı ve genel kural olarak 2802 sayılı Kanun'un 62. maddesinde sayılan tüm disiplin cezası türleri için ceza verme yetkisi bakımından 5 yıllık zaman aşımı süresinin belirlendiği; bu nedenle meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler yönünden 5 yıllık zaman aşımı süresinin gerek soruşturmaya başlanması bakımından gerekse de ceza verme yetkisi bakımından zaman aşımı süresini kapsadığı, bu kuralın iki istisnasının bulunduğu, bunlardan ilkinin, disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle ceza soruşturması veya kovuşturmasının açılması durumu, ikincisinin ise, disiplin cezası verilmesi için kovuşturma sonucunun beklenilmesine karar verilmesi durumu olduğu görülmektedir. Bu durumda, disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle ceza soruşturması veya kovuşturması açılmış olması ve kanunda söz konusu suç için daha uzun bir zaman aşımı süresinin öngörülmüş olması durumunda, disiplin cezası verme yetkisi bakımından zaman aşımı süresinin 5 yıl olarak değil de, Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen dava zaman aşımı süresi olarak uygulanması gerektiği; disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle kovuşturma açılmış olması ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde ise disiplin cezası verme yetkisi bakımından zaman aşımı süresinin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl olarak uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Kanun koyucu bu hususlar dışında başka bir kural öngörmemiş ve memurun sürekli ceza tehdidi altında bırakılmasını önleme

fonksiyonu gereği idarece bu süreler içinde disiplin işlemlerinin sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının görev aldıkları soruşturma ve kovuşturmalarda örgütün amaçları doğrultusunda ve örgüt yararını gözeterek işlemler tesis ettikleri, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye ederek devlete hakim olmaya çalıştıkları, mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün gördükleri ve kendi mensuplarına alan açmak amacıyla örgüt mensubu olmayan kişiler hakkında soruşturma açılmasına imkan sağladıkları birçok somut olayda görülmektedir. Olayda, davacının kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçuyla ilgili olarak kamu görevlisi katılan … hakkında verilmiş bir soruşturma izni bulunmadığı gözetilmeden, genel hükümlere göre yürütülen soruşturmada, Erzurum 1. Sulh Ceza Mahkemesinden 02/09/2010 tarihinde haksız ve hak kaybı oluşturacak şekilde tutuklanmasını talep ettiği iddiasının sübuta erdiği gerekçesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dava konusu uyuşmazlığa konu eylem, 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesinde düzenlenen zaman aşımına ilişkin hükümler çerçevesinde incelendiğinde; davacıya isnat olunan disiplin soruşturmasına konu eylemin 02/09/2010 tarihinde gerçekleştiği, davacının dava konusu disiplin cezası ile cezalandırılmasına neden olan eylemi ile ilgili olarak Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2018/40 Esas sayılı dosyasında görevi kötüye kullanmak suçundan ceza kovuşturmasının bulunduğu, dolayısıyla dava konusu disiplin cezasına konu eylemle ilgili olarak, disiplin cezası verme yetkisinin ceza davası zaman aşımı süresi kadar uzadığı, görevi kötüye kullanma suçunun sübutu halinde 5237 sayılı TCK'nın 257. maddesinde öngörülen hapis cezasının üst sınırının beş yılı geçmemesi nedeniyle aynı Kanun'un 66/1-e maddesi uyarınca zaman aşımı süresinin sekiz yıl olduğu, olayda davacıya isnat olunan eylemin işlendiği iddia edilen 02/09/2010 tarihinden başlayan sekiz yıllık ceza verme yetkisinin, dava konusu disiplin cezasının verildiği 01/12/2022 tarihi itibarıyla zaman aşımına uğradığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, eylemin işlendiği tarih itibarıyla 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisi zaman aşımına uğradığından, isnat edilen eylemle ilgili herhangi bir araştırmaya ve incelemeye girmeksizin başka bir ifade ile eylemin sabit olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, davacının meslekten çıkarma

