Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.
RESMÎ YAYININ ÖZETİ
Resmî yayında kararın konusu
Resmî derginin anahtar kelimeleri: -Sermaye Piyasası, -Tebliğ, -Kanunilik ve Hukuki Belirlilik İlkeleri, -Dürüstlük ve İyi Niyet İlkesi, -Aracı Kurum
Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 340-355).
Sermaye piyasasının dinamik bir yapıda ve yeni gelişmelere açık olduğu; 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’yla Sermaye Piyasası Kurulu’na verilen görev, yetki ve sorumluluklar ile Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişilere Kurul tarafından idari para cezası verileceğine ilişkin Kanun hükmü göz önünde bulundurulduğunda, üst hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla, aracı kurumların yatırımcılarıyla olan ilişkilerinde haklarını nasıl kullanacakları ve borçlarını nasıl yerine getirecekleri, bunların içerik ve kapsamlarının nasıl belirleneceği hususlarına ilişkin genel esaslardan biri olarak dürüstlük ve iyi niyet ilkesine uygun davranılmasının öngörülmesine ilişkin Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ kuralı ile anılan ilkenin her bir somut olayda ilgili olayın özellikleri göz önünde bulundurularak uygulanmasında kanunîlik ve hukukî belirlilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı; bu itibarla, iyi niyet kurallarına uygun davranılmasını sağlamakla, aracı kurumların müşterileriyle olan ilişkilerinde salt kendi menfaatleriyle hareket etmelerinin önlenmesi ve yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, Kanun ile idareye verilen görev ve yetki çerçevesinde ve Kanun'un amacına uygun olarak hazırlanan dava konusu Tebliğ kuralında hukuka aykırılık görülmediği; piyasadan çıkmak isteyen yatırımcıyı tartışmalı argümanlar üzerinden ikna etmesi ve bu suretle yatırımcının alım satım işlemlerine devam etme kararını etkilemesinin dava konusu Tebliğ hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden bahisle davacı şirket hakkında idari para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı hakkında.
Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.
Tam metne erişim
Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.
Resmî kararın tamamına geçin ↓RESMÎ KARAR METNİ
Kararın tam metni
Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.
T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2018/86 Karar No : 2020/2552 Anahtar Kelimeler: -Sermaye Piyasası, -Tebliğ, -Kanunilik ve Hukuki Belirlilik İlkeleri, -Dürüstlük ve İyi Niyet İlkesi, -Aracı Kurum Özeti : Sermaye piyasasının dinamik bir yapıda ve yeni gelişmelere açık olduğu; 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’yla Sermaye Piyasası Kurulu’na verilen görev, yetki ve sorumluluklar ile Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişilere Kurul tarafından idari para cezası verileceğine ilişkin Kanun hükmü göz önünde bulundurulduğunda, üst hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla, aracı kurumların yatırımcılarıyla olan ilişkilerinde haklarını nasıl kullanacakları ve borçlarını nasıl yerine getirecekleri, bunların içerik ve kapsamlarının nasıl belirleneceği hususlarına ilişkin genel esaslardan biri olarak dürüstlük ve iyi niyet ilkesine uygun davranılmasının
öngörülmesine ilişkin Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ kuralı ile anılan ilkenin her bir somut olayda ilgili olayın özellikleri göz önünde bulundurularak uygulanmasında kanunîlik ve hukukî belirlilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı; bu itibarla, iyi niyet kurallarına uygun davranılmasını sağlamakla, aracı kurumların müşterileriyle olan ilişkilerinde salt kendi menfaatleriyle hareket etmelerinin önlenmesi ve yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, Kanun ile idareye verilen görev ve yetki çerçevesinde ve Kanun'un amacına uygun olarak hazırlanan dava konusu Tebliğ kuralında hukuka aykırılık görülmediği; piyasadan çıkmak isteyen yatırımcıyı tartışmalı argümanlar üzerinden ikna etmesi ve bu suretle yatırımcının alım satım işlemlerine devam etme kararını etkilemesinin dava konusu Tebliğ hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden bahisle davacı şirket hakkında idari para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı hakkında. DAVACI : … Menkul Kıymetler A.Ş. VEKİLİ : Av. … DAVALI : Sermaye Piyasası Kurulu VEKİLLERİ : Av. …, Av. … DAVANIN KONUSU : 17/12/2013 tarih ve 28854 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ (III- 39.1)'in 56. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan "iyi niyet kurallarına aykırı hareket edemez" ibaresi ile bu düzenlemeye dayanılarak davacı şirkete 26.049,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 20/10/2017 tarih ve 38/1284 sayılı Sermaye Piyasası Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu Tebliğ yönünden; iptali istenilen düzenlemeyle idareye tanınan takdir yetkisinin, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile belirlenen özel amaçlara ve iyi niyet kavramına ilişkin temel kanuni ilke ve kurallara aykırı olduğu, davalı idarenin kendisine sahip olmadığı bir yargılama fonksiyonu ve takdir alanı ihdas ettiği, dava konusu kuralın idare hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğu, idarenin düzenleyici işlemleriyle ihdas ettiği diğer kabahatlerden birinin koşullarını taşımayan işlemlerin bu
