Soyadı, yalnızca kişiyi nüfus sisteminde diğer kişilerden ayıran teknik bir kayıt değildir. İncelemede hukuki inceleme, evli kadının soyadı ile velayeti annede olan, Anayasa Mahkemesi, AİHM ve Yargıtay içtihatları ışığında ve güncelleme tarihi: 14 Temmuz 2026 başlıkları ele alınmaktadır.
Hukuki inceleme
Evli kadının soyadı ile velayeti annede olan çocuğun soyadının değiştirilmesi
Anayasa Mahkemesi, AİHM ve Yargıtay içtihatları ışığında güncel hukuki durum
Güncelleme tarihi: 14 Temmuz 2026
Soyadı, yalnızca kişiyi nüfus sisteminde diğer kişilerden ayıran teknik bir kayıt değildir. Kişinin kimliğini, aile ve sosyal çevresiyle bağını, mesleki geçmişini ve toplum önündeki tanınırlığını ifade eden kişilik değerlerinden biridir. Bu nedenle bir kadının evlenmesi üzerine doğumla kazandığı soyadını bırakmaya zorlanması da boşanma sonrasında velayeti anneye verilen çocuğun mutlaka babanın soyadını taşımaya devam etmesi de salt nüfus tekniğiyle açıklanabilecek meseleler değildir. Her iki konu; kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı, eşler arasında eşitlik, ayrımcılık yasağı, velayet hakkı ve çocuğun üstün yararıyla doğrudan ilişkilidir.
Türk hukukunda bu alandaki dönüşüm kanun koyucudan önce yargı kararlarıyla başlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları uzun yıllar boyunca, evli kadının yalnız kendi soyadını kullanamamasının ve velayet hakkı anneye ait olmasına rağmen çocuğun soyadının hiçbir durumda değiştirilemeyeceğinin temel haklarla bağdaşmadığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte hakların içtihatla tanınması, uygulamadaki bütün sorunları kendiliğinden ortadan kaldırmamıştır. Özellikle Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinin iptalinin 28 Ocak 2024’te yürürlüğe girmesinden sonra yeni bir kanuni düzenleme yapılmamış olması, evli kadının soyadı bakımından hak ile idari uygulama arasında yeni bir uyumsuzluk yaratmıştır.
Bu çalışmada önce soyadının hukuki niteliği ve anayasal temeli açıklanacak; ardından evli kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanma hakkının gelişimi, velayeti anneye verilen çocuğun soyadının değiştirilme koşulları ve her iki konuda izlenebilecek başvuru yolları ele alınacaktır. İnceleme, evlilik içinde doğmuş ve boşanma sonrasında velayeti anneye bırakılmış çocuklar eksenindedir. Evlilik dışında doğan çocuk, soybağının tanıma veya babalık hükmüyle kurulması, evlat edinme ve ergin kişinin kendi soyadını değiştirmesi gibi farklı hukuki rejimler ayrıca değerlendirilmelidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 26 ve 27. maddeleri, adın korunması ile haklı sebeple değiştirilmesini düzenler. “Ad” kavramı, kişinin ön adı kadar soyadını da kapsar. Soyadı üzerindeki hak, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir kişilik hakkıdır. Bununla beraber soyadı nüfus kayıtlarının düzeni, soybağının izlenebilirliği ve kamu güvenliği gibi kamusal işlevler de taşır. Dolayısıyla soyadının belirlenmesi ve değiştirilmesi tamamen sınırsız bir irade alanı değildir; fakat kamu düzeni amacı da kişisel kimliği ve cinsiyet eşitliğini gereksiz ya da ölçüsüz biçimde sınırlamanın gerekçesi olamaz.
Anayasa’nın 10. maddesi kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu, devletin bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü bulunduğunu belirtir. Anayasa’nın 17. maddesi kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını, 20. maddesi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını, 41. maddesi ise ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığını ve çocuğun korunmasını güvence altına alır. Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde antlaşma hükümleri esas alınır. Anayasa’nın 153. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.
Uluslararası hukukta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi özel ve aile hayatını, 14. maddesi Sözleşme kapsamındaki haklardan yararlanmada ayrımcılık yasağını korur. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 23. maddesi eşlerin evlilik sırasında ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasını; Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin 16. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ise aile adı dâhil eşit kişisel hakları güvence altına alır. Çocuklar bakımından Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesindeki üstün yarar ilkesi ve 12. maddesindeki çocuğun görüşünün alınması güvencesi belirleyicidir.
Bu normların ortak sonucu şudur: Soyadı hakkında karar verilirken yalnız nüfus kaydının biçimsel sürekliliği değil; kişisel kimlik, eşitlik, aile yaşamının fiilî gerçekliği ve çocuk söz konusuysa her şeyden önce çocuğun somut üstün yararı gözetilmelidir.
“Kızlık soyadı” yerine “evlenmeden önceki soyadı”
Günlük dilde yaygın biçimde “kızlık soyadı” denilse de bu ifade, kadının medeni durumunu kişisel kimliğinin merkezine yerleştiren geleneksel bir anlatımdır. Hukuki ve hak temelli anlatımda “evlenmeden önceki soyadı”, “önceki soyadı” veya “doğumla kazanılan soyadı” ifadeleri daha isabetlidir. Makalede karar adları ve yerleşik kullanım açıklanırken “kızlık soyadı” ifadesine yer verilmekle birlikte, esas olarak “evlenmeden önceki soyadı” kavramı kullanılmaktadır.
Evli kadının soyadına ilişkin tarihsel dönüşüm
743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenîsi’nin 153. maddesi, kadının evlenmekle kocasının soyadını almasını öngörüyordu. 1997 yılında yapılan değişiklikle kadın, yazılı başvuruda bulunarak önceki soyadını kocasının soyadının önünde kullanabilme imkânına kavuştu. Ancak önceki soyadını tek başına kullanma olanağı tanınmadı.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi de aynı sistemi sürdürdü. İptal edilmeden önceki metne göre kadın evlenmekle kocasının soyadını alıyor; evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabiliyordu. Buna karşılık erkek, evlenme sebebiyle soyadını değiştirmek zorunda değildi. Böylece benzer hukuki konumdaki eşler arasında doğrudan cinsiyete dayalı bir farklılık yaratılıyordu.
