Sitede yayın: · Metin ve künye kontrolü: . Karar tarihi yukarıdaki künyede ayrıca gösterilir.
RESMÎ YAYININ ÖZETİ
Resmî yayında kararın konusu
Resmî derginin anahtar kelimeleri: -Hizmet Kusuru, -Yaşam Hakkı
Aktarılan bölüm: Resmî dergi özeti (kararın PDF sayfaları 39-48).
İdarenin yürüttüğü kamu hizmetinin gereği olarak gözetim ve koruması altında bulunan tutuklu veya hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumaya yönelik gerekli önlemleri almayarak, gözlem, inceleme, değerlendirme ve takip yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, yeterli dikkat ve özeni göstermeyerek hizmeti kusurlu işlettiği sonucuna varılması durumunda, hizmet kusuru esas alınarak davalı idarenin tazminle sorumlu tutulması gerektiği, hizmet kusuru olarak saptanan hususların davacıların yakınının intihar etmesine olan katkısının Adli Tıp Kurumuna inceleme yaptırılmak suretiyle oran olarak belirlenmesi gerektiği hakkında.
Bu bölüm, kararı yayımlayan resmî kurumun hazırladığı özettir. Kararı veren heyetin gerekçesi ve varsa karşı oy, aşağıdaki tam metinde kendi yerleriyle birlikte okunmalıdır.
Tam metne erişim
Tam metindeki hüküm bölümünü inceleyin.
Resmî kararın tamamına geçin ↓RESMÎ KARAR METNİ
Kararın tam metni
Bu kayıt resmî kaynak metnini ve künyesini sunar; ayrı bir editoryal içtihat çözümlemesi içermez. Dergideki özet ve anahtar kelimeler resmî yayıncıya aittir. Tam metin, belirtilen sayfa aralığındaki kararın varsa karşı oylarını da kapsar; sayfa üst ve alt bilgileri aktarım dışında tutulmuştur.
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2015/1219 Karar No : 2020/1623 Anahtar Kelimeler: -Hizmet Kusuru, -Yaşam Hakkı Özeti : İdarenin yürüttüğü kamu hizmetinin gereği olarak gözetim ve koruması altında bulunan tutuklu veya hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumaya yönelik gerekli önlemleri almayarak, gözlem, inceleme, değerlendirme ve takip yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, yeterli dikkat ve özeni göstermeyerek hizmeti kusurlu işlettiği sonucuna varılması durumunda, hizmet kusuru esas alınarak davalı idarenin tazminle sorumlu tutulması gerektiği, hizmet kusuru olarak saptanan hususların davacıların yakınının intihar etmesine olan katkısının Adli Tıp Kurumuna inceleme yaptırılmak suretiyle oran olarak belirlenmesi gerektiği hakkında. TEMYİZ EDEN (DAVACI) : 1- … adına velayeten kendisine asaleten …, 2- …, 3- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : Adalet Bakanlığı İSTEMİN KONUSU : İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 30/09/2014 tarih ve E:2013/2387, K:2014/1688 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava Konusu İstem: Davacılar murisi …'nun Silivri 1 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta iken, 30/05/2013 tarihinde, çamaşır ipiyle kendisini asmak suretiyle intihar ederek hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak eşi ve çocukları olan davacıların her biri için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi ve 1.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 30/09/2014 tarih ve E:2013/2387, K:2014/1688 sayılı
kararıyla; olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında gerçekleştirilen ölü muayenesinde, davacılar murisinin vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığı, Adli Tıp Kurumu otopsi raporunda kişinin ölümünün ası sonucu meydana geldiğinin belirtildiği, dolayısıyla, davacılar murisinin intihar sonucunda hayatını kaybettiğinin sabit olduğu, olayda kimsenin kast ve kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı; cezaevi memurları hakkında yapılan adli soruşturma ve disiplin soruşturması kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, davacılar murisinin koğuşta kaldığı yaklaşık 7 aylık süre içerisinde intihar eğilimi göstermediğinin, intiharı ima edici herhangi bir söz ya da davranışının bulunmadığının aynı koğuşta hükümlü olarak kalmakta olan tanıkların ifadeleri ile sabit olduğu, intihar hazırlığının ve intiharın sessizlik içinde gerçekleşmiş olması nedeniyle olayın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının %70 zihinsel engelli olması nedeniyle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 16. maddesi kapsamında hakkında verilen cezanın infazının geriye bırakılması gerektiği, ancak buna ilişkin hastane raporunun davalı idarece