kural kapsamında değerlendirilmesinin keyfî bir yaklaşıma sebep olacağı, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlâl edildiği, iyi niyet kurallarına aykırı hareket etme eyleminin maddi ve manevi unsurları konusunda inceleme yapma yetkisinin düzenleyici işlemle idareye tanınmasının hukuk devleti ve kanunilik ilkeleriyle bağdaşmadığı, kabahat olarak öngörülen fiillerin kapsamının objektif olarak net ve açık şekilde belirlenebilir olması gerektiği, genel kurallar uyarınca iyi niyetin esas olduğu ve ispat yükünün bunun aksini iddia eden tarafa ait olduğu, idarenin bu hükme dayanarak tesis ettiği işlemlerin iyi niyet karinesiyle bağdaşmadığı, dava konusu kuralın idarece uygulanmasının yargı fonksiyonu gasbına sebep olacağı, davalı idareye iyi niyetin varlığı bakımından yargı faaliyetine benzer genişlikte bir inceleme yapma yetkisi tanındığı, davalı idare tarafından yapılması gereken denetimin sermaye piyasasında faaliyet gösteren aktörlerin veya işlem yapan yatırımcıların iç dünyasına yönelik değil, bunların dışa vurumu olan eylemlerine yönelik olması gerektiği, Kurul'un yatırımcıların menfaatlerinin korunmasının yanında sermaye piyasasında faaliyet gösteren kuruluşların güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda faaliyet göstermesini temin etme amacının da bulunduğu, dava konusu kuralın Kanun'da yer verilen bu amaca aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Dava konusu Kurul kararı yönünden ise eylem ile ileri sürülen zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığı, telefon görüşmesi sırasında müşteriye hiçbir şekilde yüksek ihtimalle kâr edeceğinin söylenmediği, sadece böyle bir ihtimalin mevcut olduğundan bahsedildiği, çalışanın kullandığı ifadelerin öneri ve bilgilendirme niteliğinde olduğu, hesabın kapatılması veya işlem yapmaya devam edilmesi noktasında müşterinin tamamen serbest olduğu ve kendi iradesiyle karar aldığı, şikâyet başvurusunda bulunan müşterinin bu başvuru esnasında zaten zararda olduğu, müşterinin zararının kendi iradesiyle yaptığı işlemlerde başarılı olamamasından kaynaklandığı, işlemin sebep unsuru bakımından hukuka aykırı olduğu, eylemin sermaye piyasası mevzuatında düzenlenen kabahatlerin hiçbirine uymaması nedeniyle torba hüküm niteliğindeki kurala aykırı olduğundan bahisle para cezası verildiği, çalışanının eyleminin iptali istenilen kuralda belirtilen eylemlerden birini oluşturmadığı, müşterinin hesabı kapatmak yönündeki kararından vazgeçmesi için kullanılan ifadelerin kabahat teşkil etmediği, bu ifadelerin kullanılmasının ticari hayatın ve rekabetçi piyasanın bir gereği olduğu, idarenin istikrarlı ve yerleşik uygulamasına aykırı olarak kendi aleyhine eşitlik ilkesine aykırı olarak para cezası uyguladığı, işlemin yetki unsuru bakımından da hukuka aykırı olduğu, yargı yetkisi kullanılmak suretiyle tesis edilen işlemin yargı fonksiyonu gasbı
teşkil ettiği, iyi niyet karinesinin aksinin ispat olunduğuna dair hiçbir tespitin mevcut olmadığı, idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Usul yönünden, davanın yasal süresi içinde açılıp açılmadığının incelenmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esas yönünden ise dava konusu Tebliğ kuralının hukuka, kanuni amaç ve dayanaklara uygun olduğu, kabahatlerde kanunilik ilkesinin suçta kanunilik ilkesine göre daha esnek olduğu, Kurul'un kanun koyucu tarafından yatırım kuruluşlarının uyacağı ilke ve esasları belirlemekle görevlendirildiği, Sermaye Piyasası Kanunu'nun amaçları ve kamu yararı dikkate alınarak düzenleme yapıldığı, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla düzenleme yapılmasının kanunun temel vizyonu olduğu, yatırım kuruluşlarının yükümlülükleri ile faaliyetleri sırasında uyacakları esasları belirlemek üzere kanun koyucu tarafından Kurul'un görevlendirildiği, kanun koyucunun Kurul'a idari para cezası tesis etme görev ve yetkisi verdiği, kabahatlerde kanunilik ilkesi gereğince 6362 sayılı Kanun'un 103. maddesinde Kurul'un yaptığı düzenlemelere uymamanın kabahat olarak düzenlendiği, cezada kanunilik ilkesi kapsamında da bu kabahatleri işleyen kişilere idari para cezası verileceğinin düzenlendiği, dava konusu kuralın aracı kurumların müşterilerine karşı yükümlülüklerini belirlediği ve hukuka uygun olduğu, yatırımcıların hak ve menfaatlerini koruma amacıyla örtüştüğü, iyi niyet kurallarına aykırı hareket edilemeyeceğine ilişkin düzenlemelerin çeşitli başka kanunlarda da