Bu farklılığın “aile birliği”, “ortak aile adı”, “gelenek” ya da “nüfus kayıtlarının düzeni” ile açıklanması uzun süre kabul gördü. Ne var ki zaman içinde hem uluslararası insan hakları hukuku hem de ulusal yüksek mahkemeler, bu gerekçelerin kadın ile erkek arasındaki farklı muameleyi haklı kılmadığı sonucuna ulaştı.
AİHM’in ünal tekeli/Türkiye kararı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 16 Kasım 2004 tarihli Ünal Tekeli/Türkiye kararı, Türk hukukundaki değişimin başlangıç noktalarından biridir. Başvurucu, mesleki hayatında evlenmeden önceki soyadıyla tanınan bir avukattı ve evlilik sonrasında yalnız bu soyadını kullanmak istemişti. İç hukukta talebi reddedilince AİHM’e başvurdu.
AİHM, soyadının özel hayat kapsamında kişinin kimliğini ilgilendirdiğini kabul etti. Evli erkeğin kendi soyadını taşımaya devam edebilmesine karşılık evli kadının bunu yapamamasını cinsiyete dayalı farklı muamele olarak değerlendirdi. Aile birliğinin ortak bir soyadıyla temsil edilmesi amacının, aile adının zorunlu olarak erkeğin soyadı olması gerektiğini göstermediğini; Avrupa Konseyi ülkelerinde eşlerin soyadı seçiminde eşitliğe doğru güçlü bir eğilim bulunduğunu belirtti. Sonuç olarak Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edildiğine karar verdi.
Ünal Tekeli kararı yalnız başvurucu bakımından bir ihlal tespiti değildi. Kararın temel ilkesi, aile birliğinin korunmasının kadının bağımsız kişisel kimliğini ortadan kaldırmayı haklı kılamayacağıdır. AİHM daha sonraki benzer Türkiye kararlarında da aynı yaklaşımı sürdürdü.
AYM’nin ilk norm denetimi ve bireysel başvuru kararları
Anayasa Mahkemesi, Fatih 2. Aile Mahkemesinin itirazı üzerine verdiği 10 Mart 2011 tarihli, E.2009/85 ve K.2011/49 sayılı kararda TMK m.187’nin iptal istemini reddetmişti. Bu karar, kuralın soyut norm denetiminde yürürlükte kalmasına yol açtı. Ancak 2012 yılında bireysel başvurunun başlamasıyla aynı mesele, somut hak ihlalleri üzerinden yeniden Anayasa Mahkemesinin önüne geldi.
Sevim Akat Eşki başvurusu, bu dönüşümün en önemli kararıdır. AYM’nin 19 Aralık 2013 tarihli, B. No: 2013/2187 sayılı kararında; evli kadının önceki soyadını tek başına kullanmasını engelleyen TMK m.187 ile Türkiye’nin taraf olduğu temel hak sözleşmelerinin aynı konuda çatıştığı, Anayasa m.90/5 gereğince uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtildi. Derece mahkemelerinin çatışan kanun hükmünü esas alması, müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı için Anayasa m.17 kapsamındaki manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldı.
Gülsim Genç başvurusunda verilen 6 Mart 2014 tarihli, B. No: 2013/4439 sayılı karar ile Neşe Aslanbay Akbıyık başvurusunda verilen 16 Nisan 2015 tarihli, B. No: 2014/5836 sayılı karar da aynı ilkeyi sürdürdü. AYM, kişinin sosyal ve mesleki kimliğinin oluşumunda soyadının önemini vurguladı; uluslararası sözleşmelerin öncelikle uygulanması gerekirken TMK m.187’ye dayanılmasını temel hak ihlali saydı ve yeniden yargılama yolunu açtı.
Bu kararların teknik özelliği önemlidir. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kararlarında TMK m.187’yi yürürlükten kaldırmadı; somut uyuşmazlıklarda Anayasa m.90/5 uyarınca uluslararası insan hakları sözleşmelerinin öncelikle uygulanması gerektiğini belirledi. Bu nedenle hak tanınmış olsa bile kadınlar çoğu kez nüfus kayıtlarını değiştirebilmek için dava açmak zorunda kaldı.
Yargıtay hukuk genel kurulunun 2015 tarihli içtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30 Eylül 2015 tarihli, E.2014/2-889 ve K.2015/2011 sayılı kararıyla evli kadının yalnız evlenmeden önceki soyadını kullanabileceğini kabul etti. Hukuk Genel Kurulu; Anayasa m.90/5, AİHS, AİHM’in Ünal Tekeli kararı ve AYM’nin bireysel başvuru içtihadını birlikte değerlendirdi.
Kararda aile birliğinin ortak bir soyadı kullanılmasına bağlı olmadığı, ortak soyadı düşüncesinin cinsiyet temelli farklı muameleyi haklı kılmadığı ve nüfus hizmetlerinde doğabilecek teknik sorunların temel hakkın reddedilmesi yerine teknik düzenlemelerle çözülmesi gerektiği kabul edildi. Böylece derece mahkemeleri bakımından, özel bir haklı sebep ispatı aranmaksızın evli kadının yalnız önceki soyadını kullanmasına izin verilmesinin yolu açıldı.
TMK m.187’nin 2023 yılında iptali
Anayasa Mahkemesi, Ankara 8. Aile Mahkemesinin itirazı üzerine 22 Şubat 2023 tarihli, E.2022/155 ve K.2023/38 sayılı kararıyla TMK m.187’de yer alan düzenlemenin tamamını iptal etti. Karar 28 Nisan 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı ve iptal hükmü dokuz ay sonra, 28 Ocak 2024 tarihinde yürürlüğe girdi.
