İdare Hukuku

5. Daire: 2577 Sayılı Kanun’un 20. Maddesi, Çelişmeli Yargılama İlkesi, Silahların Eşitliği İlkesi

Danıştay 5. Daire, 2018/2319 E., 2022/7571 K., 25.10.2022

Kararın tam metnine geçin

Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.

RESMÎ YAYININ ÖZETİ

Resmî yayında kararın konusu

Resmî derginin anahtar kelimeleri: -2577 Sayılı Kanun’un 20. Maddesi, -Çelişmeli Yargılama İlkesi, -Silahların Eşitliği İlkesi

Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 218-224).

Davalı idarece dosyaya sunulmayan bilgi ve belgelere dayanılarak, yalnızca ileri sürülen savunmaya göre hüküm kurulmasında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemeye ve adil yargılanma ilkesine uyarlık bulunmadığı hakkında.

Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.

Tam metne erişim

Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.

Resmî kararın tamamına geçin ↓

RESMÎ KARAR METNİ

Kararın tam metni

Resmî kaynağı aç

Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.

T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2018/2319 Karar No : 2022/7571 Anahtar Kelimeler : -2577 Sayılı Kanun’un 20. Maddesi, -Çelişmeli Yargılama İlkesi, -Silahların Eşitliği İlkesi Özeti : Davalı idarece dosyaya sunulmayan bilgi ve belgelere dayanılarak, yalnızca ileri sürülen savunmaya göre hüküm kurulmasında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemeye ve adil yargılanma ilkesine uyarlık bulunmadığı hakkında. TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1) Cumhurbaşkanlığı 2) Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı VEKİLİ : Huk. Müş. … İSTEMİN KONUSU : Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 14/03/2018 tarihli ve E:2017/12400, K:2018/586 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava Konusu İstem: Mühendis olarak görev yapan davacının, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 02/08/2016 tarihli ve 259 sayılı işleminin iptaline ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Ankara 17. İdare Mahkemesinin 19/04/2017 tarihli ve E:2016/3540, K:2017/1143 sayılı kararında; davalı idarece yapılan soruşturma sonucunda davacının GSM hattına yönelik teknik tespit ve analizler, kendisi ile yapılan mülakat ve teknik test uygulaması sonuçları, mülakat sırasındaki kendi beyanları, şüpheli sıfatıyla alınan ifadesi ve toplanan diğer deliller muvacehesinde, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olduğu hususunun somut delillerle ortaya konulması sonucunda, güvenirlik vasfını yitirdiği ve teşkilata alınma koşullarını kaybettiği anlaşılarak dava konusu işlemin tesis edildiği,

davacı hakkında yapılan soruşturma sonucu elde edilen somut deliller, Milli İstihbarat Teşkilatı Personelinin ifa ettiği görevin önem ve özelliği, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi'nin amacı ve söz konusu Kanun Hükmünde Kararname'nin kamu görevlilerine yönelik tedbirlere ilişkin 4. maddesi ile getirilen düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ve dava konusu işlem bu çerçevede incelendiğinde, hakkındaki soruşturma sonucunda davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı/iltisakı olduğu yönünde tespitlerde bulunulması nedeniyle, Milli İstihbarat Teşkilatı personelinde aranan ve olması gereken en önemli vasıf olan güvenirlik vasfını yitirdiği ve bu nedenle de Teşkilata alınma koşullarını kaybetmiş olduğu sonucuna varıldığı, davacının anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 1/g bendi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasında ve idarenin genel takdir yetkisi çerçevesinde tesis etmiş olduğu dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti: Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 14/03/2018 tarihli ve E:2017/12400, K:2018/586 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından; soruşturma yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edilen dava konusu kamu görevinden çıkarma işleminin hukuka aykırı olduğu, hiçbir somut bilgi ve belge olmadan görevine son verildiği, hiçbir terör örgütüne, cemaat, yapı ve oluşuma iltisakı, irtibatı olmadığı iddia edilmiştir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından; dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olarak tesis edildiği, Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği savunulmuş, davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından ise savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ MAKBULE YAKIŞIKLI'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Başbakanlık hasım mevkiinden çıkarılıp, 703 sayılı Anayasada Yapılan

Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 219/1. maddesi gereğince Cumhurbaşkanlığı hasım mevkiine alındıktan sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı emrinde mühendis olarak görev yapmakta iken 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 02/08/2016 tarihli ve 259 sayılı işlemi ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, dava konusu işlemin iptaline ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." düzenlemesine yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 5. fıkrasında, davalara ilişkin işlem dosyalarının aslı veya onaylı örneğinin idarenin savunması ile birlikte, Danıştay veya ilgili mahkeme başkanlığına gönderileceği; "Dosyaların incelenmesi" başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemelerinin bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi kendiliklerinden yapacakları, Mahkemelerin belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilecekleri, bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesinin mecburi olduğu, haklı sebeplerin bulunması halinde bu sürenin, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabileceği; 2. fıkrasında, taraflardan biri ara kararının icaplarını yerine getirmediği takdirde, bu durumun verilecek karar üzerindeki etkisinin mahkemece önceden takdir edileceği ve ara kararında bu hususun ayrıca belirtileceği; 3. fıkrasında, ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine veya Devletin güvenliği ve

yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın, gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebileceği, verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. 10/06/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle, 2577 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "Getirtilen veya idarece gönderilen gizli belge ve dosyalar taraf ve vekillerine incelettirilemez" tümcesi yürürlükten kaldırılmış, 20. maddesinin 3. fıkrasına ise "Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez" hükmü eklenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Hukuk devleti ilkesi gereğince, idarenin bütün eylem ve işlemleri yargısal denetime açık olup, idari işlemlerin hukuka uygunluğu "iptal davaları" ile denetlenmektedir. 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1/a. bendine göre; iptal davaları, idare tarafından tesis edilen işlemler nedeniyle menfaatleri ihlal edilen kişiler tarafından, anılan işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı oldukları iddialarıyla açılan davalardır. İdare tarafından tesis edilen işlemin bir dayanağı, gerekçesi olması gerekir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden gerekçeler anılan işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. İptal davalarında da, sebep unsuru yönünden hukuki denetim yapılırken, idareyi o işlemi yapmaya sevk eden gerekçelerin hukuka uygunluğunun incelemesi yapılmaktadır. İdare tarafından tesis edilen her işlemin sebebi yazılı olarak işlemde yer almasa bile, eğer idari işlem iptal davasına konu edilmişse, işlemin dayanağı olan bilgi ve belgeler 2577 sayılı Kanun'un 20. maddesine dayanılarak yargı mercilerince idareden talep edilebilir ve idare tarafından da kendisine tanınan süre içerisinde, istenilen bilgi ve belgelerin sunulması gerekir. Bu husus, "adil yargılanma ilkesi" ile bu ilkenin tamamlayıcısı olan "çelişmeli yargılama ilkesi (çekişmelilik ilkesi)" ve "silahların eşitliği" ilkesi kapsamında Anayasa Mahkemesi kararlarında ve birçok Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında da vurgulanmıştır. Silahların eşitliği ilkesine göre; davanın taraflarının yargılama süreci boyunca aynı imkanlara sahip olması, aynı koşullarda iddia ve savunmalarını dile getirmesi gerekmektedir. Uyuşmazlığın bir tarafını idarenin oluşturduğu iptal davalarında da idarenin kamu gücünü kullanarak diğer tarafa üstünlük kurmasının önüne geçilmesi gerekmektedir, zira yargı önünde herkes eşittir.

Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan "çelişmeli yargılama" ilkesine göre, davadaki tarafların dosyaya sunulan tüm bilgi ve belgeleri görme, inceleme hakkının olması gerekmektedir; ayrıca, buna göre de savunmalarını oluşturabilme hakları vardır. Anılan tüm unsurlar bir arada sağlandığı takdirde ancak hakkaniyete uygun adil bir yargılamadan söz edilebilecektir. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 31/10/2006 tarihli ve 60366/00 başvuru numaralı Kahraman/Türkiye kararı ile; her hukuk ve ceza davasının, usule ilişkin yönleri de dahil olmak üzere çelişmeli bir nitelik taşıması ve de taraflar arasında silahların eşitliğini garanti altına alması gerektiği, bunun adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olduğu, çekişmelilik ilkesi uyarınca yargılanma hakkının, taraflar için, diğer tarafın oluşturduğu görüşlerden veya sunduğu kanıtlardan haberdar olma ve bunlar hakkında tartışabilme olanağını içerdiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 § 1 maddesinin tarafların çıkarlarını ve adaletin iyi şekilde idare edilmesini korumayı amaçladığı, kişilerin adaletin işleyişine duyacağı güvenin, dosyadaki her belge hakkında görüş bildirebilme güvencesine dayandığı, bir disiplin soruşturması akabinde görevden alınma yolundaki işleme karşı ilgili tarafından yapılan iptal başvurusunun, Yüksek Mahkemece, başvuranın kişisel dosyasının talep edilmesi üzerine ilgili kurum tarafından gönderilen "gizli" damgası vurulmuş bir zarfın içine konmuş belgelerden hareketle reddedildiği, uyuşmazlık konusu kararın, milli güvenliğe veya misilleme riski altındaki tanıkları koruma veya soruşturma metotlarını gizli tutma gerekliliğine bağlı zorunluluklarla bu uygulamayı haklı gösterebilecek hiçbir unsur içermemesine karşın, sadece "gizli" olarak sınıflanmış olan soruşturma dosyasına dayanılarak alındığının anlaşıldığı, olayda çelişmelilik ilkesi ve taraflar arasındaki silahların eşitliği garantisini sağlamanın, başvuran davalı idarenin sunduğu bilgiler hakkında yorum yapma olanağının verilmesini gerektirdiği belirtilmiş ve bu nedenle AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Yukarıda aktarılan açıklamalar ışığında, adil yargılama ilkesi gereğince tarafların mahkeme önünde eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu; buna bağlı olarak idari yargı bakımından talep edildiği takdirde dava konusu edilen idari işlemin gerekçesine ilişkin bilgi ve belgelerin idare tarafından dosyaya sunulması gerektiği ve tarafların da dosyadaki bilgi ve belgeleri inceleyerek işlemin gerekçesini öğrenme, konuya ilişkin görüş ve savunma yapma hakkına sahip olduğu açıktır. Nitekim, 2577 sayılı Kanun'da 10/06/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle getirilen değişikliğin gerekçesinde, "Madde ile

