Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.
RESMÎ YAYININ ÖZETİ
Resmî yayında kararın konusu
Resmî derginin anahtar kelimeleri: -Desteğin Geliri, -Gayrimenkul Geliri, -Nispi Karar Harcı
Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 249-256).
Desteğin gelirinin somut bilgi ve belgelere göre tespit edilmesi, müteveffanın mirasçıları olan davacılara intikali mümkün olan gayrimenkul gelirlerinin destekten yoksun kalma zararının hesabında dikkate alınmaması gerektiği hakkında.
Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.
Tam metne erişim
Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.
Resmî kararın tamamına geçin ↓RESMÎ KARAR METNİ
Kararın tam metni
Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.
T.C. D A N I Ş T A Y Onuncu Daire Esas No : 2019/6258 Karar No : 2020/1242 Anahtar Kelimeler : -Desteğin Geliri, -Gayrimenkul Geliri, -Nispi Karar Harcı Özeti : Desteğin gelirinin somut bilgi ve belgelere göre tespit edilmesi, müteveffanın mirasçıları olan davacılara intikali mümkün olan gayrimenkul gelirlerinin destekten yoksun kalma zararının hesabında dikkate alınmaması gerektiği hakkında. Temyiz Edenler (Davacılar) : Kendi adına asaleten …, … ve …'na velayeten … Vekilleri : Av. … Temyiz Eden (Davalı) : Sağlık Bakanlığı Vekili : Av. … İstemlerin Konusu : İzmir 4. İdare Mahkemesinin 28/11/2014 tarih ve E:2012/1657, K:2014/1480 sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Yargılama Süreci : Dava Konusu İstem : Davacılar tarafından, murisleri olan …'nun rahatsızlanması nedeniyle 11/09/2011 tarihinde başvurduğu İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde doğru teşhis konulup gerekli müdahalelerin zamanında yapılmaması sonucu hayatını kaybettiği, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık toplam 300.000,00 TL maddi (miktar artırım dilekçesi ile artırılarak 422.172,20 TL) ve 200.000,00 TL manevi tazminatın murisin ölüm tarihi olan 12/09/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İzmir 4. İdare Mahkemesince verilen 28/11/2014 tarih ve E:2012/1657, K:2014/1480
sayılı kararla; olaya ilişkin olarak, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından, alanında uzman bilirkişilerden alınan rapordan da yararlanılarak hazırlanan soruşturma ve ön inceleme raporlarındaki ayrıntılı bilimsel tespit ve değerlendirmelere göre, davacıların murisi …'nun mide ağrısı ve kusma şikayeti ile kaldırıldığı davalı idareye bağlı hastanede yanlış teşhis ve tedavi uygulanarak ve gerekli tıbbi müdahalelerin yapılmasında geç kalınarak ölümüne sebebiyet verildiğinin açık olduğu, dolayısıyla olayda davalı idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılarak davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulü, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile toplam 422.172,20 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir. Temyiz Edenlerin İddiaları : Davacılar tarafından, Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın, yaşanılan üzüntü karşısında yetersiz olduğu, nispi harçtan sorumlu tutulmalarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespitine yönelik Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiği, müteveffaya otelde uygulanan tedavilerin, müteveffanın hastaneye geç gelmesinin de ölüm olayı üzerinde etkisinin olduğu, ıslah dilekçesi ile artırılan maddi tazminata ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği, idarenin harçtan muaf olduğu ileri sürülmektedir. Tarafların Savunmaları : Taraflarca savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hâkimi : Birsen Tamkoç İrak Düşüncesi : Temyiz istemine konu Mahkeme kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanması, Mahkeme kararına esas alınan hesap bilirkişi raporu hükme esas alınacak nitelikte olmadığından maddi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: İnceleme ve Gerekçe : Maddi Olay : Dava dosyasında bulunan bilgi, belgelere göre; Davacıların murisi … 10/09/2011 tarihinde tatil için Çeşme ilçesindeki bir otele gitmiş, ertesi gün sabah bulantı, kusma, karın ağrısı