AYM bu kez meseleyi doğrudan eşitlik ilkesi üzerinden ele aldı. Evlenmeden önceki soyadının evlilik sonrasında kullanılması bakımından kadın ve erkeğin karşılaştırılabilir durumda olduğunu; erkeğin soyadını tek başına taşımaya devam ederken kadının buna ancak eşinin soyadının önünde yer verebilmesinin cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturduğunu belirtti.
Mahkeme, nüfus kayıtlarının düzeni ve soybağının sağlıklı biçimde izlenmesinde kamu yararı bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu yararın sağlanmasının tek yolunun kadına kocasının soyadını vermek olmadığını vurguladı. Ailenin ortak bir soyadına sahip olmasının da yalnız erkeğin soyadı üzerinden kurulabilecek bir model olmadığı; eşlerden birinin soyadının, birleşik bir soyadının veya başka eşitlikçi seçeneklerin düzenlenebileceği belirtildi. Ortak soyadının aile bağlarının korunmasının zorunlu unsuru olmadığı da açıklandı. Sonuçta farklı muamelenin nesnel ve makul bir sebebi bulunmadığı için Anayasa m.10’a aykırılık tespit edildi.
Bu karar, yaklaşık yirmi yıl süren AİHM–AYM–Yargıtay içtihat çizgisinin norm denetimi düzeyindeki sonucudur. Artık evli kadının kocasının soyadını almasını zorunlu tutan kanun hükmü yürürlükte değildir.
28 Ocak 2024 sonrasında güncel hukuki durum
İptal kararının yürürlüğe girdiği 28 Ocak 2024 tarihinden sonra kanun koyucu TMK m.187’nin yerine yeni bir hüküm getirmemiştir. 14 Temmuz 2026 itibarıyla Türk Medeni Kanunu’nun konsolide metninde 187. madde, iptal edilmiş cümlelerden ibarettir. Bu durum, evlenmenin kadının soyadına etkisini kanun düzeyinde düzenleyen açık bir hüküm bulunmadığı anlamına gelir.
Buna karşılık Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 24. maddesinde, evlenen kadının kocasının soyadını alacağı; isterse önceki soyadını kocasının soyadının önünde kullanabileceği yönündeki düzenleme varlığını korumaktadır. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 2024 yılında Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna bildirdiği görüşlerde de yeni kanuni düzenleme yapılıncaya kadar Yönetmeliğin 24. maddesine göre işlem yapılmasına devam edildiği açıklanmıştır.
Burada ciddi bir normlar hiyerarşisi sorunu doğmaktadır. Anayasa’ya aykırı olduğu için iptal edilmiş kanun hükmüyle aynı sonucu doğuran bir yönetmelik kuralının temel hakka müdahale dayanağı yapılması; kanunilik, Anayasa m.153’teki bağlayıcılık ve idarenin kanuna bağlılığı ilkeleri yönünden eleştiriye açıktır. Yönetmelik kanunun üzerinde değildir ve kanunla getirilemeyecek bir sınırlamayı tek başına sürdüremez. Bununla birlikte fiilî idari uygulama göz ardı edilmemelidir: Yalnız evlenmeden önceki soyadını kullanmak isteyen kadının doğrudan nüfus müdürlüğüne yaptığı başvuru reddedilebilmekte veya yeni mevzuat çalışması gerekçe gösterilerek işleme alınmayabilmektedir.
Bu nedenle “TMK m.187 iptal edildi; kadın artık hiçbir işlem yapmadan kendi soyadını kullanır” şeklindeki genelleme hukuken eksik, uygulama bakımından ise yanıltıcıdır. Doğru ifade şudur: Kadının kocasının soyadını almaya zorlanmasının kanuni dayanağı ortadan kalkmış ve bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğu kesin biçimde saptanmıştır; ancak nüfus kayıtlarının bu ilkeye uygun hâle getirilmesi konusunda idari uygulama ve usul sorunu devam etmektedir.
Evli kadın yalnız kendi soyadını kullanmak için ne yapabilir?
İlk adım olarak yerleşim yerindeki nüfus müdürlüğüne yazılı başvuruda bulunulması mümkündür. Başvuruda AYM’nin E.2022/155, K.2023/38 sayılı iptal kararına, Anayasa’nın 10, 20, 90 ve 153. maddelerine, AİHM’in Ünal Tekeli kararına ve TMK m.187’nin artık yürürlükte olmadığına dayanılmalıdır. Talep açık biçimde, eşin soyadı olmaksızın yalnız evlenmeden önceki soyadının nüfus kaydında ve kimlik kartında kullanılmasına yönelik olmalıdır. Başvurunun evrak kayıt numarası alınmalı ve ret hâlinde gerekçeli, yazılı cevap istenmelidir.
İdari başvurunun kabul edilmemesi hâlinde yargı yolu gündeme gelir. İptal öncesi yerleşik uygulamada, kadının yalnız önceki soyadını kullanmasına izin verilmesine ilişkin davalar aile mahkemelerinde görülmüş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015 tarihli kararı doğrultusunda kabul edilmiştir. Bu içtihat, kişisel durum ve aile hukukundan doğan talebin doğrudan mahkemeye taşınması bakımından önemini korumaktadır.
Bunun yanında 28 Ocak 2024 sonrasında nüfus müdürlüğünün yazılı ret işlemi ayrıca bir idari işlem niteliği taşıdığından, bu işlemin iptali için idari yargı seçeneği de somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Kanun boşluğu nedeniyle görev ve dava türü konusunda tam bir uygulama birliğinden söz etmek güçtür. Bu yüzden somut başvuruda; talebin doğrudan kişisel durumun belirlenmesine mi, yoksa verilmiş bir idari ret işleminin kaldırılmasına mı yöneldiği, yerel mahkeme uygulaması ve güncel görev içtihadı birlikte incelenmelidir.
