Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.
RESMÎ YAYININ ÖZETİ
Resmî yayında kararın konusu
Resmî derginin anahtar kelimeleri: -Yargı Mensubu, -Disiplin Cezası, -Zamanaşımı
Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 186-202).
Disiplin hukukunda, ilgiliye isnat edilen bir fiille ilgili olarak belirlenen sürelerin geçmesiyle yetkili disiplin amirinin ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı, zamanaşımına uğramış bir fiilin sübuta erip ermediği hususunda yapılacak herhangi bir değerlendirmenin masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği, bu nedenle zamanaşımına uğramış bir fiil ile ilgili herhangi bir araştırmaya ve incelemeye girilmeksizin, başka bir ifadeyle fiilin sabit olup olmadığına bakılmaksızın idarece dosyanın işlemden kaldırmasına karar verilmesi gerekirken disiplin cezası tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.
Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.
Tam metne erişim
Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.
Resmî kararın tamamına geçin ↓RESMÎ KARAR METNİ
Kararın tam metni
Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2021/5936 Karar No : 2023/10791 Anahtar Kelimeler : -Yargı Mensubu, -Disiplin Cezası, -Zamanaşımı Özeti : Disiplin hukukunda, ilgiliye isnat edilen bir fiille ilgili olarak belirlenen sürelerin geçmesiyle yetkili disiplin amirinin ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı, zamanaşımına uğramış bir fiilin sübuta erip ermediği hususunda yapılacak herhangi bir değerlendirmenin masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği, bu nedenle zamanaşımına uğramış bir fiil ile ilgili herhangi bir araştırmaya ve incelemeye girilmeksizin, başka bir ifadeyle fiilin sabit olup olmadığına bakılmaksızın idarece dosyanın işlemden kaldırmasına karar verilmesi gerekirken disiplin cezası tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında. DAVACI : … DAVALI : Hâkimler ve Savcılar Kurulu VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 21/03/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/267 sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 20/09/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/816 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 21/04/2021 tarih ve E:2018/20, K:2021/596 sayılı kararının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Hakkında verilen meslekten çıkarma cezasının usule aykırı olduğu, disiplin soruşturma sürecinde herhangi bir bilgi ve belge talebinin karşılanmadığı, şahsına isnat edilen eylemlerin disiplin cezası verilmesini gerektirmesi halinde dahi ilgili mevzuat uyarınca bu cezanın uyarma cezası olması gerektiği, savunma hakkının kısıtlandığı, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği, söz konusu disiplin sürecinde soruşturma ve ceza zamanaşımı sürelerinin çoktan geçmiş olduğu, Anayasa, yasalar ve ilgili mevzuatın kendine verdiği görev çerçevesinde 2012 yılında Bursa ilinde olağan denetim gerçekleştirdiği, yargısal karar ve takdir hakkı nedeniyle meslekten çıkarma cezası verilemeyeceği, olayda ölçülülük ilkesinin ve ayrımcılığa uğramama ilkesinin ihlal edildiği, hakkındaki isnatların haksız, ön yargılı ve varsayıma dayalı olduğu belirtilerek, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Davacı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarihli ve 2016/426 sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği eylemleriyle mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, davacıya isnat edilen eylemlerin soruşturma kapsamında çeşitli delillerle doğrulandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ÖMER FARUK KEMALOĞLU'NUN DÜŞÜNCESİ: Davacının disiplin soruşturmasına konu eyleminin 09/03/2012 tarihinde gerçekleştiği, beş yıllık ceza zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı ve disiplin cezasına konu eylem nedeniyle disiplin cezasının verilebileceği en son tarihin 09/03/2017 tarihi olduğu, UYAP kayıtlarının incelenmesinden disiplin ceza zamanaşımının uzamasını gerektirecek (disiplin cezasına konu eylemle ilgili olarak) davacı hakkında herhangi bir ceza kovuşturma veya soruşturmasının da olmadığı, dolayısıyla davacı hakkında tesis edilen meslekten çıkarma cezasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 21/03/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/267 sayılı kararının beş yıllık ceza zamanaşımı süresi dolduktan sonra tesis edildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, eylemin işlendiği tarih itibarıyla 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğradığından, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararında hukuka