Ceza Hukuku

KARŞI VEKÂLET ÜCRETİ: AVUKATIN EMEĞİ İLE MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI ARASINDAKİ ANAYASAL DENGE

Akdi ücret, kanuni vekâlet ücreti, kısmi kabul-ret, manevi tazminat, ceza yargılaması ve kamulaştırma davaları bakımından güncel ve uygulamalı inceleme

Av. Ali Armağan Kılıç

Akdi ücret, kanuni vekâlet ücreti, kısmi kabul-ret, manevi tazminat, ceza yargılaması ve kamulaştırma davaları bakımından güncel ve uygulamalı inceleme

Bir davanın sonunda hükmedilen vekâlet ücreti, çoğu zaman hüküm fıkrasındaki son birkaç satırdan ibaret görülür. Oysa bu kalem; avukatın emeğinin ekonomik karşılığı, tarafların yargılama giderlerinden sorumluluğu, müvekkil ile avukat arasındaki ücret ilişkisi, mülkiyet hakkı ve mahkemeye erişim hakkı gibi birbirinden farklı hukuk alanlarının kesiştiği bir noktadır. Yanlış hesaplanan, hiç hükmedilmeyen veya uyuşmazlığın niteliğine göre ölçüsüz kalan bir vekâlet ücreti, kararın tali bir hatası olmaktan çıkıp adil yargılanma hakkı ya da mülkiyet hakkı ihlaline dönüşebilir.

Bu nedenle karşı vekâlet ücretine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme üç ayrı soruya cevap vermelidir: Ücret hangi hukuki ilişkiden doğmaktadır? Hangi tarafa ve hangi miktarda yükletilmelidir? Somut olayda ortaya çıkan mali sonuç, hak arama özgürlüğü bakımından ölçülü müdür? Bu üç sorudan yalnızca birine odaklanan yaklaşım eksik kalır.

AVUKATLIK ÜCRETİ TEK BİR ÜCRETTEN İBARET DEĞİLDİR

Uygulamada “vekâlet ücreti” denildiğinde iki farklı alacak çoğu kez birbirine karıştırılmaktadır. Bunlardan ilki, avukat ile iş sahibi arasındaki sözleşmeden doğan akdi avukatlık ücreti; ikincisi ise mahkeme kararında karşı tarafa yükletilen kanuni veya karşı vekâlet ücretidir.

Akdi ücret, avukatın üstlendiği hukuki yardım karşılığında müvekkilin ödemeyi taahhüt ettiği bedeldir. Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesine göre avukatlık ücreti, hukuki yardımın karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder. Para ile ölçülebilen işlerde dava veya hükmolunacak şeyin değerinin yüzde yirmi beşini aşmamak üzere nispi ücret kararlaştırılabilir. Ücret sözleşmesi, dava konusu para dışındaki mal veya hakkın bir bölümünün aynen avukata ait olacağı sonucunu doğuramaz ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin altında ücret belirlenemez.

Karşı vekâlet ücreti ise tarafların ücret sözleşmesinden değil, kanun ve tarife hükümlerinden doğar. HMK’nın 323. maddesinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış; 326. maddede kural olarak bu giderlerin aleyhine hüküm verilen tarafa yükletileceği düzenlenmiştir. Bu ücretin varlığı ve miktarı, müvekkilin avukatıyla kararlaştırdığı bedelden bağımsızdır.

Bu ayrımın en önemli sonucu şudur: Davayı kazanan kişinin, kendi avukatına ödediği akdi ücretin tamamını karşı taraftan geri alacağı söylenemez. Mahkemenin hükmedeceği miktar tarifeye göre belirlenir. Akdi ücret ile karşı vekâlet ücreti birbirinden bağımsız iki hukuki temele dayanır. Karşı vekâlet ücretinin akdi ücretten mahsup edilip edilmeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmenin açık düzenlemesine göre belirlenmelidir.