şikayetleri olmuş, otel doktoru tarafından muayene edilmiş, gaz birikmesi olarak değerlendirilmiş, ilaç tedavisi uygulanmıştır. Akşam şikayetlerinin artması üzerine 23.30 sıralarında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüştür. Adı geçen hastanede kan, akciğer grafisi, batın grafisi, batın USG tetkikleri yapılmış, dahiliye ve genel cerrahi bölümlerinden konsültasyon istenilmiş, genel cerrahi asistanı tarafından saat 00.50 sıralarında muayene edilmiş, ilgili doktor tarafından, muayene ve tetkik sonuçlarına göre acil cerrahi girişim düşünülmemiş, hastanın dahiliye bölümü tarafından değerlendirilmesi önerilmiştir. Dahiliye asistanı tarafından, kan tetkikleri değerlendirilerek "akut pankreatit ve akut böbrek yetmezliği" ön tanısı dahiliye gözlem odasında takibine karar verilmiş, ilaç tedavisi düzenlenmiştir. Saat 02.00 sıralarında dahiliye gözlem odasına alınan hastanın 2 saatte bir nabız, tansiyon takipleri yapılmış, saat 12.00'den itibaren tansiyon değerlerinde düşme görülmüş, saat 14.43 sıralarında hastanın akut batın tablosunda olduğu belirtilerek genel cerrahi bölümünden konsültasyon istenmiştir. Saat 16.10 sıralarında hasta arrest olmuş, yapılan resüsitasyona yanıt alınamamış, saat 16.40'ta hayatını kaybetmiştir. Genel cerrahi uzmanının saat 16.48'de kayıt altına alınan konsültasyon cevabında, dahiliye gözlem odasına gidildiğinde hastanın hayatını kaybettiğinin öğrenildiği belirtilmiştir. İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinin 05/12/2011 tarihli raporunda, ölüm sebebinin, mide ve doedonum ülser perforasyonu sonucu gelişen komplikasyonlar (peritonit) olduğu belirtilmiştir. İlgili Mevzuat: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya
işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet
hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Hukuki Değerlendirme: Davaya konu olay hakkında Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından yapılan soruşturma sırasında İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli bir acil tıp uzmanı, bir genel cerrahi uzmanı ve bir gastroentoroloji uzmanı tarafından düzenlenen 06/08/2012 tarihli bilirkişi raporunda özetle; İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil tıp asistanları ve dahiliye doktorlarının teşhis ve tedavi yöntemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, düzenlenen tedavinin hastanın ölümüne etkisinin olmadığı, genel cerrahi asistanının hastada acil operasyon gerektirecek bir patoloji tespit etmeyip, amilaz ve lipaz değerlerinin yüksek olması nedeniyle hastayı dahiliye kliniğine devrettiği, hastanın amilaz ve lipaz değerlerinin yüksek olmasının, akut batın muayene bulguları olan bu gibi olgularda mide, duedonum perforasyonunu da ayırıcı tanıda düşündürmesi gerektiği, ayrıca USG ve batın grafilerinin ilgili doktor tarafından doğru değerlendirilmediği, bu nedenle acil cerrahi girişim gerektiren perforasyon olgusunun tanısında yetersiz kalındığı, saat 00.50 sıralarında operasyona karar verilmiş olsaydı hastanın yaşama şansının olacağı, hastanın gözlem odasına yatırıldığı saat 02.00'den saat 14.43'e kadar yeniden genel cerrahi konsültasyonu talep edilebileceği, ancak genel cerrahi doktorunun önceden akut batın tablosundan uzaklaşmış olmasının dahiliye uzman ve asistanlarının genel cerrahi konsültasyonu istemesinde gecikmeye neden olduğu, her ne kadar o gece nöbetçi olan genel cerrahi uzmanı ifadesinde hastayı görmediğini ifade etmişse de, uzmanın cerrahi nöbetinde ekip başı olduğu, asistan doktorların her türlü karar ve uygulamasından kendisini bilgilendirmelerini sağlaması gerektiği, hastanın tekrar genel cerrahi konsültasyonu istenildiği saat 14.43'te ameliyata alınmış olması durumunun yaşama şansını değiştirmeyeceği yönünde görüş verilmiş, Teftiş Kurulu Başkanlığının 17/08/2012 tarihli ön inceleme raporunda sözü edilen bilirkişi raporuna dayanılarak gece nöbetçi olan genel cerrahi asistanı ve genel cerrahi uzmanı hakkında soruşturma izni verilmesi kanaati belirtilmiş ve ilgili doktorlar
hakkında soruşturma izni verilmiştir. Ayrıca aynı tarihli disiplin soruşturma raporunda aynı doktorlar hakkında kademe ilerlemesinin durdurulması, saat 14.43'te konsültasyon isteminde bulunulmasına rağmen konsültasyon için gözlem odasına 16.48'de giden genel cerrahi uzmanı hakkında, konsültasyona geç yanıt verdiği gerekçesiyle kınama cezası, dahiliye doktorları hakkında da 14.43'te bilgisayar sistemi üzerinden konsültasyon istenildikten sonra yanıt alınmadığı halde ilgili doktora telefonla ulaşmadıkları gerekçesiyle uyarma cezası ile cezalandırılmaları kanaati bildirilmiştir. Soruşturma izni verilen genel cerrahi asistanı ve uzmanı hakkında İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesinin E:2013/465 sayılı dosyasında açılan ceza davasında Adli Tıp 1. İhtisas Kurulundan alınan 17/09/2014 tarihli raporda; hastaya ait USG ve batın grafisindeki bulgular dikkate alındığında genel cerrahi asistanının hastanın tanısını koyamaması ve uzmanına konsülte etmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, ifadelerden hastayı görmediği anlaşılan genel cerrahi uzmanının kusurunun bulunmadığı, kişinin klinik durumu itibariyle hastaya zamanında uygun tanı konulup tedavisi yapılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı yönünde görüş verilmiştir. Davacılar tarafından, müteveffanın kaldığı otel işletmesi ve otelde görevli olan doktor hakkında İzmir 2. Tüketici