Kadının yalnız kendi soyadını kullanması için eşinin rızası temel hakkın doğum şartı değildir. Talep, evlilik birliğini sona erdirmez; eşler arasındaki hak ve yükümlülükleri, mal rejimini, mirasçılığı veya evliliğin geçerliliğini etkilemez. Ayrıca kadının mesleki tanınırlık, akademik yayınlar, diploma ve lisanslar, ticari itibar ya da günlük işlemlerde karışıklık gibi nedenleri açıklaması davayı somutlaştırabilir; ancak hakkın özü bakımından kadının bağımsız kişisel kimliğini koruma iradesi başlı başına önem taşır.
Çocuğun soyadında başlangıç kuralı
Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesine göre çocuk, ana ve baba evli ise “ailenin” soyadını taşır. Kural, TMK m.187 ile birlikte uygulandığı dönemde aile soyadının fiilen babanın soyadı olarak anlaşılmasına yol açmıştır. Evlilik içinde doğan çocuk bu soyadını doğumla kazanır. Ana ve babanın daha sonra boşanması, velayetin anneye verilmesi veya babanın ölmesi çocuğun soyadını kendiliğinden değiştirmez.
Ancak soyadının kendiliğinden değişmemesi ile hiçbir koşulda değiştirilememesi aynı şey değildir. TMK m.27, haklı sebepler varsa adın ve soyadının hâkim kararıyla değiştirilmesine imkân tanır. Çocuk bakımından bu hüküm, velayet hakkı, eşitlik ilkesi, aile hayatına saygı hakkı ve çocuğun üstün yararıyla birlikte uygulanmalıdır.
2525 Sayılı soyadı kanunu’ndaki ayrımcı kuralın iptali
2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasında, evliliğin sona ermesi veya boşanma hâlinde çocuk anneye verilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadını alacağı yönünde bir kural bulunuyordu. Bu düzenleme, velayeti kullanan ebeveynin kadın olması hâlinde çocuğun soyadını belirleme yetkisini dışlayan açık bir cinsiyet ayrımı yaratıyordu.
Anayasa Mahkemesi 8 Aralık 2011 tarihli, E.2010/119 ve K.2011/165 sayılı kararıyla bu kuralı iptal etti. Mahkeme, eşlerin evliliğin devamı boyunca ve sona ermesinde aynı hukuki konumda olduğunu; erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının cinsiyete dayalı ayrımcılık oluşturduğunu belirtti. İptal kararı 14 Şubat 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Bu iptalden sonra mevzuatta boşanma üzerine çocuğun soyadını her durumda babaya bağlayan açık bir yasak kalmadı. Buna rağmen Yargıtay’ın bir süre devam eden katı yorumunda, TMK m.321 gerekçe gösterilerek velayet anneye verilse dahi çocuğun soyadının değiştirilemeyeceği kabul edildi. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararları bu yaklaşımı dönüştürdü.
Hayriye özdemir kararı: kanunilik ve belirlilik sorunu
Ekli belgelerde yer alan AYM’nin Hayriye Özdemir başvurusu hakkındaki 25 Haziran 2015 tarihli, B. No: 2013/3434 sayılı kararı, çocuğun soyadı alanındaki ilk temel kararlardan biridir.
Başvurucu boşanmış, ortak çocuğun velayeti kendisine verilmişti. Çocuğun babasının soyadı yerine kendi soyadını taşıması için açtığı dava ilk derece mahkemesince kabul edildi. Mahkeme, 2525 sayılı Kanun’daki ayrımcı hükmün AYM tarafından iptal edilmesini ve TMK m.27’deki haklı sebep düzenlemesini esas aldı. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi ise TMK m.321 uyarınca çocuğun babanın, başka bir ifadeyle ailenin soyadını taşıyacağını; boşanma veya velayetin anneye verilmesinin soyadını değiştirmeyeceğini belirterek kararı bozdu. Bozmaya uyularak dava reddedildi.
AYM bireysel başvuruda, velayet hakkı tanınan annenin çocuğun soyadını değiştirme talebinin reddedilmesini aile hayatına saygı hakkına müdahale saydı. TMK m.321’in boşanma sonrasında çocuğun soyadının ne olacağını açıkça düzenlemediğini, 2525 sayılı Kanun’daki özel hükmün ise iptal edildiğini vurguladı. TMK m.27 haklı sebeple değişikliğe imkân verirken derece mahkemelerinin farklı sonuçlara ulaşması karşısında, müdahalenin dayanağı gösterilen hükmün somut olay bakımından belirlilik şartını karşılamadığına karar verdi. Böylece Anayasa m.20’deki aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini tespit ederek yeniden yargılama yapılmasına hükmetti.
Hayriye Özdemir kararının mesajı, “velayet anneye verildiği anda soyadı mutlaka değişir” değildir. Kararın asıl önemi, annenin talebini dinlemeyi baştan engelleyen mutlak yasağın kanuni ve öngörülebilir bir temele sahip olmadığının saptanmasıdır.
Eşitlik ve ayrımcılık yasağına dayalı sonraki AYM kararları
AYM Genel Kurulu, Gülbu Özgüler ve Nurcan Yolcu başvurularında 11 Kasım 2015 tarihinde verdiği kararlarla meseleyi aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağı yönünden daha ileri taşıdı. Mahkeme, velayet hakkı bakımından anne ile babanın karşılaştırılabilir konumda olduğunu; babaya tanınan soyadını belirleme imkânının anneye hiçbir istisna olmaksızın kapatılmasının cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturduğunu kabul etti.