dikkate alınmadığı, yakınlarının bu durumuna rağmen kuruma ilk geldiğinde yapılması gereken psikolog görüşmesinin yapılmadığı gibi sonrasında gerçekleştirilmiş bir görüşmenin de bulunmadığı, gözlem ve takip yükümlülüğünü yerine getirmeyen idarenin olayın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : Hilal Tuğçe KILIÇ DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulüyle İdare Mahkemesinin davanın reddi yolunda verdiği kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar murisi …'nun Silivri 1 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta iken, 30/05/2013 tarihinde, çamaşır ipiyle kendisini asmak suretiyle intihar ederek hayatını kaybetmesi
nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak eşi ve çocukları olan davacılar tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu; 56. maddesinde, Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü olduğu; 125. maddesinin son fıkrasında da idarenin, eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve negatif yükümlülük yükleyen haklardandır. (AYM, E.2007/78, K.2010/120, K.T. 30/12/2010, Serpil Kerimoğlu ve diğerleri başvurusu § 50, Elif - Ferhat Mutlu başvurusu § 54, A.Z.Ö. başvurusu § 62 ). Hükümlü ve tutuklular ile gözaltında bulunan kişiler bakımından yaşama hakkının daha özel bir öneme sahip olduğu, zira bu kişilerin devletin denetimi ve gözetimi altında oldukları ve bu hassas durumları ile yaşama hakkı yönünden daha etkin bir şekilde korunmalarının gerektiği açıktır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü altındadır (AYM, E.1999/68, K.1999/1, K.T. 6/1/1999). Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (AYM, E.2005/151 K.2008/37, K.T. 3/1/2008; E.2010/58, K.2011/8, K.T. 6/1/2011, Serpil Kerimoğlu ve diğerleri başvurusu §51, A.Z.Ö. başvurusu § 62 ). Ancak, özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülükler, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce, belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dahilinde, makul ölçüler
çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduklarının tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHM kararları Keenan/Birleşik Krallık, 27229/95, 3/4/2001, §§ 89-92, ve A. ve Diğerleri/Türkiye, 27/7/2004, 30015/96, § 44-45, İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, 19986/06, 10/4/2012, § 28, AYM. Serpil Kerimoğlu ve diğerleri başvurusu § 53, A.Z.Ö. başvurusu § 65 ). İçinde bulundukları ruhsal durum ve depresyon nedeniyle intihar eğilimi taşıyan bireylerin -özellikle devletin hüküm ve gözetimi altında bulundukları koşullarda- yaşam haklarının korunması noktasında gerekli tedbirlerin alınması devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır. Ayrıca kamu makamları, zihinsel ve ruhsal rahatsızlığı olan kişiler ile engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlamak ve bu bireyleri korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler. Ancak bu kapsamda beklenen gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü bireylere karşı kendilerinden ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin kamu makamları tarafından bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda söz konusu olmaktadır. (A.Z.Ö. başvurusu § 93, 94, 95). Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 16/11/2000 tarihli Tanrıbilir/Türkiye, 21/10/2008 tarihli Kılavuz/Türkiye, 21/07/2015 Arslan/Türkiye kararlarında; her türlü özgürlükten mahrumiyetin, doğası gereği, tutuklu veya hükümlü kişinin psikolojisinin bozulmasına neden olduğu ve dolayısıyla bunun kırılgan ve korumasız bir kişinin intihar etme riskini artırabileceği, bu yüzden ulusal mevzuatların cezaevi yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevini yüklediği, tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının gereksiz yere tehlikeye atılmasını önleyici tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğu, buna göre cezaevi görevlileri tarafından bu tür kişilerin intihar etmek amacıyla kullanabilecekleri eşyalardan arındırılmaları, daha etkili ve sıkı bir gözetim ile doktor kontrolü altında tutulmalarının temin edilmesinin gerektiği belirtilmektedir. Konuyla ilgili mevzuatta da buna ilişkin hükümlere yer verilmiş olduğu görülmektedir: Dava tarihinde yürürlükte olan 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, adalet kurumlarının açılması, geliştirilmesi ve denetimi bu kanunun amaçları arasında belirtilirken, 2. maddesinin (a) fıkrasında, kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleri açmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz ve ıslah