2577 sayılı Kanunun 20. maddesinin 3. fıkrasının sonuna eklenen cümle ile bu fıkrada sayılan haller nedeniyle mahkemeye verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemeyeceği öngörülerek, bu hükümle adalete gölge düşmesinin önüne geçilmesi ve yargılama hukukunun delil sisteminin korunması istenmiştir. Yargılama usulü hukukunda amaç, davaya dayanak yapılan tüm belge ve delillerin tarafların bilgisine sunulması suretiyle gerçeğin ortaya çıkması ve bu suretle hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Taraf ve vekillerine incelettirilmeyen belge ve dosyaya dayanılarak karar verilmesi, davacılara gerçek anlamda iddiasını kanıtlama hakkı tanınmadığını gösterdiği gibi adalete de gölge düşürmektedir. Kaldı ki, uygulamada gizlilik taşımayan belge ve dosyalara gizlilik damgası vurularak bunların ilgililere incelettirilmesi engellenmektedir. Bu nedenle de, Kanun'un 20. maddesinin 4. fıkrası da yürürlükten kaldırılmaktadır." denilmiştir. Anılan gerekçe incelendiğinde, Kanun Koyucunun söz konusu değişikliği yapmaktaki amacının adil yargılanma hakkını tesis etmek olduğu anlaşılmaktadır. 2577 sayılı Kanun'un 20. maddesine ve bu maddede yapılan değişikliğe, adil yargılanma hakkına ve bahsi geçen diğer yasal düzenlemelere ilişkin yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca, 2577 sayılı Kanun'un 20. maddesinde öngörülen istisnai durum haricinde, davacılara, işlemin dayanağı olan her türlü bilgi ve belgeye ulaşabilme ve bu belgeleri inceleyebilme olanağının tanınması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak MİT Teftiş Kurulu tarafından yapılan soruşturmanın gösterildiği, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 07/02/2018 tarihli ara kararıyla, davalı Milli İstihbarat Teşkilatından davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemin ve dava konusu işleme esas alınan bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesi üzerine sunulan 02/03/2018 tarihli yazıda Mahkemece talep edilen bilgi ve belgelerin "çok gizli" gizlilik derecesini havi olduğunun, içerisinde "çok gizli" gizlilik dereceli bilgi ve belgelerin yanı sıra üçüncü kişilere ait isim ve bazı şahsi bilgi ve belgelerin yer aldığının, dolayısıyla gönderilmesinin mümkün olmadığının belirtildiği, bunun üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesince, başka herhangi bir araştırma yapılmaksızın istinaf başvurusunun reddine karar verildiği görülmüştür.

Bu durumda, davalı idarece dosyaya sunulmayan bilgi ve belgelere dayanılarak yalnızca ileri sürülen savunmaya göre hüküm kurulmasında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/3. fıkrasında yer alan düzenlemeye ve adil yargılanma ilkesine uyarlık bulunmamaktadır. Bu itibarla, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 14/03/2018 tarihli ve E:2017/12400, K:2018/586 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 25/10/2022 tarihinde, oybirliğiyle, kesin olarak karar verildi.

Kararın kaynağı

Resmî PDF içindeki yeri
T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 13 (2023) · PDF sayfa 218–224
Resmî metnin alındığı tarih
Metin ve künye kontrolü

Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.

Kaynak bütünlük bilgisi

Seçilen karar metni SHA-256: 13ded99f9ba0939ed6183d1d49d78b8b9df5b991d53928f84e309dd1c2b65a69

Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: f04134273ed44ed59e6af5560a5985c4589dc1756a1f91dccae85668d33b7b7d

← İçtihat arşivine dönün