Derece mahkemelerinin, annenin ileri sürdüğü haklı sebepleri ve çocuğun somut durumunu hiç incelemeden “velayet anneye verilse de çocuk babanın soyadını taşır” biçimindeki mutlak yorumu, aile hayatı ile kamu düzeni arasında adil denge kurmamaktadır. Bu yaklaşım anneye, soyadı değişikliğinin çocuk için neden gerekli olduğunu yargı önünde ortaya koyma olanağı dahi bırakmadığından ayrımcılık yasağını ihlal eder.
AYM daha sonraki Ayten Yıldırmaz, Deniz Altınbaş ve diğerleri, S.E., E.Ç. ve Şule Bayburt kararlarında da aynı anayasal standardı sürdürdü. Böylece derece mahkemelerinin görevi, talebi otomatik olarak reddetmek değil; ileri sürülen sebepleri, çocuğun üstün yararını ve karşıt menfaatleri somut olay temelinde incelemek olarak belirlendi.
Yargıtay’ın değişen yaklaşımı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, AYM kararlarından sonra önceki katı yaklaşımını değiştirdi. Dairenin 12 Kasım 2018 tarihli, E.2017/1097 ve K.2018/12772 sayılı kararında; velayet hakkına sahip annenin çocuğun soyadının kendi soyadıyla değiştirilmesini isteyebileceği, ancak değerlendirmede çocuğun üstün yararının esas olduğu kabul edildi. Soyadı değişikliğinin çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkileyeceği ortaya konulmamış ve somut olayda değişikliğin çocuk yararına olduğu anlaşılmışsa davanın kabulü gerektiği belirtildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16 Eylül 2020 tarihli, E.2020/2674 ve K.2020/3825; 18 Şubat 2021 tarihli, E.2020/5434 ve K.2021/1492; 20 Nisan 2022 tarihli, E.2022/1859 ve K.2022/3821 sayılı kararları da bu yaklaşımı geliştirdi. İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması, sosyal inceleme raporunun içeriği, baba ile çocuk arasındaki fiilî ilişkinin durumu, annenin ve çocuğun aynı soyadını taşımasının günlük hayattaki etkileri ile değişikliğin çocuğun kimlik istikrarına etkisi somut biçimde araştırılmalıdır.
Bu içtihat çizgisinin vardığı sonuç, annenin sırf kadın olduğu için talep hakkından yoksun bırakılamayacağı; fakat velayetin annede olmasının da tek başına otomatik kabul sebebi sayılamayacağıdır. Merkezde ebeveynlerin arzusu değil, çocuk bulunur.
Velayetin annede olması soyadını kendiliğinden değiştirmez
Boşanma kararıyla velayetin anneye verilmesi, annenin çocuğun bakım, eğitim, korunma ve temsil görevini üstlenmesini sağlar. Soyadını belirleme yetkisi de velayet hakkıyla bağlantılıdır. Bununla birlikte soyadı çocuğun kişiliğine ait olduğundan, velayet hakkı ebeveyne sınırsız ve keyfî bir değiştirme yetkisi vermez.
Bu sebeple iki aşamalı bir değerlendirme yapılmalıdır. Önce annenin cinsiyeti nedeniyle talebinin baştan reddedilemeyeceği kabul edilir. Sonra istenen değişikliğin somut çocuk bakımından haklı sebebe dayanıp dayanmadığı ve üstün yarara uygun olup olmadığı araştırılır. Velayetin annede bulunması dava hakkının temelini oluşturur; davanın kabulü ise somut yarar değerlendirmesine bağlıdır.
Bu ayrım, babanın itirazının etkisini de açıklar. Baba karşı çıkıyor diye dava otomatik olarak reddedilemeyeceği gibi, baba kabul ediyor diye değişiklik kendiliğinden yapılamaz. Velayet ve çocuğun kişilik hakkı kamu düzenine ilişkin olduğundan hâkim, tarafların beyanıyla bağlı olmaksızın çocuğun üstün yararını resen araştırır.
Çocuğun üstün yararı nasıl belirlenir?
Üstün yarar soyut, her olayda aynı sonucu doğuran bir kalıp değildir. Çocuğun yaşı, görüş oluşturma yeteneği, anne ve babayla fiilî ilişkisi, eğitim ve sosyal çevresi, kardeşleri, kullandığı soyadıyla kurduğu kimlik bağı ve değişikliğin kısa ve uzun vadeli etkileri birlikte değerlendirilir.
Uygulamada aşağıdaki olgular, tek başına kesin sonuç doğurmamakla birlikte değişikliğin çocuk yararına olduğunu gösterebilir:
- Çocuğun uzun süredir anneyle yaşaması ve bütün bakım, eğitim, sağlık ve resmî işlemlerinin anne tarafından yürütülmesi.
- Anne ile çocuğun farklı soyadları nedeniyle okul, hastane, seyahat, kayıt veya diğer resmî işlemlerde sürekli açıklama ve belge sunma zorunluluğu doğması.
- Çocuğun sosyal çevresinde annenin soyadıyla tanınması veya fiilen bu soyadını kullanmak istemesi.
- Aynı evde yaşayan anne ve kardeşlerle ortak soyadının çocukta aidiyet ve güven duygusunu güçlendirmesi.
- Babanın uzun süre çocukla kişisel ilişki kurmaması, bakım ve gözetimine katılmaması ya da çocuğun baba ve baba ailesiyle fiilî bağının çok zayıf olması.
- Çocuğun mevcut soyadı nedeniyle alay, dışlanma, karışıklık veya psikolojik sıkıntı yaşaması.
- İdrak çağındaki çocuğun serbestçe açıkladığı, istikrarlı ve yönlendirilmemiş tercihinin değişiklik yönünde olması.
- Sosyal inceleme veya uzman raporunda değişikliğin çocuğun kimlik gelişimi ve psikolojik esenliği bakımından uygun bulunması.