kurumları, icra ve iflas daireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak ve idari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek, (j) fıkrasında, ilgili mevzuat hükümlerine göre infaz ve ıslah işlerini düzenlemek Adalet Bakanlığı'nın görevlerini arasında sayılmış, 11. maddesinin (a) fıkrası ile de, ceza infaz kurumları ve tutukevlerini yönetmek, denetlemek ve hesap işlerini izlemek görevi Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne verilmiştir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkelerin belirlendiği 6. maddesinde, "Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur." hükmüne, hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesini düzenleyen 16. maddesinde; "(1) Akıl hastalığına tutulan hükümlünün cezasının infazı geriye bırakılır ve hükümlü, iyileşinceye kadar Türk Ceza Kanununun 57’nci maddesinde belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır. Sağlık kurumunda geçen süreler cezaevinde geçmiş sayılır. (2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Geri bırakma kararı, mahkûmun tâbi olacağı yükümlülükler belirtilmek suretiyle kendisine ve yasal temsilcisine tebliğ edilir. Mahkûmun geri bırakma süresi içinde bulunacağı yer, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Mahkûmun sağlık durumu, geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca veya onun istemi üzerine, bulunduğu veya tedavisinin yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca, sağlık raporunda belirtilen sürelere, bir süre bulunmadığı takdirde birer yıllık dönemlere göre bu fıkrada yazılı usule uygun olarak incelettirilir. İnceleme sonuçlarına göre geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca, geri bırakmanın devam edip etmeyeceğine karar verilir. Geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkûmun izlenmesine yönelik tedbirler, bildirimin yapıldığı yerde bulunan kolluk makam ve memurlarınca yerine getirilir. Bu fıkrada yazılı yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde geri bırakma kararı, kararı
veren Cumhuriyet Başsavcılığınca kaldırılır. Bu karara karşı infaz hâkimliğine başvurulabilir." hükümlerine yer verilmiş; 23. maddesinde, hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre saptanacak infaz ve iyileştirme rejiminin; gözlem, inceleme ve değerlendirme yöntemiyle çalışan gözlem ve sınıflandırma merkezlerinde veya kapalı ceza infaz kurumlarının bu hizmete ayrılan bölümlerinde yapılacağı; 71. maddesinde de, hükümlünün, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, "Sağlığın korunması kurallarına uyma" başlıklı 27. maddesinde de "(1) Hükümlü, sağlığının korunması ve salgın hastalıkların önlenmesi için gerekli ve alınmış tedbirlere uymak, kişi sağlığı için tehlike doğuran durumları gecikmeksizin kurum yönetimine bildirmek, kendi ve içinde yaşadığı ortamın temizliğine uygun davranışlar göstermek zorundadır. (2) Hükümlü, hem kendi, hem de diğer hükümlülerin sağlığını tehlikeye düşürebilecek eylemlerden kaçınmakla yükümlüdür." hükmüne yer verilmiştir. 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün "Müdürün görevleri"ni düzenleyen 19/d maddesinde, “Hükümlülerin iyileştirilmesi, bilgilerinin artırılması, atölye çalışmaları, kişisel uğraşlarının düzenlenmesi ve geliştirilmesinin sağlanması bakımından mevzuat hükümlerini uygulamak ve sağlık durumlarıyla yakından ilgilenmek"; “Güvenlik ve Gözetim Servisi” başlıklı 22/5. maddesinde, "(5) İnfaz ve koruma memuru, kurumun güvenlik, düzen ve disiplininin sağlanması, hükümlülerin kurum içindeki hareketlerinin takip ve kontrolü ile gözetimi ve kurumun temiz tutulması ile hükümlülerin iç yönetmeliklere uygun surette hareket etmelerini sağlamakla görevli olup, müdür ve ikinci müdür veya bunların bulunmadığı yerlerde idare memuru ile infaz ve koruma başmemuru tarafından verilen görevleri yapar.”; “Psiko-sosyal Yardım Servisi” başlıklı 24. maddesinde, “(1) Psiko sosyal yardım servisi personel ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığı ve bütünlüğüne ilişkin koruyucu, geliştirici programları araştıran, uygulayan ve gerektiğinde tedavi sürecine katılarak psikolojik destek ve müdahalede bulunan, ayrıca hükümlülerin bireysel özelliklerini, yaşam koşullarını ve suç işleme nedenlerini belirleyerek bireysel gelişmelerine yardımcı olan, kurum