HÜKÜM TARAF LEHİNE KURULUR, ÜCRET AVUKATA AİTTİR

Karşı vekâlet ücretinin aidiyeti, sistemin ilk bakışta çelişkili görünen yönlerinden biridir. HMK’nın 330. maddesi, vekâlet ücretinin “taraf lehine” hükmedileceğini söyler. Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin beşinci fıkrası ise dava sonunda tarifeye dayanılarak karşı tarafa yükletilen vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu, bu ücretin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceğini ve haczedilemeyeceğini düzenler.

Burada iki ayrı düzlem vardır. Usul hukuku bakımından hüküm, davanın tarafları hakkında kurulur; avukat davanın tarafı değildir. Bu nedenle ilamda ücret taraf lehine yazılır. Avukat ile müvekkil arasındaki iç ilişki bakımından ise kanuni vekâlet ücretinin aidiyeti avukata bırakılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 10 Nisan 2019 tarihli E.2017/154, K.2019/18 sayılı kararında bu düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Mahkeme, karşı vekâlet ücretinin davayı takip eden avukata ait olmasını öngören kuralın, avukat ile müvekkil arasındaki ilişkide sonuç doğurduğunu; HMK gereğince ücretin taraf lehine hükmedilmesiyle çelişmediğini belirtmiştir. Çoğunluk görüşüne göre kural emredici değil, tamamlayıcı niteliktedir. Taraflar ücret sözleşmesini düzenlerken karşı vekâlet ücretinin kararlaştırılan akdi ücretin içinde olup olmadığını açıkça belirleyebilir.

Bu kararın pratik sonucu, ücret sözleşmesinin sessiz bırakılmamasıdır. Sözleşmede en azından şu hususlar açıkça gösterilmelidir:

  • Karşı vekâlet ücretinin akdi ücrete ek olarak mı avukata ait olacağı,
  • Tahsilatın kim tarafından ve hangi yetkiyle yapılacağı,
  • Sulh, feragat, kabul veya takipsiz bırakma hâlinde ücretin nasıl belirleneceği,
  • Birden çok avukatın görev aldığı dosyada ücret paylaşımının ne şekilde yapılacağı.

Tarife uyarınca aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması karşı tarafa birden fazla ücret yükletilmesine yol açmaz. Avukatlar arasındaki paylaşım, karşı tarafın sorumluluğunu değil iç ilişkiyi ilgilendirir.

KARŞI VEKÂLET ÜCRETİ NEDEN YARGILAMA GİDERİDİR?

Karşı vekâlet ücretinin yargılama gideri sayılması, yalnız hesaplama tekniği değildir. Bu nitelendirme mahkemeye, ücret hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verme yükümlülüğü getirir. HMK’nın 332. maddesine göre yargılama giderlerine resen hükmedilir; giderin tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yüklendiği ile dökümü hüküm altında gösterilir. Ceza muhakemesinde de CMK’nın 324. maddesi, tarifeye göre ödenmesi gereken avukatlık ücretlerini yargılama giderleri arasında sayar ve hükümde giderlerin kimlere yükletileceğinin gösterilmesini zorunlu kılar.

Bu sebeple tarafın dilekçesinde “vekâlet ücretine hükmedilmesi” talebini yazmamış olması, kural olarak mahkemenin bu konuda karar verme ödevini ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte uygulamada talebin açıkça yazılması; kısmi kabul, birden fazla talep, ihtiyari dava arkadaşlığı, birleşen dosya veya özel tarife hükmü bulunan uyuşmazlıklarda hesap yönteminin ayrıca gösterilmesi isabetlidir.

Vekâlet ücretinin hüküm fıkrasında hiç ele alınmaması ile yanlış hesaplanması da birbirinden ayrılmalıdır. Hiç karar verilmemişse hukuk yargılamasında HMK’nın 305/A maddesindeki hükmün tamamlanması yolu, tebliğden itibaren bir aylık süresi içinde değerlendirilmelidir. Yanlış miktara veya yanlış tarife hükmüne dayanan bir karar ise kararın niteliği ve parasal kesinlik sınırları gözetilerek istinaf ya da temyiz sebebi yapılmalıdır. Ceza ve kabahatler yargılamasında ise kararın tabi olduğu olağan kanun yolu süresi içinde gider ve vekâlet ücreti yönünden açık itiraz kurulmalıdır.