yer aldığı, idari para cezası tesis edecek merci olan Kurul'un kabahatin manevi unsurunu değerlendirme yetkisinin bulunduğu, dava konusu kuralda yer alan iyi niyet kurallarına aykırı hareket edilmesi yasağının Türk Medeni Kanunu'nda yer alan subjektif iyi niyet düzenlemesinden farklı olduğu, dava konusu ibarenin objektif iyi niyet olan dürüstlük kuralına karşılık geldiği, iyi niyet kurallarına aykırı hareket edildiğine ilişkin tespitin yargı fonksiyonu gasbı anlamına gelmeyeceği, objektif iyi niyet kurallarına uygun görülen bir eylemin gelecekte aykırı görülerek idari para cezası tesis edilmesinin mümkün olmadığı savunulmuştur. Dava konusu ilişkin Kurul kararının hukuka uygun olduğu, idari para cezası uygulanmasında esas olanın mevzuata aykırılık olduğu, hesabını kapatmak isteyen yatırımcının doğruluğu tartışmalı argümanlarla ikna edilerek alım satım kararının etkilenmesi nedeniyle dava konusu işlemin tesis edildiği, iyi niyet kurallarına aykırı davranıldığına dair bir tespitte bulunulmadığı iddiasının yerinde olmadığı, davacıdan talep edilen bilgi ve
belgelerde ve alınan savunmada kullanılan argümanları destekleyici somut açıklamaların sunulmadığı, yatırımcının piyasada kalmaya devam etmesinden sonra zararının artarak iki katına çıktığı, mevzuata aykırılığa neden olan eylemin davacının hesabını kapatmak isteyen yatırımcıyı ikna etmeye çalışması değil, bunu yaparken doğruluğu tartışmalı ve mesnetsiz argümanlarla piyasa konusunda yeterli bilgi ve tecrübe sahibi olmayan yatırımcıyı ikna etmeye çalışması olduğu belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ABDULLAH ATAY'IN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ŞEHNAZ GENÇAY KARABULUT'UN DÜŞÜNCESİ : Dava; 17/12/2013 tarih ve 28854 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan III-39.1 sayılı "Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ"in 56. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde yer alan "iyi niyet kurallarına aykırı hareket edemez" ibaresi ile bu düzenlemeye dayanılarak davacıya idari para cezası verilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu'nun 20/10/2017 tarih ve 38/1284 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; aracı kurum olarak faaliyet gösteren davacı şirketin müşterisi … (yatırımcı) tarafından Sermaye Piyasası Kuruluna (Kurul) gönderilen 03/03/2016 tarih ve 4918 sayılı şikayet dilekçesinde diğer hususların yanı sıra; aracı kurum ile 4.400,00-ABD Doları zarar ile işlem yapmayı bırakmak istemesi üzerine müşteri temsilcisi … tarafından zararını telafi edebileceğine ilişkin yönlendirme sonucu ikna edildiği, 16.695,00- ABD Doları ile girdiği sistemden 12.500,00- ABD Doları ile ayrılmak istediğinde aracı kurumun yatırımcıyı bırakmak istemediği, bu şekilde aracı kurumda, işlem yapmaya devam etmesi sonucu toplamda 10.000,00- ABD Doları zarar ettiğine ilişkin şikayetinin davalı idarece incelenmesini istediği, söz konusu şikayetin incelenmesi sonucunda hazırlanan 06/02/2017 tarih ve 32992422-205.99- HT(5), CEE(5) sayılı uzman görüşünde; yatırımcının 05/01/2016 tarihinde saat 21:16'da aracı kurum müşteri temsilcisine gönderdiği elektronik postada hesabını kapatarak daha güvenli yatırım alanlarına yönelmek istediğini ve aynı elektronik posta ekinde yer alan para çekme hesap formıu ile hesabında bulunan tüm tutarın (12.454,80- ABD Doları) hesabına aktarılmasını istediği, ancak br gün sonra (06/01/2016) tarihinde yapılan iki telefon görüşmesinin içeriklerinde yer alan ifadelere bakıldığında müşteri temsilcisinin yatırımcıyı kazanç sağlayabileceği, hesabını kapatmaması ve işlemlere devam etmesi yönünde ikna ettiği, yatırımcının çekmek istediği
nakit tutarına da müşteri temsilcisi tarafından çeşitli gerekçelerle müdahale edildiğinin tespit edildiği; uzman görüşünde yer alan tespitler uyarınca davacı şirketten savunmasının istenilmesi üzerine, davacı şirket tarafından 23/05/2017 tarih ve 12769 sayı ile kayda giren savunma yazısında özetle; "1) Yatırımcı ile telefon görüşmesinin gerçekleştiği anda zarar olasılığı kadar, kar olasılığının da mevcut olması, yatırımcının hesabını açık tutması sonucunda kar elde etmiş olması durumunda savunma hazırlamak durumunda olmayacakları, aynı kar/zarar olasılığının, kayıp/kaçak oranlarının müşterilere hesap açılırken de mevcut olduğu, müşterilere hesap açılırken bir mevzuata aykırılık söz konusu değilse, hesabını kapatmak isteyen bir müşteriyi aksi yönde ikna etme sürecinde de mevzuata aykırılığın söz konusu olmaması gerektiği, zararın yatırımcıyı kalmaya ikna edildiğinde değil, fiyat hareketleri yatırımcının beklentisinin aksi yönünde gerçekleştiğinde oluştuğu, 2) Müşteri temsilcisinin telefon görüşmelerinde kullandığı ifadelerin iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı gibi, yatırımcının bilgisizlik ve tecrübesizliğinden yararlanma niteliğinde de olmadığı, Tebliğin 56/1 (i) maddesine