Mahkemesinin E:2016/561 sayılı dosyasında açılan davada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden iki gastroentoroloji ve bir dahiliye uzmanından oluşan bilirkişi heyetinden alınan 05/12/2016 tarihli raporda; müteveffanın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğunda kayıt altına alınan ilk muayene bulgularına göre o aşamada perforasyon bulguları tam olarak oluşmadığından hastanın oteldeyken ülserinin var olduğu, ancak henüz perforasyonun gelişmediğinin düşünüldüğü, perforasyon olmadığından doktorun verdiği tedavinin uygun olduğu, kullanılan ilaçlar ile hastanın ölümü arasında illiyet bağı bulunmadığı yönünde görüş verilmiş, ilgili doktor hakkında Çeşme Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sırasında Adli Tıp 1. İhtisas Kurulundan alınan raporda da; doktorun uyguladığı ilaçların kişinin şikayetlerine uygun olduğu, kullanılan ilaçlarla hastanın ölümü arasında illiyet bağı olmadığı belirtilmiştir. Yukarıda yer verilen bilirkişi raporlarına göre müteveffanın mide ve duedonum perforasyonu geçirdiğinin davalı idareye bağlı hastanede teşhis edilememesi ve gerekli cerrahi girişimde bulunulmaması nedeniyle hastanın teşhis ve tedavi sürecinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açık olmakla birlikte; olayla ilgili olarak davalı idarece yürütülen soruşturma sırasında alınan 06/08/2012 tarihli bilirkişi raporunda saat 00.50 sıralarında
operasyona karar verilmiş olsaydı hastanın yaşama şansının olacağı belirtilmişken, ceza davasında Adli Tıp 1. İhtisas Kurulundan alınan 17/09/2014 tarihli raporda; kişinin klinik durumu itibariyle hastaya zamanında uygun tanı konulup tedavisinin yapılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı belirtildiğinden hastaya zamanında tanı konularak gerekli tıbbi, cerrahi tedavinin yapılması halinde somut olayda hangi faktörlerin ölümüne sebebiyet verebileceği, hastanın kurtulma şansının ne oranda olduğu, ölümün gerçekleşmesinde idarenin hangi oranda kusurlu olduğu hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu amaçla, ilgili Adli Tıp Üst Kurulundan yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı rapor alınarak davalı idarenin tazminat sorumluluğunun kapsamı belirlenmelidir. Bu durumda, eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Mahkemece, hükmedilen maddi tazminata esas alınan hesap bilirkişi raporunda, dosyadaki bilgilerden murisin aylık net gelirinin 3.000,00 TL olduğunun tespit edildiği belirtilerek bu miktara göre zarar hesabı yapılmışsa da, bu gelirin hangi bilgi ve belgelere göre belirlendiği açıkça ortaya konulmadığından hesap raporu denetime elverişli olmayıp, davacılar tarafından murisin gelir durumuyla ilgili olarak dava dosyasına sunulan 2011 yılı vergi beyannamesinde yer alan ve müteveffanın aynı zamanda mirasçıları olan davacılara intikali mümkün olan gayrimenkul gelirlerinin destekten yoksun kalma zararının hesabında değerlendirmeye alınmaması gerektiği açıktır. Ayrıca, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibariyle yasal faiz uygulanması, Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir. 2577 sayılı Kanunda, tam yargı davalarında, dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan düzenleme uyarınca, davanın kabul edilmesi halinde artırılan tazminat miktarı yönünden faizin, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren uygulanması gerekir. Bu nedenle İdare Mahkemesince davacılar tarafından miktar artırım dilekçesi ile artırılan kısım yönünden de idareye başvuru tarihinden itibaren faiz uygulanmasında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, posta gideri ve bilirkişi ücretinin haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerektiğinden, Mahkemece, bozma kararına uyularak yeniden verilecek kararda bu hususun gözetilerek yargılama giderlerinin belirlenmesi gerekeceği açıktır. Karar Sonucu: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu İzmir 4. İdare Mahkemesinin 28/11/2014 tarih ve E:2012/1657, K:2014/1480 sayılı kararının bozulmasına, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/03/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kararın kaynağı
- Resmî kaynak
- Kararın resmî tam metin kaydı ↗
- Resmî PDF içindeki yeri
- T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 4 (2020) · PDF sayfa 249–256
- Resmî metnin alındığı tarih
- Metin ve künye kontrolü
Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.
Kaynak bütünlük bilgisi
Seçilen karar metni SHA-256: c7903ea27ee9d1ded51f37382ac6edd14c71c52f9b1679192abc572427f772a9
Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: e77beebe8266eb2dc749d1784440f412abb15c558274c6abf1f16f57483ca271
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.
← İçtihat arşivine dönün