Buna karşılık annenin yalnız eski eşe tepki duyması, babayı cezalandırmak veya çocuk ile baba arasındaki bağı sembolik olarak kesmek istemesi çocuk yararı sayılmaz. Çocuğun uzun yıllardır mevcut soyadıyla güçlü bir akademik, sportif veya sosyal kimlik oluşturması; değişikliğin ciddi karışıklık yaratması; çocuğun açık ve olgunlaşmış biçimde değişikliğe karşı çıkması ya da baba ile güçlü ve düzenli bağın varlığı, talebin reddi yönünde değerlendirilebilir. Ancak bu olguların hiçbirinin mekanik şekilde uygulanmaması, somut denge kurulması gerekir.
Çocuğun görüşünün alınması
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi, görüş oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendisini ilgilendiren yargılamalarda görüşünün alınmasını ve görüşüne yaşına ve olgunluğuna uygun ağırlık verilmesini gerektirir.
Soyadı, çocuğun her gün kullandığı kimlik unsurudur. Bu nedenle çocuk idrak çağındaysa yalnız ebeveynlerin ve tanıkların anlatımıyla yetinilmemeli; çocuk uygun ortamda, baskıdan uzak biçimde dinlenmeli veya uzman aracılığıyla görüşü belirlenmelidir. Çocuğun görüşü önemlidir fakat tek başına mutlak değildir. Üstün yararın açıkça aksini gerektirdiği istisnai hâllerde çocuğun görüşüne aykırı karar verilebilir; böyle bir durumda gerekçe özellikle güçlü ve somut olmalıdır.
Soyadı değişikliği soybağını ortadan kaldırmaz
En sık yapılan yanlışlardan biri, çocuğun annenin soyadını almasının babayla soybağını sona erdireceğinin düşünülmesidir. TMK m.27 açık biçimde adın değişmesiyle kişisel durumun değişmeyeceğini belirtir. Soyadı değişikliği:
- Babanın nüfus kaydındaki baba sıfatını ortadan kaldırmaz.
- Velayet kararını kendiliğinden değiştirmez.
- Baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi kaldırmaz.
- İştirak nafakası ve bakım yükümlülüğünü sona erdirmez.
- Çocuğun babaya ve baba hısımlarına mirasçılığını etkilemez.
- Çocuğun vatandaşlık ve soybağı statüsünü değiştirmez.
Soyadı kimlik unsurudur; soybağı ise ayrı bir kişisel durum ilişkisidir. Mahkemenin bu ayrımı gözetmesi, tarafların da davayı soybağını silme aracı gibi sunmaması gerekir.
Dava usulü, görevli mahkeme ve taraflar
Velayeti anneye verilen çocuğun soyadının annenin soyadıyla değiştirilmesi talebi, yalnız genel bir nüfus kaydı düzeltmesi değildir; velayet hakkının kullanımı ve çocuğun aile hukukundan doğan kişisel durumu ile bağlantılıdır. Yargıtay’ın yerleşen yaklaşımında bu tür davalarda görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla yargılama yapar.
Davayı, velayet hakkına sahip anne açar. Babanın davada taraf gösterilmesi, görüş ve itirazlarının değerlendirilmesi gerekir. Soyadı değişikliği aynı zamanda nüfus kaydında değişiklik doğuracağından ilgili nüfus müdürlüğü de yasal hasım olarak davada yer almalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, nüfus müdürlüğünün davaya dâhil edilmeden eksik hasımla karar verilmesini bozma nedeni saymaktadır. Uygulamada dava hem babaya hem ilgili nüfus müdürlüğüne yöneltilerek taraf teşkili güvence altına alınmalıdır.
Yetkili mahkeme ve dava türü belirlenirken talebin velayet hakkına dayandığı açıkça ortaya konulmalıdır. Yetki konusunda somut yerleşim yerleri, davalıların durumu ve güncel yerel uygulama birlikte değerlendirilmelidir. Dava dilekçesinde yalnız “anneyle soyadları farklı” denilmesiyle yetinilmemeli; değişikliğin çocuk bakımından hangi somut sorunları çözeceği açıklanmalıdır.
Dava için toplanabilecek deliller
Soyadı değişikliği davasında çocuğun üstün yararı her türlü hukuka uygun delille ispatlanabilir. Özellikle şu belgeler ve araştırmalar önem taşır:
- Kesinleşmiş boşanma ve velayet kararı.
- Çocuğun ve ebeveynlerin nüfus kayıt örnekleri.
- Okul kayıtları, öğretmen veya rehberlik servisi gözlemleri ve çocuğun kullandığı isme ilişkin belgeler.
- Sağlık, seyahat, kayıt ve resmî işlemlerde yaşanan güçlükleri gösteren yazışma veya tutanaklar.
- Baba ile kişisel ilişkinin uygulanma biçimine ilişkin icra, teslim, görüşme veya iletişim kayıtları.
- Çocuğun bakım giderlerinin kim tarafından karşılandığını ve ebeveynlerin fiilî katılımını gösteren belgeler.
- Tanık anlatımları.
- Sosyal inceleme raporu ve gerektiğinde çocuk psikoloğu, pedagog veya sosyal çalışmacı değerlendirmesi.
- İdrak çağındaki çocuğun mahkeme veya uzman huzurunda açıkladığı görüş.
Babanın nafaka ödememesi ya da çocukla az görüşmesi tek başına otomatik kabul sebebi değildir; fakat diğer olgularla birlikte fiilî aile yaşamının ve çocuğun aidiyetinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Aynı şekilde resmî işlemlerde güçlük iddiası mümkün olduğunca somut örneklerle desteklenmelidir.
Annenin yeniden evlenmesi hâlinde dikkat edilecek husus
Annenin boşanmadan sonra yeniden evlenmesi, çocuğun yeni eşin soyadını kendiliğinden almasını sağlamaz. Çocuğun annenin evlilik öncesi kendi soyadını almasıyla, annenin yeni eşinin soyadını alması birbirinden farklıdır. Yeni eşin soyadının çocuğa verilmesi, biyolojik baba ile soybağının varlığı ve evlat edinme hükümleri bakımından çok daha farklı sonuçlar ve koşullar doğurabilir.
