Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.
RESMÎ YAYININ ÖZETİ
Resmî yayında kararın konusu
Resmî derginin anahtar kelimeleri: -Yeterlik Sınavında Başarılı Olan İş Müfettiş Yardımcısı, -İş Müfettişliğine Atamada Makul Süre, -Seri Davalarda Vekalet Ücreti
Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 143-158).
Yeterlik sınavında başarılı olan İş Müfettiş Yardımcısının, makul süre içerisinde asaleten İş Müfettişliğine atanması gerektiği; diğer taraftan seri dava niteliği olan bu davada vekalet ücretinin de buna göre belirlenmesi gerektiği hakkında.
Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.
Tam metne erişim
Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.
Resmî kararın tamamına geçin ↓RESMÎ KARAR METNİ
Kararın tam metni
Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.
T.C. D A N I Ş T A Y İkinci Daire Esas No : 2018/4026 Karar No : 2020/113 Anahtar Kelimeler : -Yeterlik Sınavında Başarılı Olan İş Müfettiş Yardımcısı, -İş Müfettişliğine Atamada Makul Süre, -Seri Davalarda Vekalet Ücreti Özeti : Yeterlik sınavında başarılı olan İş Müfettiş Yardımcısının, makul süre içerisinde asaleten İş Müfettişliğine atanması gerektiği; diğer taraftan seri dava niteliği olan bu davada vekalet ücretinin de buna göre belirlenmesi gerektiği hakkında. Davacı : … Vekili : Av… Davalı : Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Vekili : Hukuk Müşaviri …
Davanın Konusu : Davalı idarede, İş Müfettiş Yardımcısı olarak görev yapan davacı tarafından, "İş Müfettişi" kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olarak ileri sürülen ve 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinin; iş müfettişi kadrolarına yapılacak atamaların süresine ilişkin hususları düzenlemediğinden bahisle iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istenilmektedir. Davacının İddiaları : Davacı tarafından; 1. 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinde müfettiş kadrolarına nasıl atanacağının düzenlenmesine rağmen; atama süresine ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığından hak kayıplarının önlenmesi amacıyla anılan maddenin iptal edilmesi gerektiği, 2. Müfettiş olmak için tüm şartları haiz olduğu ve sınavları başarı ile geçtiği, davalı idare tarafından dava konusu işlemde hiçbir sebep gösterilmediği, bu durumun hukuka aykırılık teşkil ettiği, 3. İş müfettişi olarak atanmaması nedeniyle ileriye dönük kariyerinin engellendiği, söz konusu işlem ile müfettiş ve iş müfettişi yardımcısı kadroları arasındaki maaş farkı nedeniyle parasal hak kaybına uğradığı, 4. İdare tarafından tesis edilen işlemin idareye güven, kazanılmış hak, haklı beklenti ve Devlet faaliyetlerinin belirliliği ilkelerine aykırı olduğu iddia edilmektedir. Davalının Savunması : Davalı idare tarafından; 1. İdari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem bulunmadığı, 2. Dava konusu Yönetmelik hükmünün hukuka uygun olması sebebiyle iptalini gerektirecek bir hususun bulunmadığı, 3. Atama işlemine dayanak olan düzenleyici işlemlerde, atama işleminin tamamlanmasına ilişkin herhangi bir süre öngörülmediğinden işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğu, 4. İdarelerin yargı kararıyla belli bir kadroya atama yapmaya zorlanmasının hukuken mümkün olmadığı,
5. Atama sürecinin halen devam ettiği, bu nedenle dava konusu işlem sebebiyle oluşmuş herhangi bir maddi kayıptan söz edilemeyeceği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : Arzuman Kökçi Düşüncesi : 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinin iptali istemi yönünden davanın reddine, davacının iş müfettişi kadrosuna atanmak istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin ise iptaline, davacının yoksun kaldığı parasal haklarının davalı idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmüştür. Danıştay Savcısı : Ahmet Pesen Düşüncesi : Dava, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında, İş Müfettiş Yardımcısı olarak görev yapan davacı tarafından, "İş Müfettişi" kadrosuna atanması yolunda yapılan başvurunun reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin "Müfettişliğe Atanma" başlıklı 37. maddesinin iptali ve yoksun kalınan parasal hakların yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır. Anayasa’nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hüküm altına alınmıştır. 28/08/1979 günlü, 6738 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İş Teftişi Tüzüğünün 6. maddesinde, müfettişliğe, yönetmeliğine göre yapılacak müfettişlik yeterlik sınavını başaran müfettiş yardımcılarının atanacağı, bu sınava girebilmek için; A) Müfettiş yardımcılığı görevinde eylemli olarak en az üç yıl çalışmış olmak, B) Müfettiş yardımcılığında geçen hizmet yıllarına ait bütün sicilleri olumlu olmak, C) Başkanlıkça, yönetmeliğin müfettiş yardımcılarının çalışma ve yeterlik sınavına hazırlanma ilkelerini düzenleyen hükümleri uyarınca yaptığı çalışmalarda yeterli görülmek, gerekeceği kuralına yer verilmiştir. 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin 36. maddesinde, yeterlik sınavının yazılı ve sözlü olmak