uyarlık bulunmadığından, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ÖZLEM ULAŞ'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, HSK eski başmüfettişi, halen Mersin Vergi Mahkemesi üyesi iken Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen davacının, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 21/03/2019 tarih ve E: 2018/20, K: 2019/267 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin karara karşı yapılan itirazın reddine dair Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu'nun 21/04/2021 tarih ve E:2018/20, K:2021/596 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır. Anayasa’nın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar
Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmü bulunmaktadır. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69. maddesinde; "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68’inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50’nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68’inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir. Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanun’da daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerektiği, toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebinin, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının
kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklandığı, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamalarının icap ettiği, yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılı olduğu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarları olduğu, bu mesleğin saygınlığı ve onuru hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade ettiği, Hukuk Devletinin, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve saygınlığını korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumlu olduğu, bu nedenle, yasa koyucunun, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından, meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında isnat olunan eylemlere ilişkin olarak; ''FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak, örgüte yakın olmayan hâkimler üzerinde baskı oluşturarak onları sindirmek ve mevcut görevlerinden uzaklaştırmak amacıyla Bursa Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemelerinin 2012 yılı olağan denetimi sırasında bir kısım eylemlerde bulundukları" iddiaları ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen soruşturma raporu ile: mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte hareket ettikleri, isnat olunan eylemlerin, FETÖ/PDY mensubiyeti ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği; FETÖ/PDY'nin yargı ayağındaki gerçekleştirdiği faaliyetler incelendiğinde, FETÖ/PDY mensubu hakim ve Cumhuriyet savcılarının disiplin işlemlerine karşı korunduğu, kendilerinden olmayan hakim ve Cumhuriyet savcılarının isimsiz ihbar dilekçeleri ve uydurulmuş delillerle haksız soruşturmalara maruz bırakıldıkları, hem idari hem cezai yönden soruşturma geçiren hakim ve Cumhuriyet savcılarının beraat etseler dahi, bu eylemlerinin disiplin soruşturmasına konu edilerek terfi ve yükselmelerinin engellendiği, geçmiş dönemlerde yapılan bazı denetimlerde, performans değerlendirme ve geliştirme formlarının, gerçek durumla bağdaşmayan şekilde düzenlenmesi suretiyle, örgüt mensubu olan hakim ve Cumhuriyet savcılarının unvanlı görevlere atanmasının önü açılırken, örgütün hedef olarak gördüğü hakim ve Cumhuriyet savcılarının
unvanlı görevlere atanmasının engellendiği, yahut unvanlı görevlerde olan bazı hakim ve Cumhuriyet savcılarının bu görevlerden alındığının anlaşıldığı, FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisaklı oldukları gerekçesiyle meslekten çıkartılmasına karar verilen davacının da, Bursa Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemelerinin 2012 yılı denetimini gerçekleştirirken, örgüte yakın olmayan hakimler üzerinde baskı oluşturarak onları sindirmek ve mevcut görevlerinden uzaklaştırmak amacıyla, taraflı denetim yaptığı, bu nedenle soruşturmaya konu iddiaların sübuta erdiği kanaatine varıldığı," gerekçesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69'uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olduğu; Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 21.03.2019 tarihli ve 2019/267 sayılı kararı ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69'uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilen davacının, karara karşı yaptığı yeniden inceleme başvurusunun Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 20.09.2019 tarihli ve 2019/816 sayılı, itiraz isteminin ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 21.04.2021 tarihli ve 2021/596 sayılı kararları ile reddedildiği, anılan kararın 21.04.