aykırılık oluşturan ifade ve beyanların spesifik olarak verilmediği, kaldıraçlı işlemler konusunda deneyimli olmayan yatırımcıların zarar etme olasılığının yüksek olduğu, henüz yeterince deneyim kazanmamış bir yatırımcının, kaldıraçlı alım-satım işlemi yapmaktan vazgeçtiğinde, olası kazanç ihtimallerinden de vazgeçmiş olacağı, genel olarak şirket nezdinde hesap açan yatırımcıların fiyat uygun olmasa dahi, fiyatların ters yöne dönmesini beklemek veya pozisyonlarını kara geçirme imkanlarının olabileceği, ancak teminatlarının tamamı ile pozisyon açan yatırımcıların zararda olan pozisyonlarının tamamını hedge eden şirketimizin yatırımcıların kısa sürelerde zarar ederek hesaplarını kapatmalarından değil, uzun sürelerde işlem yapmalarından para kazandığı, dolayısıyla müşteri temsilcisi tarafından yatırımcıya aktarılan bilgilerin yanlış, yanıltıcı ya da iyi niyet kurallarına aykırı olmadıkları, 3) Ticari bir faaliyet yürüten şirketimizin yanlış, yanıltıcı ifadeler kullanmadığı sürece hesabını kapatmak isteyen bir yatırımcıyı, hesabını kapatmama yönünde ikna çabası göstermesinin ticari hayatın bir gereği olduğu, bu durumun bankalar dahil pek çok kurumda bu şekilde cereyan ettiği, hesabını kapatmak isteyen bir yatırımcıya, "neden kapatmak istiyorsunuz", "erken vazgeçiyorsunuz" ve benzeri argümanlarla hesabını kapatmama yönünde son bir ikna çalışmasına girilmesinin makul ve ticari hayatın bir gereği olduğu, savunmaya konu olayda hesabını kapatmak isteyen yatırımcının kendisine herhangi bir yanlış veya yanıltıcı bilgi
verilmeden, "erken pes ediyorsun, sabredersen kazanma şansın da bulunuyor" argümanı ile işlemlerini devam ettirme konusunda ikna edilmeye çalışıldığı, yatırımcının bu argümanlar karşısında hesabını kapatmak konusunda ısrarcı olmadığı, işlemlerine devam etmeye karar verdiği, bu durumun yatırımcının hesabını kapatma konusunda çok da emin olmadığını gösterdiği" hususlarına yer verildiği; anılan savunmanın değerlendirilmesi sonrasında hazırlanan 02/06/2017 tarih ve HT(11) sayılı raporda savunmanın her bir madde bazında değerlendirilmesi sonucunda; "1) Yatırımcı ile aracı kurum müşteri temsilcisi arasındaki telefon görüşmesinin gerçekleştiği anda zarar olasılığı kadar kar olasılığının da mevcut olduğu, ancak kar ve zararda olan müşterilerin oranına bakıldığında (o dönemde %25-%75) zarar olasılığının daha yüksek olduğu, oysa savunmaya konu telefon görüşmesinde müşteri temsilcisi tarafından, zarar ettikten sonra kara geçen çok fazla kişi olduğunun ifade edildiği ve yatırımcıya zararını kapatamayacağı hiçbir durumun olmadığı, yine, sağlıklı ilerlemediği hiçbir durumun olmadığının telkin edildiği; öte yandan, %75'lik kısmın erken pes edenlerden olduğu argümanının da objektif ve nesnel herhangi bir veriye dayalı olmadığı, müşteri temsilcisinin yatırımcıyı ikna etme amacıyla kullandığı (argümanların) doğruluğu tartışmalı bir iddiadan ibaret olduğu, aynı şekilde, yatırımcıyı işlem yapmaya ikna ederken uzun süre işlem yapanların kazandığına dair kullanılan ifadelerin gerçek olduğuna ilişkin savunma yazısında somut istatistiki bilgi sunulmadığı, oysa savunma yazısıyla beklenenin, bu ifadelerin yatırımcıların hepsi için olmasa bile bazı yatırımcılar için doğru olduğunun istatistiki olarak ortaya konulması olduğu, ancak, örneğin ilk konuşmada yatırımcının ikna edilmesi için müşteri temsilcisi tarafından başka bir yatırımcının 10.000,00- ABD Doları gibi bir zararı 7.000,00- ABD Doları kâra geçirdiği ifade edilmiş olmasına karşın bu ifadelerin doğruluğunun aracı kurum tarafından ortaya konulamadığı; aracı kurumdan talep edilen savunmanın nedeninin, hesabını kapatmak isteyen müşterinin ikna edilmesi değil, söz konusu ikna sürecinde piyasanın riskleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan yatırımcının mesnetsiz ve doğruluğu tartışmalı argümanlar üzerinden ikna edilmesi olduğu, 2) Aracı kurumun savunmasında aykırılık teşkil eden ifade ve beyanların spesifik olarak belirtilmediğinin ifade edildiği, buna karşılık savunma alma aşamasında böyle bir zorunluluğun bulunmadığı, kaldı ki savunma talep yazımızda, müşteri temsilcisinin yatırımcıyı "aynı durumdaki yatırımcıların zarardan kurtuldukları, %75'lik zarar eden müşteri oranının aslında erken pes ederek zararı kabul eden müşterilerin oluşturduğu" telkiniyle ikna ettiği ve bu durumun mevzuata aykırılık oluşturduğunun da