yaşamına uyumlarını ve toplumsal yaşamla uyumlaşmalarını sağlayan ve bireyin yeniden suç işlemesini engelleyecek önlemleri alan ve bu amaçla gerektiğinde kurum en üst amirinin bilgisi dahilinde, aileler ve sosyal çevreyle görüşme yapan servistir. Psiko-sosyal yardım servisinde, psikolog ve sosyal çalışmacı görev yapar. ... (3) Psiko-sosyal yardım servisi hükümlülerin gözlem ve sınıflandırma formunu düzenler, ayrıca; servisin çalışmalarıyla ilgili olarak üç ayda bir raporla kurum en üst amirine bildirir.”; “Sağlık Servisi” başlıklı 25. maddesinde, “... (2) Cezaevi tabibinin görevleri: a) Kurumun sağlık koşullarını düzenleyerek, hükümlülerin ve kurum personelinin muayene ve tedavilerini yapar.”; "Kuruma alınma ve kayıt işlemleri" başlıklı 67.maddesinde de "Haklarında kesinleşmiş hapis cezasını içeren mahkûmiyet ve ödenmeyen adlî para cezalarının hapse çevrilmesine ilişkin karar bulunanlar, Cumhuriyet başsavcılığının yazılı emriyle kuruma gönderilir. ... (4) Hükümlüler hakkında üst ve eşyası arandıktan sonra aşağıdaki işlemler yapılır: a) Kuruma gelen her hükümlü kabul odasına alınır. Bu süre içerisinde hükümlünün kuruma uyumuna yönelik yardım yapılarak, gerekli olan bilgiler sözlü ve yazılı olarak kendisine bildirilir. Kabul odasına alınan hükümlü burada en çok üç gün kalır, b) Kabul odasında geçen süre içerisinde cezaevi tabibi tarafından muayeneleri yapılır ve muayene sonucu sağlık fişine kaydolunur, ... f) Psiko-sosyal yardım servisi görevlileri tarafından hükümlüye ilişkin ilk bilgiler alınır, ... " hükümleri yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Cezaevlerinin iç güvenliğini sağlamakla görevli olan davalı idare, üstlendiği hizmetin kötü veya geç işlemesi, gereği gibi işlememesi şeklinde ortaya çıkan hizmet kusurundan kaynaklanan zararları tazminle yükümlüdür. Ancak hizmetin kusurlu işletildiğinden söz edilebilmesi için de olayın oluş şekli değerlendirilerek hizmette ortaya çıkan eksiklik veya aksaklığın açık biçimde ortaya konulması zorunlu bulunmaktadır. Zira cezaevindeki mahkum ve tutukluların zararına yol açan eylem ve kusurlu davranışların bütünüyle önlenmesi olanaksız olduğu gibi; davalı idarenin, cezaevinde yürütülen hizmetle nedensellik bağı kurulamayan her türlü olay
ve ortaya çıkan zararlardan hukuken sorumlu tutulması sorumluluk hukukunun ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. Dosyanın incelenmesinden; davacılar murisi …'nun 2006 tarihli yaralama suçu nedeniyle verilen ve 27/06/2012 tarihinde kesinleşen 3 yıl 1 ay 15 gün süreli hapis cezasının infazının 09/11/2012 tarihinde başladığı, 12/11/2012 tarihinden itibaren infaza Silivri 1 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda devam edildiği, kurum tabibi tarafından ilk muayenesinin yapıldığı, ancak psiko-sosyal yardım servisi görevlileri tarafından hükümlüye ilişkin ilk bilgilerin alınmasına yönelik bir görüşmenin gerçekleştirilmediği, bu durumun ilgili görevlilerin beyanlarıyla da kabul edildiği, cezaevine girişten intihar olayının gerçekleştiği ana kadar bu eksikliğin fark edilmediği ve neticeten 7 aylık süreçte davacılar yakını ile hiçbir psikolog görüşmesi yapılmadığı, nitekim intihar olayı ile ilgili olarak kurum 2. müdürü tarafından düzenlenen 11/06/2013 tarihli raporda; psiko-sosyal yardım servisi görevlileri tarafından hükümlü ile ilk görüşmenin yapılmadığı, oysa görüşme yapılmamış kişi varsa belirlenip o kişiler hakkında hazırlanacak raporun dosyalarına konulması gerektiği belirtilerek bu çalışmayı aksattığından dolayı görevle ilgili ihmalleri olduğu kanaatiyle davacılar yakınının kaldığı koğuştaki hükümlülerden sorumlu psikolog ve sosyal hizmet uzmanı hakkında disiplin işlemi yapılması önerisinde bulunulduğu; infaz sürecinde davacılar tarafından yakınlarının teşhis konulmuş psikolojik rahatsızlıkları olduğunu ve %70 zihinsel, ruhsal ve duygusal engelli olduğunu gösterir 14/06/2011 tarihli ve iki yıl süreli sağlık kurulu raporunun davalı idareye ibraz edildiği, davalı idarece de aksi yönde bir iddiada bulunulmadığı, buna rağmen Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 16. maddesinde kapsamında infazın