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. İncelenen dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte değerlendirildiğinde; isnad edilen eylemlere ilişkin olarak soruşturmaya konu eylemlerin sübuta erdiği kanaatiyle davacı hakkında 2802 sayılı Kanun’un 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Nitekim, davacı hakkında Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17.07.2018 tarih ve E:2017/224, K:2018/212 sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği ve mahkumiyet kararının Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği de tespit edilmiştir. Diğer yandan; davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24.08.2016 tarihli ve 2016/426 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun 29.11.2016 tarihli ve 2016/434 sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle
açılan davada Danıştay 5. Dairesince "davanın reddine" dair verilen 05.10.2021 tarihli ve E:2016/57267, K:2021/2923 sayılı kararının davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 01.06.2022 tarihli ve E:2022/542, K:2022/1948 sayılı kararı ile davacının temyiz isteminin reddine, anılan kararın "onanmasına" kesin olarak karar verilmiş olduğu da UYAP kayıtları ve dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacının, Hâkimler ve Savcılar Kurulu müfettişi olarak görev yaptığı dönemde 2012 yılı olağan denetimi sırasındaki tutum ve eylemlerinden dolayı hakkında yapılan soruşturma sonucunda meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin 21/03/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/267 sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenmesi talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin 20/09/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/816 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz başvurusunun Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 21/04/2021 tarih ve E:2018/20, K:2021/596 sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır. Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların iptali ve söz konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle açılan dava,
Dairemizin 05/10/2021 tarih ve E:2016/57267, K:2021/2923 sayılı kararı ile reddedilmiş ve bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 01/06/2022 tarih ve E:2022/542, K:2022/1948 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinde, "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68’inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8’inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68’inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir. Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50’nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun'un "Ceza soruşturması veya kovuşturması ile disiplin soruşturmasının bir arada yürütülmesi ve zamanaşımı" başlıklı 72. maddesinde, "Hâkim ve savcılar hakkında ceza soruşturması veya kovuşturmasına başlanmış olması, aynı olaydan dolayı disiplin soruşturmasını
gerektirmeyeceği gibi, ilgilinin mahkûm olması veya olmaması ayrıca disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmez. Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, ikinci fıkrada belirtilen süre yerine bu süreler uygulanır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilenler hakkında ise, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar." düzenlemelerine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, kamu görevlilerinin özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme de sahiptirler. Bu bakımdan, disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller, ceza vermeye yetkili makam ve kurullar, cezanın verilebileceği zaman aralığı pozitif olarak mevzuatta belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmaktadır. Disiplin cezalarına konu eylemlerin soruşturulması ve cezaların uygulanması kapsamında ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri, kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle disiplin soruşturmasını/kovuşturmasını açmaya yetkili amirlerce uyulması zorunlu olan süreler olduğundan, bu süreler geçirildikten sonra yapılan disiplin soruşturması/kovuşturması esas alınarak verilen disiplin cezaları hukuka aykırı olacaktır. Disiplin suçu teşkil eden fiillerle ilgili olarak soruşturmanın belirli usuller çerçevesinde ve belirli sürelere uyulmak suretiyle yapılması, isnada maruz kalanların hukuki güvencesidir. Gerek ceza hukukunda gerekse ceza hukuku ilkelerinin hakim olduğu disiplin hukukunda, zamanaşımı süreleri; kişinin sürekli ceza tehdidi altında bırakılmasını önleme, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya
çıkabilecek kusurlu davranışların sürüncemede kalmaması, belirlenen bir sürenin geçmiş olmasıyla cezalandırmadan beklenen sosyal faydanın ortadan kalkacağı düşüncesiyle getirilmiştir. Bu bakımdan yukarıdaki Kanun metninde yer verilen hükümle düzenlenen ve ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle uyulması zorunlu sürelerdir. Ceza Hukuku'nda zamanaşımı, Devletin cezalandırma hakkını ortadan kaldıran bir sebep olup, bunun dava ve ceza zamanaşımı olarak adlandırılan iki türü vardır. Suçun işlenmesinden itibaren belirlenen süreler içerisinde dava açılmamış olması veya dava açılmış olsa dahi sonuçlandırılmamış olması hallerinde davanın zamanaşımına uğrayacağı ve davanın düşmesine karar verileceği düzenlenmiştir. Mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden itibaren belirli bir sürenin geçmesiyle hükmün infaz edilememesi halinde ise ceza zamanaşımı söz konusu olmaktadır. Ceza hukukunda yer verilen düşme kararı neticesinde, uyuşmazlığın çözümlenecek türden olmadığı belirtilmekle yetinilmekte, kovuşturma olduğu yerde bırakılmakta ve uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak herhangi bir değerlendirme yapılmamaktadır. Bu bağlamda ceza hukukundaki dava zamanaşımı ile disiplin hukukundaki ceza verme zamanaşımı hukuki sonucu itibariyle birbiriyle büyük ölçüde paralellik arz etmektedir. Disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğramış olan bir eylem nedeniyle disiplin suçunun sübuta erip ermediği hususunda idarece bir değerlendirme veya tespit yapılması nedeniyle kişinin zan altında bırakılmasının masumiyet karinesini ihlal edeceği tartışmasızdır. Aksi durumda, isnat olunan fiillerin aynı olduğu durumlarda soruşturmaya başlanması bakımından zamanaşımı süresi söz konusu olduğu durumlarda soruşturma dahi açılmaksızın dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilirken, ceza verme yetkisi bakımından zamanaşımının söz konusu olduğu hallerde süresinde soruşturmaya başlanarak işin esasına girilip bir değerlendirme yapılması halinde aynı fiille itham edilen kişiler arasında farklı hukuki sonuçların meydana gelmesine neden olunacaktır. Disiplin hukukunda isnat edilen bir fiille ilgili olarak belirlenen sürelerin geçmesiyle yetkili disiplin amirlerinin ceza verme yetkileri zamanaşımına uğrar. Fiilin zamanaşımına uğramasıyla isnat edilen fiille ilgili herhangi bir araştırmaya ve incelemeye girmeksizin başka bir ifade ile fiilin sabit olup olmadığına bakılmaksızın, fiilin sübuta erip ermediği hususunda yapılacak herhangi bir değerlendirmenin de masumiyet karinesine aykırılık
teşkil edeceği göz önünde bulundurularak, dosyanın işlemden kaldırmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrayan bir disiplin suçunun sübuta erip ermediği hususunda idarece bir değerlendirme veya tespit yapılması mümkün olmadığından, davacı hakkında isnat olunan eylemin işlendiği iddia edilen tarih itibarıyla, yapılan disiplin soruşturması sonucunda zamanaşımı dolan suçlar bakımından salt bu saptamayla yetinilmesi ve fiilin sübuta erip ermediği hususu irdelenmeden hukuki sonuç doğurabilecek başkaca bir karar alınmaksızın dosyanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda yer verilen 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun disiplin cezalarına ilişkin hükümleri değerlendirildiğinde, hakim ve savcılar hakkında tesis edilecek meslekten çıkarmaya ilişkin disiplin cezasının verilebileceği zaman aralığı, diğer bir ifadeyle disiplin cezası verme zamanaşımı sürenin ne kadar olacağı uyuşmazlığın çözümü noktasında önem arz etmektedir. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Ceza soruşturması veya kovuşturması ile disiplin soruşturmasının bir arada yürütülmesi ve zamanaşımı" başlıklı 72. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde, hakim ve savcılar hakkında başlatılacak disiplin soruşturmasıyla ilgili olarak, "Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz." denilerek meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarının dışında kalan disiplin cezaları için üç yıllık bir soruşturma zamanaşımı süresinin, aynı fıkranın devam eden cümlesinde "Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez." denilerek beş yıllık bir ceza zamanaşımı süresinin belirlendiği, meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarıyla ilgili olarak soruşturma ve ceza verme zamanaşımı süreleri arasında bir ayrıma gidilmeyerek, bu cezalara ilişkin hem soruşturma hem de ceza zamanaşımı sürelerinin beş yıl olarak belirlendiği görülmektedir. Ancak, aynı maddenin üçüncü fıkrasında, "Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, ikinci fıkrada belirtilen süre yerine bu süreler uygulanır." denilerek üç ve beş yıllık soruşturma ve ceza verme zamanaşımı sürelerine bir istisna getirildiği de açıktır. Anılan mevzuat hükümlerine göre, meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere soruşturmaya