açıklandığı; yatırımcının işlem yapmaktan vazgeçtiğinde daha olası kayıp ihtimalinden de kurtulmuş olacağı, nitekim Fatih Şişman'ın durumunun da bunu ispatlar nitelikte olduğu; aracı kurumun ikna etmeye çalıştığı yatırımcının aracı kurumdaki geçmiş performansına bakıldığında, yatırımcının müşteri temsilcisine defaatle, askeri personel olduğu, işyerinde forex işlemlerinin yasak olduğu, işyerindeki bilgisayarında internet bağlantısı olmadığı, akıllı telefon kullanmanın yasak olduğu, ayrıca telefonun internetinin zaman zaman iyi çalışmadığını ifade ettiğinin görüldüğü, ayrıca, müşteri temsilcisinin, yatırımcıyı işlem büyüklüğüne dikkat etmesi açısından defalarca uyarmasına rağmen yatırımcının işlem büyüklüklerine dikkat etmeyerek riskli işlemlere girdiği, hatta piyasanın volatil olduğu saatlerde yüksek miktarda açık pozisyonu varken maça girdiği, 0.3 lotluk işlem açmak isterken 3 lotluk yüksek miktarlı işlem yaptığı ancak yanlışlığı fark ettiği halde pozisyonunu hemen kapatmadığı hususlarının yapılan telefon görüşmesinden anlaşıldığı, böyle bir yatırımcının kaldıraçlı işlemler piyasası gibi volatil ve riskli bir piyasa hakkında bilgili ve tecrübeli olduğunun söylenemeyeceğinin açık olduğu; 3) Başlangıç yatırımının 1/4'ünden fazlasını kaybeden yatırımcının hesabını kapatmaya kararlı bir şekilde, para çekme formunu da doldurarak "daha güvenli limanlara yatırım yapmak" amacıyla aracı kuruma başvurduğu, ancak, müşteri temsilcisi ile yaptığı konuşmada, piyasada çok sayıda yatırımcının kayıptan kazanca döndüğü, aslında %75'lik kayıp oranındaki yatırımcıların piyasayı erken terk eden yatırımcılardan oluştuğu ve verdiği kararın sağlıklı olmadığı, aslında tam da kazanma sürecinde olduğuna inandırılarak ikna edildiği" tespitlerinin değerlendirilmesi üzerine, Kurul Karar Organının dava konusu kararıyla; aracı kurumun, zarara uğradıktan sonra yatırımının riskinin kendisi için fazla olduğunu değerlendirerek piyasadan çıkmak üzere "hesap kapama" konulu bir e-posta ile "para çekme talep formu" ileterek hesabındaki tüm bakiyesinin belirttiği banka hesabına aktarılmasını talep eden yatırımcıyı, "aynı durumdaki yatırımcıların zarardan kurtuldukları, %75'lik zarar eden müşteri oranını aslında erken pes ederek zararı kabul eden müşterilerin oluşturduğu, devam eden yatırımcıların kâra geçebilecekleri" gibi doğruluğu tartışmalı argümanlar üzerinden ikna etmesi ve bu suretle yatırımcının alım satım işlemlerine devam etme kararını etkilemesinin III-39.1 sayılı Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ'in 56. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendine aykırılık oluşturması nedeniyle aracı kurum hakkında 2016 yılında geçerli asgari tutar olan 26.049,00- TL idari para cezası uygulanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun "İdari Para Cezası Gerektiren Fiiller" başlıklı 103. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişilere Kurul tarafından yirmi bin Türk Lirasından iki yüz elli bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Ancak, yükümlülüğe aykırılık dolayısıyla menfaat temin edilmiş olması hâlinde verilecek idari para cezasının miktarı bu menfaatin iki katından az olamaz." kuralı; "Faaliyette bulunulmasına ilişkin şartlar" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, "Yatırım kuruluşlarının yükümlülükleri, yatırım hizmet ve faaliyetleri ile yan hizmerlerin sunumu sırasında uyacakları ilke ve esaslar Kurulca belirlenir." hükmü yer almış; 128. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde ise, "Sermaye piyasasında yatırımcı ve tasarruf sahiplerine yönelik olarak yatırım tavsiyesinde bulunacak kişiler ve kuruluşların uyacakları ilke ve esasları belirlemek" Kurulun görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır. 17/12/2013 tarih ve 28854 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan III- 39.1 sayılı "Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ"in "Amaç" başlıklı 1. maddesinde "Bu Tebliğin amacı, yatırım hizmetleri ve faaliyetleri ile yan hizmetleri sunacak yatırım kuruluşlarının kuruluşuna, kurucu, ortak ve personeline, faaliyete geçmesine, yükümlülüklerine, merkez dışı örgütlerine, dışarıdan hizmet alımına, faaliyetlerine, faaliyetlerinin durdurulmasına ve teminatlarına ilişkin ilke ve esasları düzenlemektir." kuralına yer verilmiş, "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde ise, 6362 sayılı Yasa'nın yukarıda alıntısı yer alan 45 ve 96. maddeleri Tebliğ'in dayanakları arasında gösterilmiştir. Dava konusu Tebliğ'in 56. maddesinde yatırım kuruluşlarının yapamayacakları iş ve işlemler belirlenmiş, 1. fıkrasının (i) bendinde, "Müşterilerin hak ve yararlarını zedeleyici işlemlerde bulunamaz, iyi niyet kurallarına aykırı hareket edemez, piyasa hakkındaki bilgisizlik ya da tecrübesizliklerinden yararlanıp müşterilerin alım-satım kararlarını etkileyerek kendi lehlerine kazanç sağlayamaz" düzenlemesine yer verilmiştir. İşlediği hangi fiilin mevzuat ihlali sayılacağını ve cezaya muhatap olacağını ve hatta ne kadarlık cezaya muhatap olacağını önceden bilebilmesi ve öngörebilmesi kişiler için en önemli hukuki güvencelerden ve temel haklardan biridir. Bu nedenle, idari cezaya muhatap olacak fiillerin yasal ve idari düzenlemelerle önceden mümkün olan ölçüde somut olarak belirlenmesi ve bunlardan kişilerin uygun biçimde önceden haberdar edilmesi mutlak bir hukuki zorunluluktur.