HANGİ TARİFE UYGULANIR?

Avukatlık ücretinin belirlenmesinde dava tarihindeki değil, hukuki yardımın tamamlandığı veya hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan tarife uygulanır. 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 4 Kasım 2025 tarihli ve 33067 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tarifenin 21. maddesi bu zaman bakımından uygulama kuralını açıkça düzenler. İstinaf veya temyiz bozmasından sonra yeniden hüküm kurulması hâlinde de yeni hüküm tarihindeki tarife esas alınır.

Güncel tarifede sık karşılaşılan bazı maktu tutarlar şöyledir:

Hukuki yardım veya yargı yeri2025-2026 AAÜT tutarı
Sulh hukuk mahkemesinde takip edilen dava30.000 TL
Asliye mahkemesinde takip edilen dava45.000 TL
Tüketici mahkemesinde takip edilen dava22.500 TL
Sulh ceza hâkimliği ve infaz hâkimliğinde takip edilen iş18.000 TL
Ağır ceza ve çocuk ağır ceza mahkemesinde takip edilen dava65.000 TL
İdare ve vergi mahkemesinde duruşmasız dava30.000 TL
İdare ve vergi mahkemesinde duruşmalı dava40.000 TL

Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde tarifenin üçüncü kısmındaki nispi dilimler uygulanır. Güncel tarifede ilk 600.000 TL için yüzde 16, sonraki 600.000 TL için yüzde 15, sonraki 1.200.000 TL için yüzde 14, sonraki 1.200.000 TL için yüzde 13 oranı öngörülmüştür; izleyen dilimlerde oran kademeli olarak düşer.

Ancak nispi hesabın yapılması tek başına yeterli değildir. Tarifedeki maktu alt sınır, kabul veya reddedilen miktarı aşmama kuralı ve uyuşmazlık türüne özgü sınırlamalar birlikte uygulanmalıdır. Tarifenin 3. maddesi, yargı yerince karşı tarafa yükletilecek ücretin tarifedeki miktardan az ve üç katından fazla olamayacağını; miktar belirlenirken avukatın emeği ve çabası, işin önemi ve niteliği ile davanın süresinin dikkate alınacağını düzenlemektedir. Bu hüküm, üç kat ücretin otomatik olduğu anlamına gelmez; somut ve gerekçeli bir değerlendirme gerektirir.

KISMİ KABUL VE KISMİ RETTE HESAP NASIL YAPILIR?

Genel kural, tarafların haklılık oranına göre yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasıdır. Para alacağına ilişkin bir dava kısmen kabul edildiğinde davacı vekili lehine kabul edilen miktar, davalı vekili lehine ise reddedilen miktar üzerinden ücret hesaplanır. Fakat güncel tarife iki önemli fren mekanizması içerir.

Birincisi, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. Örneğin reddedilen bölüm 20.000 TL ise, mahkeme maktu alt sınırı gerekçe göstererek 20.000 TL’den fazla karşı vekâlet ücretine hükmedemez.

İkincisi, maddi tazminat istemli davanın kısmen reddinde davalı vekili lehine hesaplanacak ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. Bu düzenleme, tazminat miktarının dava açılırken kesin olarak bilinememesi nedeniyle haklı bulunan davacının, kazandığı tutardan çok daha yüksek bir karşı ücret riskiyle karşılaşmasını önlemeyi amaçlar.

Örneğin asliye hukuk mahkemesinde açılan 2.000.000 TL maddi tazminat davasında 400.000 TL’nin kabul edildiğini varsayalım. Davacı lehine kabul edilen 400.000 TL üzerinden yüzde 16 hesabıyla 64.000 TL ücret doğar. Reddedilen 1.600.000 TL için normal dilim hesabı çok daha yüksek bir rakama ulaşsa da Tarife’nin 13/3. maddesi gereğince davalı lehine hükmedilecek ücret 64.000 TL’yi aşamaz. Böylece davacının haklı çıktığı bölüm, karşı ücretle etkisiz hâle getirilmez.