başlanması bakımından zamanaşımı süresinin 3 yıl olarak belirlendiği; meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler için soruşturmaya başlanması bakımından ayrıca bir zamanaşımı süresinin belirlenmediği, ceza verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresi için ise meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler ile diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemler arasında bir ayrım yapılmadığı ve genel kural olarak 2802 sayılı Kanun'un 62. maddesinde sayılan tüm disiplin cezası türleri için ceza verme yetkisi bakımından 5 yıllık zamanaşımı süresinin belirlendiği; bu nedenle meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler yönünden 5 yıllık zamanaşımı süresinin gerek soruşturmaya başlanması bakımından gerekse de ceza verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresini kapsadığı, bu kuralın iki istisnasının bulunduğu, bunlardan ilkinin, disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle ceza soruşturması veya kovuşturmasının açılması durumu, ikincisinin ise, disiplin cezası verilmesi için kovuşturma sonucunun beklenilmesine karar verilmesi durumu olduğu görülmektedir. Bu durumda, disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle ceza soruşturması veya kovuşturması açılmış olması ve kanunda söz konusu suç için daha uzun bir zamanaşımı süresinin öngörülmüş olması durumunda, disiplin cezası verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresinin 5 yıl olarak değil de, Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen dava zamanaşımı süresi olarak uygulanması gerektiği; disiplin cezasını gerektiren eylemin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi nedeniyle kovuşturma açılmış olması ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde ise disiplin cezası verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresinin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl olarak uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Kanun koyucu bu hususlar dışında başka bir kural öngörmemiş ve memurun sürekli ceza tehdidi altında bırakılmasını önleme fonksiyonu gereği idarece bu süreler içinde disiplin işlemlerinin sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının görev aldıkları soruşturma ve kovuşturmalarda örgütün amaçları doğrultusunda ve örgüt yararını gözeterek işlemler tesis ettikleri, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye ederek devlete hakim olmaya çalıştıkları, mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün gördükleri ve kendi mensuplarına alan açmak amacıyla örgüt mensubu olmayan kişiler
hakkında soruşturma açılmasına imkan sağladıkları birçok somut olayda görülmektedir. Olayda, davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişi olarak görev yaptığı dönemde "Bursa Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemelerinin 2012 yılı denetimini gerçekleştirirken, örgüte yakın olmayan hakimler üzerinde baskı oluşturarak onları sindirmek ve mevcut görevlerinden uzaklaştırmak amacıyla, taraflı bir denetim yaptığı soruşturmaya konu iddiaların sübuta erdiği" gerekçesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dava konusu uyuşmazlığa konu eylem, 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesinde düzenlenen zamanaşımına ilişkin hükümler çerçevesinde incelendiğinde; davacıya isnat olunan disiplin soruşturmasına konu eylemin 09/03/2012 tarihinde gerçekleştiği, Hakimler ve Savcılar Kurulu Üçüncü Dairesinin 10/09/2015 tarihli soruşturma izni verilmesi teklifi üzerine 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde soruşturmaya başlanmasına karşın, disiplin cezasının 21/03/2019 tarihinde verildiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, öncelikle isnat olunan eylemin hangi disiplin cezasını gerektirdiği yönünde bir belirleme yapılarak, meslekten çıkarma cezasını gerektirip gerektirmediği ve disiplin cezası verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresinin uzamasını gerektirecek herhangi bir ceza soruşturması veya kovuşturmasının bulunup bulunmadığı yönünde bir irdeleme yapıldıktan sonra zamanaşımına yönelik değerlendirmenin yapılması gerekmektedir. UYAP kayıtlarının incelenmesi neticesinde, dava konusu disiplin cezasına konu eylemle ilgili olarak, disiplin cezası verme yetkisi