cezası ile cezalandırılmasına ve bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme ve itirazın reddine dair davaya konu kararlarda hukuka uyarlık görülmemiştir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 01/02/2022 tarih ve E:2017/117, K:2020/2045 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 06/04/2023 tarih ve E:2017/117, K:2023/580 sayılı kararı ve bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 18/10/2023 tarih ve E:2017/117, K:2023/1679 sayılı kararının İPTALİNE, 2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 1.793,40-TL yargılama giderinin davalı idareden alınmasını temin amacıyla müzekkere yazılmasına, 3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/03/2025 tarihinde, oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava; davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin 01/12/2022 tarih ve E:2017/117, K:2022/2045 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin 06/04/2023 tarih ve K:2023/580 sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin 18/10/2023 tarih ve K:2023/1679 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Uyuşmazlıkta, davacının meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemin esasının incelenmesine geçilmeden önce, davaya konu uyuşmazlıkta uygulanacak mevzuat hükmünün ortaya konulması ve dava konusu işlemin bu mevzuat hükmüne uygun olarak tesis edilip edilmediğinin irdelenmesi gerekmektedir. 26/02/1983 tarih ve 17971 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Disiplin Cezaları" başlıklı 62. maddesinde, Hâkim ve Savcılara, sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre Hâkimler ve Savcılar Kurulunca,

uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten çıkarma cezalarından birinin verileceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 63. maddesinde "uyarma", 64. maddesinde "aylıktan kesme", 65. maddesinde "kınama", 66. maddesinde "kademe ilerlemesini durdurma", 67. maddesinde "derece yükselmesini durdurma" ve 68. maddesinde "yer değiştirme" cezasını gerektiren fiil ve hallere ayrı ayrı ve açıkça yer verilerek hangi hallerde hangi disiplin cezasının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Diğer yandan, 2802 sayılı Kanun'un dava konusu işlemin de dayanağı olan "Meslekten çıkarma cezası:" başlıklı 69. maddesinde ise; "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68’inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68’inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir. Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri incelendiğinde, kanun koyucunun Hâkim ve Savcılar için meslekten çıkarma cezasını diğer disiplin cezalarından farklı olarak düzenlediği, diğer disiplin cezalarında disiplin cezalarını gerektiren fiil ve hallere açıkça yer verirken meslekten çıkarma cezası için bu yönde bir düzenleme yapmadığı görülmektedir. Buna göre 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinde meslekten çıkarma cezasını gerektiren durumlar şu şekilde sıralanmıştır; 1) 69. maddenin ikinci fıkrasına göre; -68’inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası alınmış olması ve, -Taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarma cezasını gerektiren durumlar olarak düzenlenmiştir. Buna göre, taksirli suçlar hariç altı aydan fazla hapis cezası, bir başka deyişle kasten işlenmiş bir suçtan dolayı altı aydan fazla hapis cezası alınması veya affa uğramış olsa bile 8'inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan (Kanun'un 8'inci maddesinin (h) bendinde yazılı suçlar ise; Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı bir suçtan veya kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçları olarak belirtilmiştir.) biri ile kesin hüküm giyilmiş olması meslekten çıkarma sebebidir. Diğer yandan, ikinci fıkranın ikinci cümlesinde, Türk Ceza Kanunu'na göre verilen cezanın 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması, cezanın ertelenmiş olması, Türk Ceza Kanunu'nun 50’nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde ilgili hâkime meslekten çıkarma cezası yerine bir alt ceza olan yer değiştirme cezası verileceği öngörülmüş, dolayısıyla bu durumlarda meslekten çıkarma cezası verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, 69. maddenin üçüncü fıkrasında "Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68’inci maddelerde

sayılan disiplin cezalarından biri verilir.’’ denilmek suretiyle söz konusu durumlarda artık meslekten çıkarma cezasının verilemeyeceği, suçun niteliğine Kanun'un anılan maddelerinde belirtilen aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesinin durdurulması, derece yükselmesinin durdurulması veya yer değiştirme cezalarından birisinin verileceği kurala bağlanmıştır. 2) 69. maddenin dördüncü fıkrasına göre; Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50'nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Bu fıkra hükmüne göre, mahkûmiyet hükmüne konu suçun, "mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte" bir suç olarak görülmesi ve Kanun'da daha alt bir disiplin cezası öngörülmemiş olması durumunda, verilen cezanın miktarına ya da diğer ceza ve tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın ilgili hâkim veya savcıya meslekten çıkarma cezası verilebilecektir. 3) 69. maddenin beşinci ve son fıkrasına göre ise; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezası verilir. Buna göre ilgili hakim ve savcının eylemi herhangi bir suç teşkil etmese bile hâkimlik mesleğinin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde ilgiliye meslekten çıkarma cezası verilebilir. Görüldüğü üzere, kanun koyucu tarafından meslekten çıkarma cezasının hakim ve savcılar hakkında verilecek diğer disiplin cezalarından farklı şekilde düzenlendiği, meslekten çıkarma cezasının gerektirir belirli bir fiil ve hale (belli sayıda yer değiştirme ve derece yükselmesinin durdurulması cezasının öngörüldüğü haller hariç) yer verilmediği, buna karşın ilgili hakim ve savcı hakkında açılacak kamu davası ve yürütülecek ceza yargılaması sonucunda verilecek karara göre (suçun niteliği, hükümlülüğü gerektirip gerektirmediği, verilen hapis cezasının süresi, cezanın ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50'nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığı gibi hususlar dikkate alınarak) meslekten çıkarma cezası verilmesini gerektiren ve gerektirmeyen durumların ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir.