Bu sınırlama bütün alacak davaları için değil, açıkça maddi tazminat istemli davalar için öngörülmüştür. Genel alacak, itirazın iptali, menfi tespit veya ticari uyuşmazlıklarda özel düzenleme bulunmadıkça kabul-ret oranı ve tarifenin genel hükümleri uygulanır.

MANEVİ TAZMİNAT DAVALARINDA 14 ARALIK 2025’TEN SONRA YENİ DÖNEM

Manevi tazminat miktarı, maddi zarar gibi önceden kesin bir hesaplamaya elverişli değildir. İhlalin ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, olayın etkisi ve hakkaniyet değerlendirmesi sonucunda hâkim tarafından belirlenir. Bu nedenle davacının talep ettiği miktarın bir bölümü kabul edildiğinde, reddedilen bölüm yönünden davacıyı sıradan bir para alacağı davasındaki gibi “haksız taraf” saymak uzun süredir tartışma konusu olmuştur.

Anayasa Mahkemesi 25 Aralık 2024 tarihli E.2024/29, K.2024/226 sayılı kararıyla HMK’nın 326. maddesinin ikinci fıkrasındaki kısmi haklılık kuralını manevi tazminat davaları yönünden iptal etmiştir. Mahkeme, manevi tazminat tutarının belirlenmesine ilişkin objektif bir hesap yönteminin bulunmadığını, davacının hükmedilecek miktarı öngörmesinin beklenemeyeceğini ve kısmen kabul hâlinde davacıya gider yüklenmesinin mahkemeye erişim hakkını sınırladığını değerlendirmiştir. İptal hükmü Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra, 14 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu kararın gereği olarak AAÜT’nin 10. maddesinin, kısmi ret hâlinde davalı lehine hükmedilecek ücreti davacı lehine belirlenen ücretle sınırlayan ikinci fıkrası da 8 Ocak 2026 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Fıkranın kaldırılması, manevi tazminatın kısmen reddedilen bölümü için sınırsız ücret doğduğu anlamına gelmez. Tam tersine, kısmi ret nedeniyle gider yüklenmesinin kanuni dayanağı ortadan kalktığı için bu sınırlama hükmüne ihtiyaç kalmamıştır.

Bugünkü sistemde ayrım şöyledir:

  • Manevi tazminat davası kısmen kabul edilirse, reddedilen bölüm nedeniyle davacı aleyhine karşı vekâlet ücretine hükmedilmemelidir.
  • Manevi tazminat davası tamamen reddedilirse, HMK’nın 326/1. maddesi ve AAÜT’nin 10/3. maddesi uyarınca davalı lehine, davanın görüldüğü mahkemeye göre maktu vekâlet ücretine hükmedilir.
  • Manevi tazminat talebi maddi tazminat veya başka parasal taleplerle birlikte ileri sürülmüşse her talep kalemi kendi özel kuralına göre ayrı değerlendirilir.

14 Aralık 2025’ten sonra verilen kararlarda kısmen reddedilen manevi tazminat nedeniyle davacı aleyhine ücret yazılması, yalnız tarife hesabı hatası değil, iptal kararıyla ortadan kalkmış bir kanuni dayanağın uygulanması sorunudur. Bu husus istinaf ve temyiz dilekçesinde açıkça HMK 326/2’nin manevi tazminat yönünden iptal edilmiş olması ve AAÜT 10/2’nin yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte ileri sürülmelidir.

LEHE ÜCRETE HİÇ HÜKMEDİLMEMESİ ADİL YARGILANMA HAKKINI İHLAL EDEBİLİR

Anayasa Mahkemesinin Burak Günay başvurusu, karşı vekâlet ücretinin “tali” görülmesinin neden hatalı olduğunu açık biçimde göstermektedir. Başvurucuya hamiline çek düzenlenmesine ilişkin 300 TL idari para cezası verilmiş; sulh ceza mahkemesi itirazı kabul ederek yaptırım kararını kaldırmış, ancak vekille temsil edilen başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmetmemiştir.