Bu bağlamda, kanunla daha genel ve daha soyut olarak belirlenmiş bir idari suçun idari bir düzenleme ile daha da somutlaştırılması her zaman mümkündür. Bu durum bireylere daha fazla öngörülebilirlik sağlayacağı için hukuki güvenlik ilkesine de daha uygundur. Dava konusu Tebliğ hükmü bu çerçevede değerlendirildiğinde; 6362 sayılı Yasa'da idari para cezası uygulanacak yaptırımların daha genel düzenlendiği dikkate alındığında, Tebliğ ile getirilen düzenlemenin daha somut olduğu ve kamuyu ilgilendirmesi nedeniyle de Resmi Gazetede yayımlanması; ulaşılabilirlik, bilinebilirlik ve şeffaflık yönünden ve dolayısıyla öngörülebilirlik açısından önemli bir güvence teşkil ettiğinden, yatırımcıların hak ve menfaatlerin korunması amacıyla Kurula verilen görev, yetki ve sorumluluk kapsamında Tebliğ ile yapılan düzenlemede yer alan "iyi niyet kurallarına aykırı hareket edemez" ibaresinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacı şirkete verilen idari para cezasına gelince; Yukarıda ayrıntısına yer verilen soruşturma raporları ile dosyanın birlikte incelenmesinden, aracı kurumun hesabını kapatmak isteyen yatırımcıyı hesabını kapatmamaya ikna etmeye çalışırken doğruluğu tartışmalı ve mesnetsiz argümanlarla piyasa konusunda yeterli bilgi ve tecrübe sahibi olmayan yatırımcıyı ikna etmeye çalıştığı, telefon görüşmesi sırasında müşteri temsilcisi tarafından dile getirilen ifadelerin, yatırım yapılan tüm tutarın çok kısa bir sürede kaybedilebileceği kaldıraçlı işlemler için sarfedildiği, öte yandan, davacı şirketçe verilen savunma yazısında müşteri temsilcisince sarf edilen ifadeleri destekleyici hiç bir somut açıklamaya yer verilmediği de dikkate alındığında, davacı şirketin iyi niyet kurallarına aykırı hareket etmediğinden söz edilemeyeceğinden, hukuka uygun bulunan Tebliğ hükmü uyarınca verilen para cezasında dayanak Yasa hükmüne ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 13/10/2020 tarihinde, davacı vekili Av. …'in ve davalı idare vekili Av. …'un geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Sermaye piyasasında geniş yetkili aracı kurum olarak faaliyet gösteren davacı şirket hakkında bir yatırımcının “davacı aracı kurum ile 4.400 USD zarar ile işlem yapmayı bırakmak istemesi üzerine, müşteri temsilcisi tarafından zararını telafi edebileceği yönündeki yönlendirmelerle ikna edildiği, bu şekilde işlem yapmaya devam etmesi sonucu toplamda 10.000 USD zarar ettiği” yönündeki iddiayı da içeren şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma neticesinde, 20/10/2017 tarih ve 38/1284 sayılı Sermaye Piyasası Kurulu kararıyla, zarara uğradıktan sonra yatırımının riskinin kendisi için fazla olduğunu değerlendirerek piyasadan çıkmak üzere başvuran yatırımcıyı, aynı durumdaki yatırımcıların zarardan kurtuldukları, %75’lik zarar eden müşteri oranının aslında erken pes ederek zararı kabul eden müşterilerin oluşturduğu, devam eden yatırımcıların kâra geçebildikleri gibi tartışmalı argümanlar üzerinden ikna etmesi ve bu suretle yatırımcının alım satım işlemlerine devam etme kararını etkilemesinin Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ (III-39.1)'in 56. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle davacı şirket hakkında eylemin gerçekleştiği 2016 yılında geçerli asgari tutar olan 26.049,00-TL idari para cezası tesis edilmesine karar verilmiştir. Bakılan dava, anılan Kurul kararının ve dayanağı olan Tebliğ kuralının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: Davalı idare tarafından, davanın yasal süresi içinde açılıp açılmadığının incelenmesi gerektiği ileri sürülmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; ikinci fıkrasında, bu sürelerin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı; dördüncü fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği kurala bağlanmıştır. Dava konusu 20/10/2017 tarih ve 38/1284 sayılı Kurul kararının, davacıya 07/11/2017 tarihinde tebliğ edildiği, anılan Kurul kararının iptali istemiyle 05/01/2018 tarihinde kayıtlara giren dilekçeyle bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7.
