İdare Hukuku

5. Daire: Meslekten Çıkarılma İşlemi, 667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname, İstifa

Danıştay 5. Daire, 2016/37490 E., 2023/17635 K., 28.11.2023

Kararın tam metnine geçin

Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.

RESMÎ YAYININ ÖZETİ

Resmî yayında kararın konusu

Resmî derginin anahtar kelimeleri: -Meslekten Çıkarılma İşlemi, -667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname, -İstifa

Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 193-203).

6749 sayılı Kanun'la kanunlaşan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin birinci fıkrasının, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar”a ilişkin düzenleme getirdiği, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının tesis edildiği tarih itibarıyla 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 51. maddesi hükmüne uygun biçimde meslekten çekilmiş durumda olduğu, dolayısıyla anılan düzenlemenin, hâkimlik/savcılık görevinde olmadığı anlaşılan davacı hakkında uygulanmasına olanak bulunmadığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.

Tam metne erişim

Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.

Resmî kararın tamamına geçin ↓

RESMÎ KARAR METNİ

Kararın tam metni

Resmî kaynağı aç

Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.

T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2016/37490 Karar No : 2023/17635 Anahtar Kelimeler : -Meslekten Çıkarılma İşlemi, -667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname, -İstifa Özeti : 6749 sayılı Kanun'la kanunlaşan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin birinci fıkrasının, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar”a ilişkin düzenleme getirdiği, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının tesis edildiği tarih itibarıyla 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 51. maddesi hükmüne uygun biçimde meslekten çekilmiş durumda olduğu, dolayısıyla anılan düzenlemenin, hâkimlik/savcılık görevinde olmadığı anlaşılan davacı hakkında uygulanmasına olanak bulunmadığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında. DAVACI : … VEKİLİ : Av. … DAVALI : Hâkimler ve Savcılar Kurulu VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının meslekten çıkarılma tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne, Anayasa'ya ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na aykırı olarak, usulüne uygun soruşturma yürütülmeden, savunma hakkı tanınmadan, araştırma yapılmadan tesis edildiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren herhangi bir somut ve hukuki delil gösterilmediği, bireysel değerlendirme yapılmadan meslekten çıkarılmasına karar verildiği, kolektif bir anlayışla hareket edildiği, dava konusu kararlar ile adil yargılanma hakkının, savunma hakkının, etkili başvuru hakkının, özel ve aile hayatına saygı hakkının, hukuk devleti ilkesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, ölçülülük ilkesinin, hak arama hürriyetinin, masumiyet karinesinin, hakimlik teminatının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın şekil, sebep, konu, amaç ve süre unsurları bakımından hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Öte yandan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali için dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve

mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ AHMET BORA YAZICI'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacının 31/03/2016 tarihli dilekçesi ile meslekten çekilme talebinde bulunduğu, Hâkimler ve Savcılar Kurulu 3. Dairesi'nin 14/04/2016 tarih ve K:2016/239 sayılı kararı ile tebliğ tarihinden itibaren geçerli olmak üzere istifa talebinin kabulüne karar verildiği, anılan kararın Strazburg Başkonsolosluğu aracılığı ile tebliğe çıkarıldığı, ilgili mevzuat uyarınca 27/05/2016 tarihinde de davacıya tebliğ edilmiş sayıldığı anlaşılmıştır. Bu itibarla, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla meslekte olmayan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığından, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi, davacının söz konusu tarih itibarıyla meslekten çekilmiş olması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarından bahsetme imkanı bulunmadığından işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılma tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, davacı tarafından sunulan 19/11/2018 tarihli davalı idarenin savunmasına cevap dilekçesinde yer alan ve yasal faiziyle birlikte 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemini içeren talebinin de talebin genişletilmesi yasağı kapsamında olup değerlendirilmesine hukuken olanak bulunmadığı düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI NAZLI YANIKDEMİR'İN DÜŞÜNCESİ : Dava; 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca, davacı adına tesis edilen, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24.8.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük hakların işlem tarihinden itibaren en yüksek mevduattan hesaplanacak olan yasal faiziyle birlikte tazminine; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali için dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. T.C. Anayasasının 148'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin (değişiklikten önceki şekliyle kanun hükmünde kararnamelerin) şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı hüküm altına alındığından davacının, 667 sayılı Kanun

Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine götürülmesi isteminin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır. Öte yandan; davacı tarafından savunmaya cevaben verilen dilekçede, yasal faiziyle 100.000-TL manevi tazminata hükmedilmesi istemi, davanın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirilerek; davalı İdare tarafından ileri sürülen usule ilişkin iddialar ise yerinde görülmeyerek, işin esasının incelenmesine geçilmiştir. T.C. Anayasasının 14'üncü maddesinde, “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”; 20'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”; 139'uncu maddesinde, “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”; 140'ncı maddesinin 3'üncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir."; 159'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında, “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” aynı maddenin 8'inci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte

kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...” hükümlerine yer verilmiştir. Öte yandan, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 51'inci maddesinde, "Hakim ve savcılar Adalet Bakanlığına yazılı olarak başvurmak suretiyle mesleklerinden çekilme isteğinde bulunabilirler. Çekilme isteğinde bulunan, isteğinin kabulüne kadar görevine devam eder; ancak istem tarihinden itibaren bir ay içinde cevap gelmediği takdirde görevini bırakabilir." hükmü yer almaktadır. Yukarıda yer verilen düzenlemelerden görüldüğü üzere, Adalet Bakanlığına yazılı olarak başvurmak suretiyle görevinden ayrılan hakim ve savcıların kamu görevinin sona erdiği açıktır. Başka bir ifadeyle, olağan dönemlerde hakim ve savcıların görevlerinden çekilme iradesinin geçerliliği yetkili makamın kabulüne bağlı olmakla birlikte bir ay içinde isteme cevap verilmemesi durumunda görevin bırakılabilmesi mümkün olup; ancak, olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hallerinde meslekten çekilme iradesinin süre sınırı olmaksızın yetkili makamın kabulüne bağlı olduğu anlaşılmakla; hakim ve savcılar, olağanüstü dönemlerde ancak bu istemlerin yetkili makam olan Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından kabul edilmesi halinde meslekten çekilmiş sayılacaklardır. Dosyanın incelenmesinden, davacının, 1994-1996 yılları arasında hakimlik ve savcılık stajını tamamlamasını müteakip 1996 yılında istifa ettikten sonra, 2003-2007 yılları arasında İzmir Ekonomi Üniversitesinde Yardımcı Doçent unvanıyla öğretim üyesi olarak, 2007-2011 yılları arasında AİHM'de B sınıf Hukukçu olarak çalıştığı, 2011 yılı Ekim ayında Adalet Bakanlığına yapmış olduğu başvurusunun kabulü üzerine tekrar Cumhuriyet Savcılığına döndüğü, bu esnada bir yıl süreyle Avrupa Konseyi nezdinde T.C. Daimi temsilciliğinde görevlendirildiği, 15/10/2014-12/08/2015 tarihleri arasında aylıksız izne ayrıldığı, 11/08/2015 ila 19/03/2016 tarihlerini içerir sürekli istirahat raporları gönderdiği, en son 31/03/2016 tarihinde iadeli taahhütlü olarak gönderdiği dilekçe ile istifa talebinde bulunduğu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Dairesinin 14/04/2016 gün ve 2016/239 sayılı kararıyla talebinin kabul edildiği, ancak, Çiftlik Cumhuriyet Başsavcılığı Muharebe Bürosunun 8/08/2016 tarihli yazısına göre anılan tarih itibarıyla HSYK 3. Dairesi kararının davacıya tebliğine ilişkin bir belgenin bulunmadığının bildirildiği, bu esnada, davaya konu edilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24/8/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan

araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu sabit görülerek, davacının, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; olağanüstü hal şartlarında dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Dairesinin 14/04/2016 gün ve 2016/239 sayılı kararıyla, davacının meslekten çekilme talebi hakkında verilmiş bir kabul kararı bulunduğundan, başka bir ifadeyle; davacı dava konusu işlemin tesis edildiği tarihten önce meslekten çekilmiş olduğundan, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24.8.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir. Kaldı ki, Başsavcılığımızın 03/02/2022 tarihli yazısına cevaben, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından gönderilen yazıda, davacı hakkında FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçundan soruşturmanın yürütüldüğü, yurtdışında bulunması nedeniyle hakkında kırmızı bülten çıkartıldığı bildirilmiş olup, davacı hakkında soruşturma sonucuna göre idare tarafından her zaman işlem tesis edilebilmesi de mümkündür. Öte yandan; Anayasanın 125'inci maddesi uyarınca kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olan idare tarafından, davacıların uğradığı parasal kaybın faizi ile birlikte ödenmesi mümkün ise de; dava konusu uyuşmazlıkta, davacı tarafından verilen istifa dilekçesi 2802

sayılı Kanun uyarınca görevli ve yetkili olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Dairesinin 14.4.2016 gün ve 2016/239 sayılı kararıyla kabul edildiğinden, davacının söz konusu tarih itibarıyla meslekten çekilmesi nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca, dava dilekçesinde sadece davaya konu işlemin iptali ile yoksun kalınan parasal ve özlük hakların işlem tarihinden itibaren en yüksek mevduattan hesaplanacak olan yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmesine karşın; dava aşamasında davalı idarenin ikinci savunmasının tebliği üzerine verilen dilekçede, bu defa yasal faiziyle 100.000-TL manevi tazminata hükmedilmesi istenilerek talebin genişletildiği anlaşılmakta olup; taleple bağlılık ilkesi gereği bu talebin değerlendirilmesine de hukuken olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle, dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24.8.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali; davanın diğer kısımlarının ise reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili Anayasa'ya aykırılık itirazı ise ciddi görülmeyerek, gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılma tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Ayrıca, davacı tarafından 19/11/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren savunmaya cevap dilekçesi ile, 100.000,00-TL

manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine hükmedilmesi talebinde bulunulmuştur. İLGİLİ MEVZUAT : 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4’üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...” 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 51'inci maddesi, "Hakim ve savcılar Adalet Bakanlığına yazılı olarak başvurmak suretiyle mesleklerinden çekilme isteğinde bulunabilirler. Çekilme isteğinde bulunan, isteğinin kabulüne kadar görevine devam eder; ancak istem tarihinden itibaren bir ay içinde cevap gelmediği takdirde görevini bırakabilir." 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun "Yabancı memlekette tebligat usulü" başlıklı 25. maddesi "Yabancı memlekette tebliğ o memleketin salahiyetli makamı vasıtasiyle yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister. Yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu vekalet vasıtasiyle Dışişleri Bakanlığına, oradan da memuriyet havzası nazarı

itibara alınarak ilgili Türkiye Elçiliğine veya Konsolosluğuna gönderilir. Şu kadar ki, Dışişleri Bakanlığının aracılığına lüzum görülmeyen hallerde tebligat evrakı, ilgili Bakanlıkça doğrudan doğruya o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya Başkonsolosluğuna gönderilebilir." Siyasî temsilcilik aracılığıyla yabancı ülkedeki Türk vatandaşlarına tebligat başlıklı 25/a maddesinde; "Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir." Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin, "Yabancı ülkelerde Türk vatandaşına yapılacak tebligat" başlıklı 43. maddesinin birinci fıkrası: "Yabancı ülkede kendisine tebligat yapılacak kişi, Türk vatandaşı olduğu takdirde tebligat, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu vasıtasıyla da yapılabilir." Üçüncü fıkrası: "Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir." Dördüncü fıkrası: "Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Muhatap Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurduğu takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa, bu hususta düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır. Evrak bekletilmeksizin merciine iade edilir." HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan idari davalar olarak tanımlanmıştır. Danıştay içtihatlarında ve doktrinde kabul edildiği üzere, bir idari işlemin konu unsuru, o işlemin hukuk aleminde yaptığı etki ve doğurduğu hukuki sonuç veya hüküm olarak ifade edilmektedir. İşlemin konusunun hukuka aykırı olmaması, ayrıca imkansız bulunmaması gerekir. Dosyanın incelenmesinden; davacının 31/03/2016 tarihli dilekçesi ile meslekten çekilme talebinde bulunduğu, Hakimler ve Savcılar Kurulu 3. Dairesi'nin 14/04/2016 tarih ve K:2016/239 sayılı kararı ile tebliğ tarihinden itibaren geçerli olmak üzere istifa talebinin kabulüne karar verildiği, anılan kararın Strazburg Başkonsolosluğu'nun 26/04/2016 tarih