AYM, CMK’da vekâlet ücretinin yargılama gideri sayıldığını, Kabahatler Kanunu’nun 31. maddesinde kanun yoluna başvuru nedeniyle doğan masraf ve vekâlet ücretinin başvurusu veya savunması reddedilen tarafa yükletildiğini ve yerleşik içtihatların haklı çıkan taraf lehine ücret verilmesini zorunlu gördüğünü tespit etmiştir. Mahkeme, bu açık normatif çerçeve karşısında ücret verilmemesini mevzuatın lafzı ve amacıyla açıkça bağdaşmaz bulmuş ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Aynı yöndeki Burak Günay (2) kararında da adil yargılanma hakkı ihlali sonucuna ulaşılmıştır.

Bu karar, her ücret uyuşmazlığının doğrudan bireysel başvuru konusu olacağı anlamına gelmez. AYM bir “dördüncü derece mahkemesi” değildir. Basit hesap veya yorum farklılıkları kural olarak kanun yolu şikâyetidir. Anayasal eşik, ücret verilmesini gerektiren açık kanun ve yerleşik uygulamaya rağmen hiçbir gerekçe gösterilmeden ücretin yok sayılması; başka bir ifadeyle açık ve bariz takdir hatasıdır.

Güncel AAÜT’nin 14/5. maddesi, sulh ceza hâkimliklerinde görülen tekzip, içerikten çıkarma ve idari para cezasına itiraz gibi başvuruların kabulü, reddi veya itiraz üzerine kararın kaldırılması hâlinde ücret verilmesini açıkça düzenlemektedir. Ancak idari para cezası, tarifedeki maktu ücretin altında ise hükmedilecek ücret ceza miktarını geçemez. Böylece hem vekille temsilin karşılığı korunmakta hem de düşük miktarlı yaptırımda ölçüsüz bir mali sonuç önlenmektedir.

YÜKSEK KARŞI VEKÂLET ÜCRETİ NE ZAMAN MAHKEMEYE ERİŞİMİ İHLAL EDER?

Kaybeden tarafa vekâlet ücreti yüklenmesi tek başına Anayasa’ya aykırı değildir. Bu sistem, dayanaksız veya abartılı talepleri sınırlandırma, karşı tarafın hukuki temsil giderini kısmen karşılama ve yargının gereksiz iş yükünü azaltma gibi meşru amaçlara hizmet eder. Anayasal sorun, ücretin somut olayda kişiyi dava açtığına pişman edecek, kazandığı hakkı önemli ölçüde geri alacak veya mahkemeye başvuruyu anlamsızlaştıracak düzeye ulaşmasıyla doğar.

AYM’nin özellikle eski Askeri Yüksek İdare Mahkemesi dönemindeki tazminat davalarına ilişkin kararları, ölçülülük testinin unsurlarını somutlaştırmıştır. O dönemde davacıların talep miktarını sonradan ıslah etme imkânı bulunmadığı için zarar kesinleşmeden yüksek talepte bulunmaları zorunlu olabiliyor; dava kısmen kabul edilse bile reddedilen bölüm üzerinden yüksek nispi ücret çıkıyordu.

Kararlardaki bazı çarpıcı örnekler şöyledir:

KararSomut mali sonuçAYM’nin belirleyici değerlendirmesi
Muhammed Gökhan Özmen, B. No: 2013/7872, 20.05.201518.501 TL tazminat ve 2.300 TL lehe ücrete karşı 7.650 TL aleyhe ücret; kazanımın yaklaşık %37’siIslah imkânı yokken yüksek talebin zorunlu olması ve kazanımın önemli bölümünün geri alınması ölçüsüzdür.
Altuğ Duran, B. No: 2013/7876, 24.06.20159.761 TL tazminat ve 1.251,32 TL lehe ücrete karşı 8.349,12 TL aleyhe ücret; toplam kazanımın yaklaşık %75’iKarşı ücret, kabul edilen hakkı büyük ölçüde etkisizleştirmiştir.
Oğuzhan Kozacıoğlu, B. No: 2013/4513, 24.06.2015Tam reddedilen 150.000 TL’lik talep için 9.150 TL ücretDava açılırken ıslah imkânının bulunmaması ve sonradan yürürlüğe giren düzenlemenin etkisi birlikte değerlendirilmiştir.
Nevriye Sağır ve Salim Sağır, B. No: 2014/6129, 20.05.2015600.000 TL’lik talebin reddi nedeniyle 33.290 TL ücretTazminatın önceden kesin belirlenememesi ve ıslah imkânsızlığı karşısında mali külfet ölçüsüzdür.