maddesi uyarınca yasal süresi içinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. ESAS YÖNÜNDEN: İLGİLİ MEVZUAT: 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (Kanun) "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesidir."; "Yatırım Kuruluşları" başlıklı Üçüncü Bölümde yer alan "Faaliyette bulunulmasına ilişkin şartlar" başlıklı 45. maddesinin birinci fıkrasında, "Yatırım kuruluşlarının yükümlülükleri, yatırım hizmet ve faaliyetleri ile yan hizmetlerin sunumu sırasında uyacakları ilke ve esaslar Kurulca belirlenir."; "İdari Para Cezası Gerektiren Fiiller" başlıklı 103. maddesinin birinci fıkrasında, "Bu Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişilere Kurul tarafından yirmi bin Türk Lirasından iki yüz elli bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Ancak, yükümlülüğe aykırılık dolayısıyla menfaat temin edilmiş olması hâlinde verilecek idari para cezasının miktarı bu menfaatin iki katından az olamaz." kurallarına yer verilmiş; 128. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde ise, "Sermaye piyasasında yatırımcı ve tasarruf sahiplerine yönelik olarak yatırım tavsiyesinde bulunacak kişiler ve kuruluşların uyacakları ilke ve esasları belirlemek" Kurul'un görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır. 17/12/2013 tarih ve 28854 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan III- 39.1 sayılı Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ'in "Yatırım kuruluşlarının yapamayacakları iş ve işlemler" başlıklı 56. maddesinde, "(1) Aracı kurumlar; ... i) Müşterilerin hak ve yararlarını zedeleyici işlemlerde bulunamaz, iyi niyet kurallarına aykırı hareket edemez, piyasa hakkındaki bilgisizlik ya da tecrübesizliklerinden yararlanıp müşterilerin alım-satım kararlarını etkileyerek kendi lehlerine kazanç sağlayamaz, ..." kuralı yer almaktadır. Dava Konusu Tebliğin İncelenmesi: Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme", kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlıdır. Kural ise; sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren norm olarak tanımlanmaktadır (ÖZAY İl Han, Günışığında Yönetim, 2004, İstanbul, s.426). Yasama organının yasama tasarrufları dışında, idare, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile,
kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahiptir. "Kural işlemler" (ya da diğer adıyla "genel düzenleyici işlemler"), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idarî işlemlerdir. Düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar konulmuş olması zorunlu olup, bu genel düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi gerekir. Düzenleyici kurumlar, ilgili bulundukları piyasada düzenleme ve denetleme görevi üstlenmekte olup, bu kuruluşların temel işlevi, toplumsal ve ekonomik hayatın temel hak ve özgürlükler ile yakından ilişkili alanlarındaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini, birtakım kurallar koyarak düzenlemek, konulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemektir. Sermaye piyasası ile ilgili olarak kanuna aykırı olmayan düzenlemeler yapma yetkisine sahip olan davalı Kurumun, ilgili bulunduğu piyasada, 6362 sayılı Kanun'la kendisine tanınan yetkiyi dava konusu Tebliği çıkarmak suretiyle kullandığı anlaşılmaktadır. İdarelerin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanlarda, bu alanları düzenleyici işlemler ile objektif bir şekilde düzenlemesi gerekmektedir. İdarelerin, işlem tesis ederken kendilerine Anayasa ve yasalarla çizilen çerçeve içinde takdir yetkilerini kullanmaları ve bu yetkilerini kullanırken kamu hizmetinin gereklerini ve kamu yararını göz önünde bulundurmaları gerektiği açıktır. Bu itibarla, kamu hizmetinin etkin ve düzenli bir şekilde yürütülmesi açısından, davalı idare tarafından düzenleme yapılırken 6362 sayılı Kanun'un 1. maddesinde öngörülen sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesine yönelik kurallara yer verilmesi gerekmektedir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinin gerekçesinde, "Kanunun amacına ilişkin bu madde hükmünde, uluslararası piyasalardaki gelişmeler dikkate alınarak ve ülkemiz sermaye piyasasının yıllar içinde gösterdiği değişim paralelinde öne çıkan piyasa işleyiş esasları daha anlaşılır ve kapsamlı bir şekilde sayılmıştır. Diğer yandan piyasanın işleyişinin yanı sıra gelişmesinin sağlanması hususu da Kanunun amaçları arasına dâhil edilerek, ülkemiz sermaye piyasasının uluslararası anlamda rekabet gücünün artırılması amaçlanmış ve uluslararası
finans merkezi olma hedefi desteklenmiştir. Yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla piyasanın düzenlenmesi ve denetlenmesi hususu ise temel vizyon olarak korunmuştur." ifadelerine yer verilmiştir. Dava konusu Tebliğ kuralıyla, aracı kurumların iyi niyet kurallarına aykırı davranamayacağı kurala bağlanmıştır. Böylelikle, aracı kurumların müşterileriyle olan hukukî ilişkilerinde haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüst davranma kuralına uymasının, başka bir anlatımla, doğruluk ve dürüstlükle karşı tarafın kendisine gösterdiği güvene uygun şekilde hareket etmesinin sağlanması amaçlanmıştır. Nitekim, hukukumuzda "objektif iyi niyet" kuralı olarak adlandırılan ve 4721 sayılı Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı, Mülga Medeni Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında "herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir" kuralıyla yer almıştı. Yeni Medeni Kanun'da ise, 2. ve 3. maddelerde ifade edilen "iyi niyet" kavramlarının mahiyetleri ve işlevlerinin birbirinden ayrı olmasından hareketle, mehaz İsviçre örneğine uygun olarak her iki maddede düzenlenen hukukî kurumlar için farklı terimler kullanılmış ve 2. maddenin başlığı "dürüst davranma" olarak belirlenmiştir. Dürüstlük kuralında karşılıklı güven esasının önemli bir payı bulunmaktadır. Bir hukuki ilişkinin tarafı olan kimse, diğer tarafa göstermiş olduğu güvende aldatılmamalı, taraflardan her biri diğerinin ahlak, namus, karşılıklı güven ve iş ilişkilerinin gereklerince kendisinden haklı olarak bekleyebileceği hususları göz önünde tutarak bunlara uygun hareket etmelidir (AKİPEK Jale / AKINTÜRK Turgut / ATEŞ KARAMAN Derya, Türk Medenî Hukuku Başlangıç Hükümleri - Kişiler Hukuku, 2011, İstanbul, s.166-167). Sermaye piyasasının dinamik (hareketli) yapısı ve yeni gelişmelere açık olması, kanun hükümlerinin ise esas itibarıyla statik (durağan) ve genel mahiyette olduğu, 6362 sayılı Kanun'la davalı idareye verilen görev, yetki ve sorumluluklar ile Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişilere Kurul tarafından idari para cezası verileceğine ilişkin Kanun hükmü göz önünde bulundurulduğunda, üst hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla, aracı kurumların yatırımcılarıyla olan ilişkilerinde haklarını nasıl kullanacakları ve borçlarını nasıl yerine getirecekleri, bunların içerik ve kapsamlarının nasıl belirleneceği hususlarına ilişkin genel esaslardan biri olarak dürüstlük ve iyi niyet ilkesine uygun davranılmasının öngörülmesine ilişkin Tebliğ kuralı ile anılan ilkenin her bir somut olayda ilgili olayın özellikleri göz önünde
bulundurularak uygulanmasında kanunîlik ve hukukî belirlilik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır. Bu itibarla, iyi niyet kurallarına uygun davranılmasını sağlamakla, aracı kurumların müşterileriyle olan ilişkilerinde salt kendi menfaatleriyle hareket etmelerinin önlenmesi ve yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, Kanun ile idareye verilen görev ve yetki çerçevesinde ve Kanun'un amacına uygun olarak hazırlanan dava konusu Tebliğ kuralında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dava Konusu Kurul kararının İncelenmesi: Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket hakkında Kurul'a şikâyet başvurusunda bulunan yatırımcının 05/01/2016 tarihinde davacı aracı kuruma gönderdiği elektronik postada, kalan parasını çekerek hesabını kapatmak istediğini belirttiği, bu kararına ilişkin olarak para çekme talep formunu doldurarak anılan elektronik postayla birlikte davacıya ilettiği, bunun üzerine ertesi gün (06/01/2016 tarihinde) davacı şirket çalışanı müşteri temsilcisi ile yatırımcı arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştiği, müşterinin kalan parasını çekerek hesabını kapatma talebini bu görüşmede yinelediği, müşteri temsilcisinin ise yatırımcıyı kararından vazgeçirmek için ikna etmeye çalıştığı, bu ikna çabaları sırasında kullandığı beyanlarda "yatırımcının işlemlerine yeni başladığı, kaybedenlerin erken pes edenler olduğu, zararın kapanmaması durumunun söz konusu olmadığı, örnek olarak kendi yatırımcılarından bir tanesinin onbin dolar gibi bir zararını yedi bin dolar gibi bir kâra çevirdiği, kazanç elde edebileceği dönemde vazgeçmesinin sağlıklı bir karar olmadığı, bu duruma düşüp de kazanan çok kişi bulunduğu” vb. ifadelerin yer aldığı, söz konusu telefon görüşmesinde yatırımcının talebini ve başarılı olamayacağına ilişkin kişisel kanaatini ısrarla dile getirmesine rağmen, müşteri temsilcisi tarafından işlem yapmaya devam etme konusunda ikna edildiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından idari işlemin tesisi sürecinde Kurula sunulan savunmada ve bakılan davada, telefon görüşmesinin gerçekleştiği anda zarar ihtimali kadar kâr ihtimalinin de bulunduğu, yatırımcının hesabını kapatmaması için ikna edilmeye çalışılmasının ticarî hayatın bir gereği olduğu, müşteri temsilcisi tarafından kullanılan ifadelerin iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı, yatırımcının bilgi ve tecrübesizliğinden yararlanma mahiyetinin bulunmadığı, görüşmede kullanılan ifade ve beyanların spesifik olarak verilmediği ifade edilmiştir. Yatırımcı ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde müşteri temsilcisi tarafından kullanılan ifadeler değerlendirildiğinde, kişisel değerlendirmelerin ötesinde objektif bilgi niteliğindeki ifadelere yer verildiği, davacının
durumuna düşüp kazanan çok kişi olduğundan bahsedildiği, yatırımcılardan bir tanesinin on bin dolar gibi bir zararını yedi bin dolar gibi bir kâra çevirdiğine ilişkin oldukça somut bir örneğin gerçekmiş gibi sunulduğu, ancak söz konusu ifadelerin ve örneklerin gerçekliğinin gerek idarî gerek yargısal süreçlerde davacı tarafından ortaya konulamadığı, yatırımcının ayrılmak istediği ilk tarihte (06/01/2016) zararının 4.241,18 Amerikan Doları olduğu, anılan görüşmeden sonra ikna edilip piyasada kalarak işlemlerine devam etmesi üzerine piyasadan ayrıldığı 03/03/2016 tarihine kadar öncekine ek olarak 5.237,70 Amerikan Doları daha zarara uğradığı, aracı kurumun müşteriyi ikna için kullandığı dayanaksız ifadelerle yatırımcı ile arasındaki hukukî ilişkinin gereklerince kendisine haklı olarak duyulan güvene aykırı şekilde yatırımcının hak ve menfaatinin zarar görmesine sebep olduğu, nitekim dava konusu işlemin gerekçesinin "hesabını kapatmak isteyen müşterinin ikna edilmesi" değil, "söz konusu ikna sürecinde piyasanın riskleri hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan yatırımcının mesnetsiz ve doğruluğu tartışmalı argümanlar üzerinden ikna edilmesi" olduğu, bu itibarla, piyasadan çıkmak isteyen yatırımcıyı tartışmalı argümanlar üzerinden ikna etmesi ve bu suretle yatırımcının alım satım işlemlerine devam etme kararını etkilemesinin dava konusu Tebliğ hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden bahisle davacı şirket hakkında idari para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 249,20-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 4.950,00-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 14/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kararın kaynağı
- Resmî kaynak
- Kararın resmî tam metin kaydı ↗
- Resmî PDF içindeki yeri
- T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 5 (2020) · PDF sayfa 340–355
- Resmî metnin alındığı tarih
- Metin ve künye kontrolü
Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.
Kaynak bütünlük bilgisi
Seçilen karar metni SHA-256: e2e1c2ec9f5734af047aef7ccd633c5886f2e5b9fcc84e930f5ccb0ebef0efb8
Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: eb2d0cbbdb8658bea0481cbd0bd88fe3ba9ef4b2e614959e2f0545b03ecbac55
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.
← İçtihat arşivine dönün