Bu nedenle talep edilen soyadının anneye hangi hukuki bağla ait olduğu açıkça gösterilmeli; çocuğa üçüncü bir kişinin soyadını verme amacıyla velayet hakkına dayalı soyadı değişikliği yolu kullanılmamalıdır. Annenin kendi soyadı da evlilikler nedeniyle değişmişse, çocuğun kalıcı kimlik yararı özellikle dikkatle değerlendirilmelidir.
Kararın sonuçları ve nüfusa tescil
Davanın kabulü hâlinde mahkeme, çocuğun mevcut soyadının annenin soyadıyla değiştirilmesine ve nüfus kaydının buna göre düzeltilmesine karar verir. Kararın kesinleşmesinden sonra nüfus müdürlüğünce tescil işlemi yapılır ve yeni kimlik belgesi düzenlenebilir. Okul, pasaport, sağlık, banka ve diğer kayıtların ayrıca güncellenmesi gerekebilir.
TMK m.27 uyarınca adın değiştirilmesinden zarar gören kişi, değişikliği öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir. Çocuğun soyadı değişse de kişisel durumu ve soybağı aynen devam eder.
Süre ve zamanaşımı
Kişilik hakkına ve velayet ilişkisine dayalı soyadı değişikliği talebi için genel anlamda kısa bir hak düşürücü başvuru süresi öngörülmüş değildir. Bununla birlikte çocuk ergin olduğunda velayet sona erer. Ergin kişi, artık soyadı değişikliğini kendi adına ve TMK m.27’deki haklı sebep rejimi içinde talep eder. Dolayısıyla velayet hakkına dayalı dava çocuk ergin olmadan açılmalıdır.
Evli kadının kendi soyadını kullanmasına ilişkin doğrudan kişisel durum talebi de evlilik devam ettiği sürece ileri sürülebilir. Buna karşılık nüfus müdürlüğünün yazılı ret işlemi idari davaya konu edilecekse, idari yargıdaki dava açma süresi ayrıca ve titizlikle hesaplanmalıdır. İdari başvuruyla sürelerin durması veya yeniden başlaması konusu somut işlem tarihine göre ele alınmalıdır.
İçtihat gelişiminin kronolojisi
| Tarih | Karar veya gelişme | Temel ilke |
|---|---|---|
| 16.11.2004 | AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye | Evli kadının yalnız kendi soyadını kullanamaması, özel hayat bağlamında cinsiyet ayrımcılığıdır. |
| 10.03.2011 | AYM, E.2009/85, K.2011/49 | TMK m.187’ye yönelik ilk iptal istemi reddedildi. |
| 08.12.2011 | AYM, E.2010/119, K.2011/165 | Velayet anneye verilse bile çocuğu babanın soyadına bağlayan 2525 sayılı Kanun hükmü iptal edildi. |
| 19.12.2013 | AYM, Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187 | TMK m.187 yerine temel hak sözleşmelerinin uygulanmaması, manevi varlığın korunması hakkını ihlal eder. |
| 06.03.2014 | AYM, Gülsim Genç, B. No: 2013/4439 | Evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanma hakkına ilişkin ihlal çizgisi sürdürüldü. |
| 16.04.2015 | AYM, Neşe Aslanbay Akbıyık, B. No: 2014/5836 | Uluslararası sözleşmelerin önceliği ve kanunilik ölçütü tekrarlandı. |
| 25.06.2015 | AYM, Hayriye Özdemir, B. No: 2013/3434 | Çocuğun soyadını değiştirme talebinin mutlak reddinin belirsiz kanuni temele dayandığı ve aile hayatını ihlal ettiği belirlendi. |
| 30.09.2015 | Yargıtay HGK, E.2014/2-889, K.2015/2011 | Evli kadın yalnız evlenmeden önceki soyadını kullanabilir. |
| 11.11.2015 | AYM, Gülbu Özgüler ve Nurcan Yolcu | Annenin çocuğun soyadını değiştirme talebini hiçbir koşulda dinlemeyen yaklaşım, aile hayatıyla bağlantılı ayrımcılık yasağını ihlal eder. |
| 12.11.2018 | Yargıtay 2. HD, E.2017/1097, K.2018/12772 | Velayeti annede olan çocuğun soyadı, üstün yarar varsa annenin soyadıyla değiştirilebilir. |
| 22.02.2023 | AYM, E.2022/155, K.2023/38 | TMK m.187 cinsiyet eşitliğine aykırı bulunarak iptal edildi. |
| 28.01.2024 | İptal hükmünün yürürlüğü | Evli kadının kocasının soyadını almasını zorunlu tutan kanun hükmü yürürlükten kalktı. |
| 14.07.2026 | Güncel durum | Yeni kanuni düzenleme bulunmamakta; nüfus idaresi Yönetmelik m.24’e dayalı uygulamayı sürdürebilmekte ve yargısal başvuru ihtiyacı devam etmektedir. |
Uygulamada en sık yapılan hatalar
İptal kararını otomatik nüfus değişikliği sanmak: TMK m.187’nin iptali temel hakkın kanuni engelini kaldırmıştır; ancak idarenin kaydı kendiliğinden değiştirdiği söylenemez. Yazılı başvuru ve gerektiğinde yargı yolu gerekir.
Çocuğun soyadının velayetle birlikte otomatik değiştiğini düşünmek: Boşanma ve velayet kararı çocuğun soyadını kendiliğinden değiştirmez. Ayrı bir talep ve üstün yarar incelemesi gerekir.
Yalnız annenin mağduriyetini anlatmak: Davanın merkezinde annenin resmî işlemlerde yaşadığı güçlük değil, bu güçlüğün çocuğun aile hayatına, aidiyetine ve esenliğine etkisi bulunmalıdır.