ve 913.10-210 sayılı, "Tebligat evrakına ilişkin bildirim" konulu yazısı ile yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 30 gün süre ile tebligata konu evrakın teslim alınmadığı taktirde evrakın tebliğ edilmiş sayılacağına ilişkin şerh düşülmek suretiyle 28/04/2016 tarihinde davacıya gönderildiği ve 27/05/2016 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş sayıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, her ne kadar davalı idarece, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan; "Davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizli haberleşme programı olan Bylock kullanıcısı olduğunun tespit edilmesi ve bu kapsamda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içinde aktif olarak yer aldığı konuşmaları içeren bylock yazışmalarını gösteren … ID numaralı Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı, … isimli tanığın; FETÖ terör örgütü ile iltisaklı/irtibatlı kişilerin katılım sağladığı çeşitli cemaat ortamlarında davacı ile karşılaştıklarına ilişkin ifadesi, … isimli tanığın; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait evlerde kaldığını belirten ifadesi, … isimli tanığın etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği 02.05.20217 tarihli ifadesinde; hakim adaylığı döneminde davacının FETÖ mensubu olduğunu öğrendiği ve dönem arkadaşlarının kendisine bu yönde bilgiler verdiği şeklindeki beyanı, davacının FETÖ'nün yargıda etkin olduğu dönemde kamu imkanıyla yurt dışı eğitim/iş seyahati vs. olanaklardan yararlandırılmasına (12/10/2012-03/07/2014 tarihleri arasında Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği)" dair tespit ve delillerin dava dosyasına sunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda yer verilen 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar" a ilişkin olarak düzenlendiği, işlem tarihinde 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 51. maddesi hükmüne uygun biçimde meslekten çekildiği, dolayısıyla hakim/savcı görevinde olmadığı anlaşılan davacı hakkında uygulanmasına imkan bulunmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, davacının işlem tarihi itibarıyla meslekten çekilmiş olması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarından bahsetme imkanı bulunmadığından işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılma tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi isteminin reddine karar verilmesi gerekmektedir.

Bunun yanında, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen ve 19/11/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren savunmaya cevap dilekçesi ile, 100.000,00-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi talebine yer verildiği görüldüğünden, dosyanın tekemmül aşaması da dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan bu istemin incelenme imkanının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının İPTALİNE, 2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının meslekten çıkarılma tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 3. Bakılan davanın kısmen iptal, kısmen ret hükmüyle sonuçlandığı dikkate alınarak, ayrıntısı aşağıda gösterilen 342,20-TL yargılama giderinin yarısı olan 171,10-TL'nin davacı üzerine bırakılmasına, 171,10-TL tutarındaki kısmının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 17.100,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya; 17.100,00-TL vekalet ücretinin de davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 28/11/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kararın kaynağı

Resmî PDF içindeki yeri
T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 16 (2024) · PDF sayfa 193–203
Resmî metnin alındığı tarih
Metin ve künye kontrolü

Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.

Kaynak bütünlük bilgisi

Seçilen karar metni SHA-256: ac016d2317f6ee474675113468cb4328e9250484023ac161e3ad0dffe3d5d623

Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: d9ee6d7206544c0063df977b702c50f9c24688d611d6fb707c0ee6498bab9d4f

← İçtihat arşivine dönün