üzere iki aşamadan oluşacağı. yazılı sınavın, çalışma hayatı mevzuatı, kamu idaresi ve personeli ile ilgili mevzuat, mesleki bilgiler, teftiş usulleri ve yöntemleri konularından yapılacağı, yazılı sınavdan başarılı olabilmek ve sözlü sınava girebilmek için en az yetmiş puan almak gerektiği, sözlü sınavın ise yazılı sınav konuları ile adayın anlama, ifade ve temsil yetenekleri dikkate alınarak yapılacağı, sözlü sınavda başarılı olabilmek için yüz üzerinden en az yetmiş puan almak gerekeceği, yeterlik başarı sıralamasında, yeterlik yazılı ve sözlü sınav notlarının ortalamasının esas alınacağı öngörülmüştür. Anılan Yönetmeliğin 37. maddesinde ise, "Yeterlik sınavlarında başarılı olanlar, yeterlik başarı sırasına göre müfettiş kadrolarına atanırlar. Yeterlik sınav notlarında eşitlik olması halinde, yetişme notu esas alınır." düzenlemesine yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden, davacının davalı idare Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı (mülga İş Teftiş Kurulu Başkanlığı) emrinde İş Müfettiş Yardımcısı olarak göreve başladığı, iş müfettişliği yeterlik yazılı sınavında ve yeterlik sözlü sınavında başarılı olduğu, İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca iş müfettişliği yeterlik sınavında başarılı olanların ilan edildiği listede de adının bulunduğu, bu listeye göre başarılı sayılan iş müfettiş yardımcılarının boş bulunan müfettişlik kadrosuna atamalarının Personel Dairesi Başkanlığından talep edildiği, ancak dava konusu işlemle atama süreçlerinin devam ettiğinin bildirildiği, sonuç itibarıyla atamasının yapılmadığı anlaşılmıştır. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olup "belirlilik" ve "hukuk güvenliği" hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Burada aslolan muhtemel muhatapların mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin
de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Kanunlara güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin, bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir. Gerek yargı kararları, gerek öğretideki ortak tanımlamalara göre "haklı beklenti", idarenin ister bir taahhüt, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin çıkarlarına ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmeleridir. 31/10/2012 günlü 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin "Müfettişliğe Atanma" başlıklı 37. maddesinde yer alan düzenlemenin, müfettiş yardımcılığı yeterlik sınavında başarılı olanların müfettiş olarak atanma sürecine ilişkin herhangi bir süre kaydını içermediği ve bu suretle düzenlemenin yarattığı belirsizlik nedeniyle hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Dava konusu olayda, yazılı ve sözlü sınavları geçerek yeterlik sınavında başarılı olan davacının, mevzuat hükümlerine göre müfettişlik kadrosuna atanma hususunda haklı beklenti içerisine girdiği, ancak, aradan geçen zamana rağmen müfettişlik kadrosuna atanamadığı görülmekle atama istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuk devletinin gereği olan hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerine uygunluk görülmemiştir. Anayasanın 125. maddesi uyarınca İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğundan, davacının tazminat isteminin karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemlerin iptali ile bu işlemler sonucu yoksun kalınan parasal hakların yasal faiziyle birlikte tazmini gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesince; davalı idarenin usule yönelik iddiası yerinde görülmeyerek, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Maddi Olay ve Hukuki Süreç : 07/03/2011 tarihinde davalı idare Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı (mülga İş Teftiş Kurulu Başkanlığı) emrinde İş Müfettiş Yardımcısı olarak göreve başlayan davacının, 18/06/2014 tarihinde iş müfettişliği yeterlik