bakımından zamanaşımı süresinin uzamasını gerektirecek herhangi bir ceza soruşturması veya kovuşturmasının bulunmadığı dikkate alındığında, 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesinde düzenlenen "Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez." hükmü uyarınca, isnat olunan eylemin işlendiği iddia edilen 09/03/2012 tarihinden başlayan beş yıllık ceza verme yetkisinin, dava konusu disiplin cezasının verildiği 21/03/2019 tarihi itibarıyla zamanaşımına uğradığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, eylemin işlendiği tarih itibarıyla 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğradığından, isnat edilen eylemle ilgili herhangi bir araştırmaya ve incelemeye girmeksizin başka bir ifade ile eylemin sabit olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın dosyanın zamanaşımı yönünden işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, davacının
meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin davaya konu kararda hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi'nin 21/03/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/267 sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 20/09/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/816 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 21/04/2021 tarih ve E:2018/20, K:2021/596 sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının İPTALİNE, 2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 487,70-TL yargılama giderinin davalı idareden alınmasını temin amacıyla müzekkere yazılmasına, 3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/09/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY X- Uyuşmazlık konusu olayda, davacının, Hâkimler ve Savcılar Kurulu müfettişi olarak görev yaptığı dönemde "Bursa Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemelerinin 2012 yılı denetimini gerçekleştirirken, FETÖ/PDY örgütüne yakın olmayan hakimler üzerinde baskı oluşturarak, onları sindirmek ve mevcut görevlerinden uzaklaştırmak amacıyla, taraflı bir denetim yaptığı soruşturmaya konu iddiaların sübuta erdiği" gerekçesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 2802 sayılı Yasa’nın disiplin suç ve cezalarını düzenleyen hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, yargı mensupları hakkında isnad edilen bir eylemin, hukuk aleminde hiç gerçekleşmediği ya da suç teşkil etmediği tespit edilerek soruşturma dosyasının işlemden kaldırılması durumu ile "eylemin gerçekleşmiş olduğu ve disiplin cezasını gerektirdiği, fakat ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı tespit edilerek disiplin cezası verilememesi" durumunun, ilgilinin özlük dosyası bakımından etki ve sonuçlarının birbirinden tamamen farklı olacağı kuşkusuzdur. Zira, zamanaşımı müessesesi, öncelikle disiplin cezasını gerektiren bir fiilin varlığı ve bu eylemin fâil tarafından işlenmiş olduğunun tespit edilmesini, eylem tarihi itibariyle eğer zamanaşımı durumu varsa faile ceza verilememesini
gerektirir. Fiziki alemde hiç vukû bulmamış bir eyleme ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığından bahsetmek hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, yargı mensupları hakkında isnad edilen herhangi bir eylemle ilgili olarak maddi hakikatin ortaya konulması için disiplin soruşturması açılmasına ve soruşturma raporuna göre disiplin cezasını gerektiren eylemin sübuta erip ermediği konusunda bir analiz ve değerlendirme yapılmasına hukuki bir engel yoktur. Fakat, disiplin suçunun işlendiği tarih bakımından zamanaşımı müessesesi re’sen dikkate alınarak, şayet disiplin cezası verilmesini gerektiren fiilin işlendiği tarih itibarıyla ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı tespit edilmiş ise, bu durumda “Ceza Verilmesine Yer Olmadığı” yönünde bir karar verilmelidir. Netice olarak, dava konusu işlemin "ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı" gerekçesiyle iptaline karar verilmesi görüşüyle, çoğunluk kararında yer alan, özetle" davacıya isnat edilen eylemle ilgili herhangi bir araştırmaya ve incelemeye girilmeksizin, eylemin sâbit olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği" yönündeki gerekçesine katılmıyorum. KARŞI OY XX- Dava; Vergi Mahkemesi Üyesi olarak görev yapmakta iken, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 21/03/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/267 sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin 20/09/2019 tarih ve E:2018/20, K:2019/816 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 21/04/2021 tarih ve E:2018/20, K:2021/596 sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde;