ertelenmesinin gerekip gerekmediği hususunda bir inceleme veya araştırma yapılmadığı, ilgilinin durumunun değerlendirilmesi için Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesine yönelik olarak gerekli iş ve işlemlerin başlatılmadığı, sonuç olarak 30/05/2013 tarihinde intihar ederek yaşamına son vermesi nedeniyle destekten yoksun kalan davacılar tarafından maddi ve manevi taminat istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Olayda, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin gereği olarak gözetim ve koruması altında bulunan tutuklu veya hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumaya yönelik gerekli önlemleri almayarak, gözlem, inceleme, değerlendirme ve takip yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, yeterli dikkat ve özeni göstermeyerek hizmeti kusurlu işlettiği sonucuna varılmakta olup; İdare Mahkemesince hizmet kusuru esas alınarak davalı idarenin tazminle sorumlu tutulması gerekirken, intihar sonucu
meydana gelen ölümde idareye atfı kabil hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan; davacılar tarafından yakınlarına ilaçlarının düzenli verilmediği ileri sürülmüşse de, bu şikayetle idareye yapılan bir başvurunun bulunmadığı, daha önce Bakırköy Prof. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından reçete edilen ilaçların kurum doktoru tarafından da reçete edildiği, oda arkadaşı dahil olmak üzere ölenin ilaçlarını düzenli almadığına veya ilaçları reddettiğine yönelik bir beyan veya tespitin bulunmadığı görüldüğünden bu iddiaya itibar olanağı bulunmamaktadır. Yukarıda hizmet kusuru olarak saptanan hususların davacılar yakınının intihar etmesine olan katkısının Adli Tıp Kurumuna inceleme yaptırılmak suretiyle, oran olarak belirlenmesi gerekmektedir. Davacıların tazminat istemine ilişkin olarak, ölenin müterafik kusurunun yanında, ceza infaz kurumundan tahliye tarihinden başlamak üzere elde edebileceği gelirin, davacılar yakınının % 70 oranında zihinsel engeli olduğu da gözetilerek belirlenmesi gerektiği açıktır. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin temyize konu İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 30/09/2014 tarih ve E:2013/2387, K:2014/1688 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanun'un (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/06/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dosyanın incelenmesinden; davacılar murisi … 20/04/2010- 28/04/2010 tarihleri arasında Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi'nde yatarak tedavi edilmiş olsa da, bu tedavinin kısa süreli olduğu, ruhsal rahatsızlıkları için ilaçla tedaviye
devam edildiği, yatarak tedavi edilmesine gerek görülmediği, uykusuzluk ve ilaç reddi şikayetlerinin geçmiş dönemde de bulunduğu, %70 zihinsel, ruhsal ve duygusal engelli olduğunu gösterir sağlık kurulu raporunun teşhis kısmında "Duygu durum (duygulanım) bozukluğu (tedavi ile işlevselliği düzelmeyen)" ifadesine yer verildiği anlaşılmakta olup; İdare Mahkemesi kararının hükümlü bulunduğu 7 aylık süre boyunca intihar eğilimi göstermediği, intiharı ima edici söz ve davranışlarının bulunmadığı, nefes darlığına ilişkin yakınmalarının alelade nitelikte olduğu, intihar eyleminde kullanılan ipin Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesi uyarınca tutukluların koğuşta bulundurabileceği eşyalardan olduğu, davalı idare tarafından müteveffanın intiharının engellenmesi hususunda gerekli önlemlerin alınmadığı ve intihar nedeniyle davalı idarenin kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmasının mümkün olmadığı gerekçesinin de eklenerek onanması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Kararın kaynağı
- Resmî kaynak
- Kararın resmî tam metin kaydı ↗
- Resmî PDF içindeki yeri
- T.C. Danıştay Kararlar Dergisi · Sayı 5 (2020) · PDF sayfa 39–48
- Resmî metnin alındığı tarih
- Metin ve künye kontrolü
Bu kayıtta künye, kaynak metni ve metinden yapılan aktarım sunulmaktadır. Editoryal içtihat analizi veya makaleyle karşılaştırma yapılmış olduğu anlamına gelmez.
Kaynak bütünlük bilgisi
Seçilen karar metni SHA-256: 6a9eb322aca713cc7becb47dbfaeb569aaccfbcf3a8e926e21911c777da55082
Özgün dergi PDF dosyası SHA-256: eb2d0cbbdb8658bea0481cbd0bd88fe3ba9ef4b2e614959e2f0545b03ecbac55
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.
← İçtihat arşivine dönün