yazılı sınavında, 07/07/2014 - 25/07/2014 tarihleri arasında yapılan yeterlik sözlü sınavında başarılı olduğu; 06/08/2014 tarihinde İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca iş müfettişliği yeterlik sınavında başarılı olanların ilan edildiği listede adının bulunduğu; bu listeye göre başarılı sayılan iş müfettiş yardımcılarının boş bulunan müfettişlik kadrosuna atamalarının Personel Dairesi Başkanlığından talep edildiği; ancak, iş müfettişi kadrosuna atanması istemiyle davacının yaptığı başvuruya dava konusu işlemle verilen yanıtta atama süreçlerinin devam ettiğinin bildirilmesi üzerine, söz konusu başvurunun reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olarak ileri sürülen ve 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İlgili Mevzuat : Anayasa'nın -dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan şekliyle- 124. maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkartabileceği hüküm altına alınmıştır. İdareler, normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, hizmette etkinliğin sağlanması için gerekli önlemleri alma, bu kapsamda mevzuat değişikliği yapma hususunda takdir yetkisine sahiptirler. Kamu hizmetlerinin hangi koşullar altında ve nasıl yürütüleceğini önceden saptamak her zaman mümkün olmadığı için, gelişen durumlara ayak uydurmak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla düzenleyici işlemler üzerinde gerekli değişiklikleri yapma hususunda idarelerin takdir yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu Yönetmeliğin dayanakları arasında yer alan 13/12/1950 günlü, 5690 sayılı Kanun'la onanan; Sanayi ve Ticarette İş Teftişi Hakkındaki 81 numaralı Milletlerarası Çalışma Sözleşmesinin 1. maddesinde; "Hakkında bu sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesinin sınai iş yerlerinde bir teftiş sistemi bulundurması lazımdır." hükmüne yer verildiği; 2. maddesinde iş teftiş sisteminin vazifelerine dair ibarelerin yer aldığı; 6. maddesinde; "teftiş personeli, memuriyette istikrarlarını ve hükümet değişikliklerine ve yerinde olmayan harici tesirlere tabi bulunmamalarını sağlayacak şekilde bir statü ve hizmet şartlarından faydalanan amme memurlarından terekküp edecektir" hükmüne; 7. maddesinde; "1. Amme hizmetine alınmak için milli mevzuatın tespit edeceği şartlar mahfuz kalmak kaydıyla, iş müfettişleri, yalnız
görecekleri vazifeleri ifa edebilmek için gereken ehliyet göz önünde tutularak tayin edileceklerdir, 2. Bu ehliyetlerin tahkiki yolları yetkili makam tarafından tayin edilecektir, 3. İş müfettişlerinin vazifelerine ifa edebilmeleri için münasip şekilde yetiştirilmeleri lazımdır." hükmüne yer verildiği anlaşılmaktadır. 28/08/1979 günlü, 16738 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İş Teftişi Tüzüğü'nün -dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükteki haliyle- "Kapsam" başlıklı 1. maddesinin 1. fıkrasında; "Çalışma mevzuatının uygulanmasında müfettişlerce Devlet adına yapılacak izleme, denetleme ve teftişin ilkeleri, teftiş hizmetinin örgütlenmesine ilişkin kurallar, işyerlerinde tutulacak teftiş defterlerinin biçimi, ne yolda doldurulacağı ve bununla ilgili işlemler, müfettiş ve müfettiş yardımcılarının görev, yetki ve nitelikleriyle işe alınmaları ve çalışma yöntemleri bu Tüzükte gösterilmiştir." hükmüne; "Müfettişliğe atanma" başlıklı 6. maddesinde ise; "Müfettişliğe, yönetmeliğine göre yapılacak müfettişlik yeterlik sınavını başaran müfettiş yardımcıları atanır. Bu sınava girebilmek için; A) Müfettiş yardımcılığı görevinde eylemli olarak en az üç yıl çalışmış olmak, B) (Değişik: 21/7/1989 - 89/14389 K.) Müfettiş yardımcılığında geçen hizmet yıllarına ait bütün sicilleri olumlu olmak, C) Başkanlıkça, yönetmeliğin müfettiş yardımcılarının çalışma ve yeterlik sınavına hazırlanma ilkelerini düzenleyen hükümleri uyarınca yaptığı çalışmalarda yeterli görülmek, gerekir. (Değişik üçüncü fıkra: 21/7/1989 - 89/14389 K.) (B) veya (C) bentleri gereğince yetersiz görülenlerden başka görevlerde çalışmaya elverişli olanlar, yeterlik sınavına girip de başarı gösteremeyenler ve haklı bir neden olmaksızın yeterlik sınavına girmeyenler Bakanlıktaki diğer görevlere atanırlar. Müfettişlerin herhangi bir nedenle başka bir göreve atanmalarında Teftiş Kurulu Başkanının görüşü alınır." hükmüne yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin dayanakları arasında yer alan ve dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükteki haliyle 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un (Mülga) "Bakan" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında; (Değişik ikinci fıkra: 16/5/2006-5502/42 md.) Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup, Bakanlık merkez, taşra ve yurt dışı teşkilâtı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını
denetlemekle görevli ve yetkilidir. (Ek cümle: 11/10/2011 - KHK - 665/1 md.) Bakan bu yetkisini İş Müfettişleri, bağlı ve ilgili kuruluşların müfettişleri ve uygun göreceği diğer personel aracılığıyla kullanabilir." hükmüne; (Mülga) "İş Teftiş kurulu Başkanlığı" başlıklı 15. maddesinin 2. fıkrasında; "(Değişik ikinci fıkra: 12/7/2013-6495/73 md.) İş Müfettişi Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esasları, İş Müfettişliğine yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları, bunlarda aranacak özel şartlar, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda alıntılanan düzenlemeler çerçevesinde, dava konusu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulduğu; anılan Yönetmeliğin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunun teşkilat, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir." hükmüne; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "Bu Yönetmelik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunun teşkilat, görev ve yetkileri ile İş Teftiş Kurulu Başkanının, müfettişlerin, müfettiş yardımcılarının ve İş Teftiş Kurulu Başkanlığı şube müdürlüğünün görev, yetki ve sorumluluklarını, teftiş edilenlerin sorumluluklarını, İş Teftiş Kurulu Başkanı ile müfettiş ve müfettiş yardımcılarının seçilme, yetiştirilme ve atanmaları, özlük hakları ile çalışma usul ve esaslarını kapsar." hükmüne; "Müfettişliğe giriş" başlıklı 27. maddesinde; "Müfettişliğe giriş sınavını kazanmak şartıyla, müfettiş yardımcısı olarak girilir." hükmüne; "Yeterlik Sınavı" başlıklı 36. maddesinde; "(1) Yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamadan oluşur. (2) Yazılı sınav, çalışma hayatı mevzuatı, kamu idaresi ve personeli ile ilgili mevzuat, mesleki bilgiler, teftiş usulleri ve yöntemleri konularından yapılır. (3) Yazılı sınavdan başarılı olabilmek ve sözlü sınava girebilmek için en az yetmiş puan almak gerekir. (4) Sözlü sınav, yazılı sınav konuları ile adayın anlama, ifade ve temsil yetenekleri dikkate alınarak yapılır. Buna göre sözlü sınavda, adayın; a) Yazılı sınav kapsamındaki konular hakkındaki bilgisi, b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, c) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu, ç) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı, d) Genel yetenek ve genel kültürü,
e) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, değerlendirilir. (5) Sözlü sınavda adaylar, sınav kurulu tarafından dördüncü fıkranın (a) bendinde belirtilen konularda elli puan, diğer bentlerde yazılı özelliklerin her biri onar puan üzerinden değerlendirilir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilerek toplanır ve yüz üzerinden sözlü notu belirlenir. Sözlü sınavda başarılı olabilmek için yüz üzerinden en az yetmiş puan almak gerekir. Bunun dışında sözlü sınav ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz. (6) Yeterlik başarı sıralamasında, yeterlik yazılı ve sözlü sınav notlarının ortalaması esas alınır. (7) Sınava katılanlar sınav sonuçlarına yazılı olarak itiraz edebilirler. İtirazlar yazılı veya sözlü sınav sonuçlarının açıklanmasından ve duyurulmasından başlayarak on işgünü içinde bir dilekçe ile sınav kuruluna yapılır. Bu itirazlar, dilekçenin kayda alınmasından itibaren sınav kurulu tarafından incelenir ve sonuç ilgiliye en geç on işgünü içinde yazılı olarak bildirilir." hükmüne; "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinde; "Yeterlik sınavlarında başarılı olanlar, yeterlik başarı sırasına göre müfettiş kadrolarına atanırlar. Yeterlik sınav notlarında eşitlik olması halinde, yetişme notu esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Hukuki Değerlendirme: I - 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin dava konusu "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinin iptali istemi bakımından; Yukarıda alıntılanan düzenlemeler incelendiğinde, kamu idarelerinin yerine getirmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin en iyi biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri almaları gerektiği hususu idare hukukunun temel ilkelerindendir. Bu önlemler arasında, hizmetin bilgi ve deneyim yönünden yetişmiş personel istihdam edilerek gördürülmesi kuralı da yer almakta olup, anılan personelin ehliyet ve başarısının tespiti amacıyla meslek içindeki ilerleme ve yükselmelerinde, idarelerin genel düzenleme yetkisine dayanarak bir takım koşullar belirleyebilecekleri hususunda kuşku bulunmamakla birlikte, bu koşulları belirleyen düzenlemelerin üst hukuk normlarına ve hukukun genel ilkelerine aykırılık taşımaması gerektiği tartışmasızdır. İdarelerin düzenleme yapma yetkisi kapsamında getirilen dava konusu 37. maddenin, üst hukuk normu niteliğinde olan ve dava konusu Yönetmeliğin dayanakları arasında yer alan 06/08/1979 günlü, 7/17925