"Bu Kanunun amacı; a) Adli ve idari yargı hakim ve savcılarının niteliklerini, atanmalarını, hak ve ödevlerini, aylık ve ödeneklerini, meslekte ilerlemelerini, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesini, haklarında disiplin kovuşturması açılmasını ve disiplin cezası verilmesini, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri veya kişisel suçlarından dolayı soruşturma yapılmasını ve yargılamalarına karar verilmesini, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik hallerini, meslek içi eğitimlerini ve diğer özlük işlerini, b) Yargıtay ve Danıştay Başkan ve üyelerinin aylık ve ödenekleri ile diğer mali, sosyal hak ve yardımlarını, Düzenlemektir." hükmüne yer verilmiş, anılan Kanun'un "Disiplin Cezaları" başlıklı 62. maddesinde, Hâkim ve Savcılara, sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre Hâkimler ve Savcılar Kurulunca, uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten çıkarma cezalarından birinin verileceği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un "Ceza Soruşturması veya Kovuşturması İle Disiplin Soruşturmasının Bir Arada Yürütülmesi ve Zamanaşımı" başlıklı 72. maddesinde ise; "Hâkim ve savcılar hakkında ceza soruşturması veya kovuşturmasına başlanmış olması, aynı olaydan dolayı disiplin soruşturmasını gerektirmeyeceği gibi, ilgilinin mahkûm olması veya olmaması ayrıca disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmez. Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, ikinci fıkrada belirtilen süre yerine bu süreler uygulanır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilenler hakkında ise, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar." düzenlemesine yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen yasa hükümleri bir arada değerlendirildiğinde; 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun yürürlüğe konulmasının
amaçlarından birisinin de hakim ve savcılar hakkında yürütülecek disiplin soruşturması ile yürütülen disiplin soruşturması sonucunda verilecek disiplin cezalarına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu, bu kapsamda anılan Kanun'un 72. maddesinde de hakim ve savcılar hakkında verilecek disiplin cezalarında zamanaşımı müessesesinin hangi disiplin cezasında ne şekilde uygulanacağının açıkça hüküm altına alındığı görülmektedir. Söz konusu Kanun'un 72. maddesinin 2. fıkrası incelendiğinde; yasa koyucu tarafından, "Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez." denilmek suretiyle hakim ve savcılar hakkında verilecek "meslekten çıkarma" ve "yer değiştirme" cezalarında uygulanacak disiplin ve ceza verme zamanaşımı ile diğer disiplin cezalarında uygulanacak zamanaşımı hususunda ayrıma gidildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, hakim ve savcılar hakkında verilecek olan "meslekten çıkarma" ve "yer değiştirme" cezası dışındaki disiplin cezaları için soruşturma zamanaşımı süresinin eylemin işlenmesinden itibaren üç yıl, ceza verme zamanaşımının ise yine eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl olarak düzenlendiği, böylece söz konusu sürelerin geçmesi halinde "meslekten çıkarma" ve "yer değiştirme" cezası dışındaki disiplin cezaları için zamanaşımı nedeniyle soruşturma yapılamayacağı ve/veya ceza verilemeyeceği, ancak ilgili Kanun hükümlerinde "meslekten çıkarma" ve "yer değiştirme" cezaları için bu yönde bir zamanaşımı süresinin öngörülmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla, 2802 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları hakkında verilecek "meslekten çıkarma" ve "yer değiştirme" disiplin cezalarına ilişkin olarak herhangi bir zamanaşımı süresinin öngörülmediği ve anılan disiplin cezalarının açıkça zamanaşımı müessesesi dışında tutulduğu sonuç ve kanaatine varıldığından, davacının, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kararın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, davalı idarenin disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle dava konusu kararın iptali yolunda verilen çoğunluk kararına katılmıyorum.
Kararın kaynağı
- Resmî kaynak
- Kararın resmî tam metin kaydı ↗
- Resmî PDF içindeki yeri
- T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 15 (2024) · PDF sayfa 186–202
- Resmî metnin alındığı tarih
- Metin ve künye kontrolü
Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.
Kaynak bütünlük bilgisi
Seçilen karar metni SHA-256: 4b92aa08ea816f7df1d4c18b6424490331c1c67383633188f4dca4f5e0c8eb25
Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: 09cab84b729871992e9b939c458db6e4cddbc8e5ac152e3218f4a68741f17210
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.
← İçtihat arşivine dönün