Gelinen bu aşamada, 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesi bir bütün olarak incelendiğinde, hâkim ve savcıların işledikleri fiiller nedeniyle meslekten çıkartılmaları hususunda iki halin düzenlendiği anlaşılmaktadır. Birinci hâl; konusu suç teşkil etmeyen fiiller nedeniyle 69. maddenin son fıkrası uyarınca meslekten çıkartılma hali, ikinci hâl ise; konusu suç teşkil eden fiiller nedeniyle meslekten çıkartılma halidir. Disiplin cezasına konu fiilin suç teşkil etmediği hallerde söz konusu fiilin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olması durumunda her zaman meslekten çıkarma cezası verilebilmesi mümkün iken, konusu suç teşkil eden fiillerde ise ancak ilgili hakkında bu hususta bir ceza yargılaması yapıldıktan sonra verilecek karara göre fiilin aynı zamanda mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte olup olmadığı noktasında değerlendirme yapılabileceği anlaşılmaktadır. Nitekim, 69. maddenin dördüncü fıkrasında "hükümlülüğü gerektiren suç" ibaresi ile hüküm giymiş olma, anılan maddenin son fıkrasında "hükümlülüğü gerektirmese bile" ibaresi ile ise beraat etmiş olma haline vurgu yapıldığı, bu haliyle işlenen fiilin meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir fiil olup olmadığının değerlendirilebilmesi için öncelikle bir ceza yargılamasının yapılmış olmasının ve bu yargılama neticesinde verilecek karara göre bir değerlendirme yapılacağının öngörüldüğü sonucuna varılmaktadır. Öte yandan, Anayasa'nın "Hakimlik ve savcılık teminatı" başlıklı 139. maddesinde yer alan "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." hükmü ile 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesinin bir arada irdelenmesinden; yasa koyucunun, yaptıkları görev gereği verdikleri kararlardan etkilenen tarafların haksız isnatlarına maruz kalma ihtimali bulunan hakim ve savcıların haklarında disiplin yönünden işlem tesis edilmeden önce maddi gerçeğin ceza yargılaması sonucu ortaya çıkmasını amaçladığı ve yargılamanın sonucuna göre mevcut delil durumu dikkate alınarak eylem aynı zamanda mesleğin şeref ve onurunu bozup bozmadığı yolundaki değerlendirmenin bu aşamada yapılması gerektiğini belirttiği anlaşılmaktadır. 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesi ile anılan Kanun'un disipline ilişkin diğer maddeleri