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İş Teftişi Tüzüğü'nün 6. maddesinin 1. fıkrasıyla aynı doğrultuda olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, idarenin, mevzuat yapma konusunda sahip olduğu takdir yetkisini, kamu yararı ve hizmet gereklerini gözeterek üst hukuk normlarına aykırı olmayacak şekilde kullandığı sonucuna varıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. II - Davacının, "iş müfettişi" kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının ödenmesi istemi bakımından; Yukarıda yer verilen mevzuatın ve olayın birlikte değerlendirilmesinden; üç yıllık bir staj döneminden sonra yazılı ve sözlü yeterlik sınavına tabi tutulan iş müfettiş yardımcılarının yeterlik sınavında başarı göstermeleri durumunda müfettişlik kadrolarına atanmalarının öngörülmüş olduğu da dikkate alındığında, yazılı ve sözlü sınavları geçerek yeterlik sınavında başarılı olan davacının, iş müfettişliğine atanma hususunda haklı beklenti içerisine girdiği, ancak, aradan geçen zamana rağmen müfettişlik kadrosuna atanamadığı görülmektedir. Bu durumda, hem bireylerin tüm eylem ve işlemlerde devlete güven duyabilmesi ilkesini ifade eden hukuki güvenlik ilkesine hem de idarenin yaptığı iş ve eylemlerde makul süre içerisinde hareket ederek bireylerin mağduriyetini engelleme işlevi olan hukuki belirlilik ilkesine aykırı olacak şekilde; davalı idarenin gerekli kadro çalışmasını yapmayarak, yeterlik sınavında başarılı olan davacıyı aradan uzunca bir süre geçmesine karşın iş müfettişi olarak atamadığının anlaşılması karşısında, İş Müfettiş Yardımcısı olarak görev yapan davacının "İş Müfettişi" kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, dava konusu bireysel işlemin iptaline karar verildiğinden, işlem nedeniyle davacının mahrum kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerekmektedir. III - Hükmedilmesi gereken vekalet ücreti bakımından; Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu hükme bağlanmıştır. Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde; hakimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve
gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu; 323. maddesinde; vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu; 326. maddesinin 1. bendinde; kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, 330. maddesinde; vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin taraf lehine hükmedileceği, 332. maddesinde, yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2. maddesinde, avukatlığın amacının; hukuki ilişkilerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak olduğu, 164. maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan tutarı veya değeri ifade ettiği, 168. maddesinin 3. fıkrasında ise hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınarak avukatlık ücretine hükmedileceği yolunda düzenleme yapılmıştır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3. maddesinin birinci fıkrasında da, yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin belirlenmesinde, avukatın emeği ve çabasının, işin önemi ve niteliğinin ve davanın süresinin göz önünde tutulacağı kurala bağlanmıştır. Bu bağlamda; yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca; avukatın vekalet ücretinin belirlenmesinde, avukatın harcadığı emek ve mesainin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi, harcanan emek ve çabanın çok üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz yük getirilmesinin önüne geçilmesi esas olup, konuya ilişkin olarak yüksek yargı kararları ve bu kararlar doğrultusunda mevzuatta yapılan düzenlemeler de bu ilkeyi teyit etmektedir. Nitekim; 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, "Seri davalarda ücret" başlıklı 22. maddesinde ".... toplamda onbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %30’u oranında avukatlık ücretine