Nüfus müdürlüğünü davaya dâhil etmemek: Çocuğun soyadı değişikliği nüfus kaydını etkilediğinden ilgili nüfus müdürlüğünün yasal hasım olarak yer alması sağlanmalıdır.
Çocuğun görüşünü ihmal etmek: İdrak çağındaki çocuk dinlenmeden veya uzman aracılığıyla görüşü alınmadan verilen karar, çocuğun katılım hakkını ve üstün yarar incelemesini zayıflatır.
Soyadı değişikliğini babalık bağını kaldırma aracı gibi sunmak: Bu yaklaşım hukuken yanlıştır ve talebin çocuğun yararı yerine ebeveyn çatışmasına dayandığı izlenimini yaratabilir.
Soyut içtihat aktarımıyla yetinmek: AYM ve Yargıtay kararları başvuru hakkını güvence altına alır; fakat her dosyada çocuğun somut üstün yararını gösteren deliller ayrıca sunulmalıdır.
Pratik başvuru yol haritası
Evli kadının yalnız kendi soyadını kullanma talebinde şu sıra izlenebilir:
- Nüfus müdürlüğüne açık ve gerekçeli yazılı başvuru yapılması.
- Başvurunun evrak kayıt numarası ile yazılı cevabın saklanması.
- Ret veya işlemsizlik hâlinde, talebin niteliğine göre aile mahkemesinde kişisel durum davası ve/veya idari ret işlemine karşı idari yargı yolunun somut olay özelinde değerlendirilmesi.
- Dilekçede AYM E.2022/155, K.2023/38; Yargıtay HGK E.2014/2-889, K.2015/2011; AİHM Ünal Tekeli/Türkiye ve Anayasa m.10, 20, 90, 153 hükümlerine dayanılması.
- Kesinleşen kararın nüfusa işlenmesi ve kimlik ile diğer kayıtların güncellenmesi.
Velayeti annede olan çocuğun soyadı talebinde ise şu hazırlık önem taşır:
- Kesinleşmiş boşanma ve velayet kararının temini.
- Çocuğun üstün yararını gösteren somut olayların tarih ve belgeleriyle belirlenmesi.
- Çocuğun yaşı uygunsa görüşünün alınmasına ve sosyal inceleme yapılmasına yönelik talebin hazırlanması.
- Davanın baba ile ilgili nüfus müdürlüğüne yöneltilmesi.
- TMK m.27, 321, 335 ve 336; Anayasa m.10, 20 ve 41; AYM ve Yargıtay’ın güncel içtihatlarına dayanılması.
- Talebin babayı cezalandırmaya değil, çocuğun kimlik, aidiyet ve günlük yaşam yararına yöneldiğinin somutlaştırılması.
Sonuç
Kadının ve çocuğun soyadı meselesi, aile içinde erkeği doğal ve zorunlu merkez kabul eden eski hukuk anlayışıyla eşitlik ve kişisel özerklik temelli çağdaş yaklaşım arasındaki dönüşümün en görünür alanlarından biridir. AİHM’in Ünal Tekeli kararı, AYM’nin Sevim Akat Eşki, Gülsim Genç ve Neşe Aslanbay Akbıyık kararları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015 içtihadı ve nihayet AYM’nin E.2022/155, K.2023/38 sayılı iptal kararı, evli kadının kendi soyadını kullanmasının bir ayrıcalık değil kişilik ve eşitlik hakkı olduğunu ortaya koymuştur.
Ne var ki 28 Ocak 2024’ten beri TMK m.187’nin yerine yeni bir düzenleme yapılmamış, buna karşılık nüfus idaresi kanuni dayanağı tartışmalı Yönetmelik hükmünü uygulamayı sürdürmüştür. Bu sebeple evli kadının hakkı anayasal düzeyde açık olsa da nüfus kaydının düzeltilmesi bakımından yazılı idari başvuru ve gerektiğinde dava yolu hâlen önem taşımaktadır.
Çocuğun soyadı bakımından da benzer biçimde mutlak baba üstünlüğü terk edilmiştir. Velayet hakkına sahip annenin talebi sırf cinsiyeti nedeniyle reddedilemez. Ancak çözüm, çocuğun soyadını velayetle birlikte otomatik biçimde anneye bağlamak da değildir. Her dosyada çocuğun görüşü, fiilî aile hayatı, sosyal ve psikolojik bağları, kimlik istikrarı ve günlük yaşamda karşılaştığı güçlükler değerlendirilmelidir. Çocuğun soyadı, anne ile baba arasındaki çekişmenin aracı değil; çocuğun kişiliğinin bir parçasıdır. Bu nedenle verilecek kararın nihai ve belirleyici ölçütü ebeveynlerin isteği değil, çocuğun somut üstün yararıdır.
Başlıca kararlar ve kaynaklar
- AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, B. No: 29865/96, 16.11.2004.
- AYM, E.2010/119, K.2011/165, 08.12.2011.
- AYM, Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19.12.2013.
- AYM, Gülsim Genç, B. No: 2013/4439, 06.03.2014.
- AYM, Neşe Aslanbay Akbıyık, B. No: 2014/5836, 16.04.2015.
- AYM, Hayriye Özdemir, B. No: 2013/3434, 25.06.2015.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2014/2-889, K.2015/2011, 30.09.2015.
- AYM, Gülbu Özgüler, B. No: 2013/7979 ve Nurcan Yolcu, B. No: 2013/9880, 11.11.2015.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2017/1097, K.2018/12772, 12.11.2018.
- AYM, E.2022/155, K.2023/38, 22.02.2023; RG 28.04.2023, S.32174.
- Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, B. No: 2024/1611, K. No: 2024/1212, 03.12.2024.
Bu çalışma genel hukuki bilgilendirme amacı taşır. Görevli yargı yolu, süreler, taraf teşkili ve delil stratejisi somut olayın özelliklerine ve karar tarihindeki güncel uygulamaya göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay bakımından hukuki görüş veya taahhüt niteliğinde değildir.