bir bütün olarak ele alındığında da, kanunun sistematiğinin yasa koyucunun bu amacını doğrular nitelikte olduğu görülmektedir. Diğer yandan, 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında; "Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, ikinci fıkrada belirtilen süre yerine bu süreler uygulanır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilenler hakkında ise, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda disiplin cezası verme zamanaşımı ile ilişkili olarak konusu suç teşkil eden fiiller hakkında ceza zamanaşımı süresine yer verilmezken, 2802 sayılı Kanun'da disiplin cezası verme zamanaşımı süresi ceza yargılaması ile ilişkilendirilmiştir (2802 sayılı Kanun md.72/3). Dolayısıyla, 2802 sayılı Kanun'un zamanaşımı hususunu düzenleyen 72. maddesi ile meslekten çıkarma cezasını düzenleyen 69. maddesi bir arada incelendiğinde de, yasa koyucunun, konusu suç teşkil eden fiillerde ceza yargılamasının sonucunun beklenilmesini öngörmesi nedeniyle bu düzenlemeye paralel olarak disiplin cezası verme zamanaşımı süresini ceza yargılamasında yer alan süreler kadar genişlettiği, bu sürelere herhangi bir istisna getirilmediği anlaşılmaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında, davalı idarenin, hakkında disiplin soruşturması yapılan ilgili hakim veya savcıyı 69. maddenin son fıkrası uyarınca doğrudan ve derhal meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırması, ilgilinin konusu suç teşkil etmeyen fiilleri hakkında mümkün olup, 69. maddenin uygulanması hususunda davalı idarece önce kişinin eyleminin suç teşkil edip etmediği değerlendirilmesi, konusu suç eden eylemler ile ilgili olarak kovuşturma izni verilerek açılacak ceza soruşturması/ kovuşturmasının sonucunun beklenmesi ve ceza yargılaması neticesinde verilecek hükme göre değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Aksi halde, bir başka deyişle, konusu suç teşkil eden fiillerin işlenmesi halinde davalı idarece 69. maddenin son fıkrası uyarınca disiplin cezası verilerek ilgilinin doğrudan meslekten çıkarılması, suç işleyen

hakim/savcının adli yönden cezasız kalması sonucunu yol açabileceği gibi, hakkında isnatta bulunulan hakim/savcının ceza mahkemesi önünde kendini aklama hakkının da elinden alınması sonucunu doğurabilecektir. Bunun yanında, davalı idarece doğrudan 69. maddenin son fıkrası uyarınca bir karar verilmesi durumunda, anılan maddenin diğer fıkraları işlevsiz hale gelecek ve söz konusu fıkraların konuluş amacına aykırı hareket edilmiş olunacaktır. Ayrıca, idarece bu yönde doğrudan verilecek bir meslekten çıkarma kararından sonra ilgili hakkında ceza mahkûmiyetine karar verilmesi veya mahkûmiyetinin ertelenmesi veya diğer ceza ve tedbirlere çevrilmiş olması durumunda diğer fıkra hükümlerinin nasıl uygulanıp uygulanamayacağı sorusu gündeme gelecek ve bu durum da ilgilinin aleyhine sonuçlar doğurabilecektir. Uyuşmazlıkta, davacının meslekten çıkarılmasına konu eylem hakkında aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçundan açılan dava sonucunda Yargıtay 5. Ceza Dairesinin (ilk derece mahkemesi sıfatıyla) 19/03/2024 tarih ve E:2018/40, K:2024/13 sayılı kararıyla, ceza kanununda sayılan kesme ve durma nedenleri de hesaplanarak 02/09/2010 tarihinde gerçekleştirilen eylemin 24/11/2023 tarihinde zaman aşımına uğradığından bahisle düşme kararı verildiği görülmektedir. Bu durumda, Dairemiz tarafından her ne kadar davacıya isnat edilen fiil hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen olağan zaman aşımı süresinin uygulanması gerektiğinden bahisle 8 yıllık zaman aşımı süresi göz önünde bulundurularak 02/09/2010 tarihli eylemin disiplin cezasının verildiği 01/12/2022 tarihinde zaman aşımına uğradığından bahisle işlemin iptaline karar verilmiş ise de, disiplin cezası verilmesine ilişkin zaman aşımı süresinin ceza dava zaman aşımı süresi kadar uzadığını belirten 2802 sayılı Kanun'da, söz konusu sürenin 5237 sayılı Kanun'da belirtilen olağan zaman aşımı süresi kadar uzayacağına ilişkin özel bir düzenlemenin mevcut olmadığı, bu nedenle davalı idare tarafından eylemin zaman aşımına uğradığı 24/11/2023 tarihinden evvel 01/12/2022 tarihinde disiplin cezası verilmesi nedeniyle, davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken işlemin zaman aşımı nedeniyle iptaline karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı oyuyla çoğunluk kararına katılmıyorum.

Kararın kaynağı

Resmî PDF içindeki yeri
T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 19 (2025) · PDF sayfa 210–228
Resmî metnin alındığı tarih
Metin ve künye kontrolü

Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.

Kaynak bütünlük bilgisi

Seçilen karar metni SHA-256: 39709094fff05603f3c8a9c71112cba8054ec506deb34a701dd4bff8cce90435

Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: 9cb44c3c9110a03b8e3e4fe09f2375aab0eccfaf1116dd239f1db4dec4eefdb3

← İçtihat arşivine dönün