hükmedilir....." yolunda yapılan düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/05/2019 günlü ve E:2019/145 sayılı kararıyla, "... seri davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirileceği, kademelendirmenin gerek dosya sayısı açısından, gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından başta usul ekonomisi olmak üzere, ... avukatın, hukuki yardımının karşılığı olan oran göz önüne alınarak makul bir şekilde yapılması gerekirken, seri davalarda ilk olarak 15'ten başlar şekilde ve tam ücretin %60'i oranında avukatlık ücretine hükmedileceği şeklindeki düzenleme, hukuka ve hak arama özgürlüğüne aykırı olduğundan bu maddeye ilişkin yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne" karar verilmiştir. Yargı kararları göz önüne alınarak hazırlanan ve 02/01/2020 günlü, 30996 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesinde; "..... seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir." şekilde düzenleme yapılmıştır. Bu çerçevede; gerek Anayasanın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklinde ifade edilen temel ilkeye işlerlik kazandırılması gerek Avukatlık Kanunundaki vekalet ücretini avukatın emek ve mesaisine bağlayan ilke gerekse Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin yukarıda yer verilen hükmü birlikte değerlendirildiğinde, seri davalarda her bir dava için harcanan emek ve mesainin bağımsız açılan diğer davalar ile aynı olamayacağı, bu davalara ilişkin vekalet ücretinin, hakkaniyet ilke ve ölçüleri çerçevesinde, avukatın harcadığı emek ve mesaisi de göz önünde bulundurularak, adil ve kademeli bir şekilde düzenlenmesi ve böylece yargıya ve adalete erişimin önündeki engellerin kaldırılması amaçlanmıştır. Öte yandan, literatürde; aynı veya benzer sebeplerden doğan ve aynı zamanda konuları da birbirine oldukça benzer olan, aynı davalı kişi yada kişilere karşı açılmış bulunan davalar seri dava olarak isimlendirilmektedir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun, 01/06/2015 günlü, E:2015/1685, K:2015/2362 sayılı kararı ve farklı tarihlerde verdiği benzer nitelikteki kararlarda; bu ve benzeri nitelikteki davaların seri dava olduğu ve hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin de buna göre belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu bağlamda, Dairemizde bulunan dava dosyaları incelendiğinde; işbu kararın verildiği tarih itibarıyla davacılar vekili tarafından, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında, İş Müfettiş Yardımcısı olarak görev yapan davacıların, "İş Müfettişi" kadrosuna atanma istemiyle yaptıkları başvuruların reddine ilişkin işlemler ile bu işlemlerin dayanağı olarak ileri sürülen ve 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe Atanma" başlıklı 37. maddesinin iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davaların, aynı sebepten doğduğu, aynı konuya ilişkin olduğu ve aynı davalıya karşı açıldığı, dava sayısının toplamda 100’den fazla olduğu görülmekle söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda, bakılmakta olan dava ile aynı istemle açılmış çok sayıda dosya bulunması nedeniyle seri dava niteliğindeki söz konusu davalar için, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde ve taraf vekillerinin harcadığı emek ve mesai dikkate alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesi ile belirlenen tam ücretin %25’i oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Karar Sonucu : Açıklanan nedenlerle; 1. 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinin iptali istemi yönünden davanın reddine oyçokluğuyla; 2. Davacının, "iş müfettişi" kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline oybirliğiyle; 3. Dava konusu işlem nedeniyle davacının mahrum kaldığı parasal haklarının davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine oybirliğiyle; 4. Dava kısmen iptal-kabul, kısmen ret ile sonuçlandığından, aşağıda dökümü yapılan 287,50-TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranına göre yarısı olan 143,75-TL'lik kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, geriye
kalan 143,75-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine; artan posta ücretinin aidiyetine göre taraflara iadesine oybirliğiyle; 5. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 750.00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine; 750,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine oyçokluğuyla; 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/01/2020 tarihinde karar verildi. KARŞI OY X- Dava konusu edilen ve 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesi yönünden; Anılan maddede; "Yeterlik sınavlarında başarılı olanlar, yeterlik başarı sırasına göre müfettiş kadrolarına atanırlar. Yeterlik sınav notlarında eşitlik olması halinde, yetişme notu esas alınır." kuralı yer almaktadır. Söz konusu kurallar incelendiğinde; uyuşmazlık konusu iş ve işlemlerde de görüldüğü üzere, müfettiş yardımcılığı yeterlik sınavında başarılı olanların müfettiş olarak atanma sürecine ilişkin herhangi bir süre kaydı içermediği görülmektedir. Bu durumun hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerine açıkça aykırı olduğu tartışmasızdır. Bu durumda, dava konusu edilen düzenleyici işlemin de hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığından; 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe atanma" başlıklı 37. maddesinin de iptaline karar verilmesi gerektiği görüşüyle kararın, davanın reddine ilişkin bölümüne katılmıyorum. 07/01/2020 KARŞI OY XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul Ekonomisi İlkesi" başlıklı 30. maddesinde; hakimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu; 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu, 326. maddesi, 1. bendinde; kanunda yazılı
haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, 330. maddesinde; vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin taraf lehine hükmedileceği, 332. maddesinde ise, yargılama giderlerine mahkemece re'sen hükmedileceği kurala bağlanmıştır. Buna göre davada avukatla temsil sözkonusu ise davayı kaybeden taraf, avukatla temsil edilen diğer tarafa, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen miktar kadar vekalet ücreti vermek zorundadır. Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücreti, taraf lehine hükmedilir. Yargılama gideri olarak avukatlık vekalet ücretinin hesaplanması yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre yapılır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık Ücreti" başlıklı 164. maddesine göre avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağ veya değerdir. Kanunun 168. maddesinin son fıkrasında ise avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kurala bağlanmıştır. 02/01/2020 günlü, 30996 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesinde; "İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar, ister ayrı dava konusu yapılsın, ister bir davada birleştirilsin, toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda, her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı %50'si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40'ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25'i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir." kuralına yer verilmiştir. Her ne kadar, yukarıda yer verilen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde, ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak "seri dava" adı altında bir dava türünden bahsedilmiş ise de, gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda, gerekse İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda "seri dava" adı altında bir dava türü düzenlenmemiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 2. fıkrasında; "Birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açılabilmesi için bu kişilerin hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir." kuralı yer almaktadır.
Bu bağlamda, uyuşmazlık konusu olayın hukuki niteliği irdelendiğinde, iş müfettiş yardımcısı olan her bir davacı tarafından aynı idareye karşı iş müfettişi olarak atanma istemiyle yaptıkları başvuruların reddine ilişkin işlemlerin ve bu işlemin dayanağını oluşturan Yönetmeliğin 37. maddesinin iptali istemiyle açılan davalar olduğu, her ne kadar aynı veya benzer sebeplerden doğan ve aynı zamanda konuları benzer olup, aynı idareye karşı açıldığı anlaşılmakta ise de, her bir davacının durumunun ayrı olduğu, ayrı sebeplere dayalı olarak atanmama olasılığı bulunduğu gibi her birinin ayrı bir hukuki değerlendirmeye tabi olduğu açık bulunduğundan, anılan davaların seri dava olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Buna göre, aynı veya benzer sebeplerden doğmuş olsa bile aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık veya sebep-sonuç ilişkisi bulunmayan ve konusu aynı durumda olup ayrı kişiler tarafından benzer istemlerle açılmış olan bakılan dava (veya davaların) avukatlarının aynı olmasından hareketle, seri dava olarak nitelendirilmek suretiyle hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin de buna göre belirlenmesine hukuken olanak bulunmadığından aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz. 07/01/2020
Kararın kaynağı
- Resmî kaynak
- Kararın resmî tam metin kaydı ↗
- Resmî PDF içindeki yeri
- T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 3 (2020) · PDF sayfa 143–158
- Resmî metnin alındığı tarih
- Metin ve künye kontrolü
Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.
Kaynak bütünlük bilgisi
Seçilen karar metni SHA-256: 94acc1a59046bbc5d77ca9e47c78ccf48cfb5f407c5be6a63ffd354b62c55f60
Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: a20a7d2a7ec4635687dd1d096086ad4ef64834024e631f2c12d45581e3e78862
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.
← İçtihat arşivine dönün