Bu içtihatlardan çıkarılacak sonuç, “yüksek ücret varsa ihlal vardır” şeklinde mekanik bir formül değildir. AYM şu unsurları birlikte değerlendirir:

  • Talep miktarı dava açılırken objektif olarak belirlenebilir mi?
  • Davacının belirsizliği gidermek için belirsiz alacak, kısmi dava, talep artırımı veya ıslah imkânı var mıydı?
  • Ücret kuralı dava açıldıktan sonra mı yürürlüğe girdi ve sonuç öngörülebilir miydi?
  • Talep açıkça abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun muydu?
  • Davacının ya da davalının gereksiz gider doğuran bir davranışı var mıydı?
  • Aleyhe ücret, hükmedilen alacağın veya tazminatın ne kadarını fiilen ortadan kaldırdı?
  • Uyuşmazlığın konusu yaşam, beden bütünlüğü, mülkiyet veya kişilik hakkı gibi ayrıca güçlü anayasal koruma altında mıydı?

Bugün belirsiz alacak davası, talep artırım ve ıslah imkânlarının daha geniş olması, eski AYİM kararlarının her dosyaya aynen taşınmasını engeller. Ancak bu kararların ortaya koyduğu temel ilke güncelliğini korur: Vekâlet ücreti, hak aramayı düzenleyen meşru bir yargılama gideri olabilir; fakat kazanılmış hakkı anlamsızlaştıran bir yaptırıma dönüşemez.

KAMULAŞTIRMADA İDARE LEHİNE ÜCRET OTOMATİK DEĞİLDİR

Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davaları, klasik davacı-davalı ve kazanan-kaybeden şemasına tam olarak uymaz. Taşınmaz maliki kendi iradesiyle uyuşmazlık çıkarmamış; idare mülkiyet hakkına müdahale ederek taşınmazı edinmek istemiştir. Malik, idarenin satın alma aşamasında önerdiği bedeli kabul etmediğinde doğru bedelin yargısal tespiti için dava açılması zorunlu hâle gelir.

AYM’nin Sadettin Ekiz kararında idare satın alma aşamasında 5.674,76 TL teklif etmiş, yargılama sonunda taşınmazın kamulaştırma bedeli 10.219,58 TL olarak belirlenmiştir. Buna rağmen malik, kamulaştırmayı yapan idare lehine 1.500 TL vekâlet ücreti ödemek zorunda bırakılmış; bu tutar belirlenen bedelin yaklaşık yüzde 15’ine ulaşmıştır.

AYM, mahkemenin belirlediği bedelin idarenin teklifinin yaklaşık iki katı olmasını, malikin yargılamaya sebebiyet vermediğinin ve bedelin gerçek değere yükselmesini sağlamakta haklı olduğunun göstergesi kabul etmiştir. Malikin aşırı talepte bulunduğu veya karşı tarafa gereksiz masraf yaptırdığı da ortaya konulamamıştır. Bir yandan mülkiyetinden yoksun bırakılan kişiye kamulaştırma bedeli verilip diğer yandan bu bedelin önemli bir bölümünün idare lehine vekâlet ücreti olarak geri alınması, malik üzerinde aşırı külfet doğurmuştur. Sonuçta mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu karar, kamulaştırma davalarında idare lehine hiçbir durumda ücret verilemeyeceği şeklinde okunmamalıdır. AYM, mahkemece belirlenen bedelin idarenin teklifinden daha düşük çıkması veya malikin davranışının gereksiz masrafa yol açması hâlinde farklı sonuca ulaşılabileceğini açık bırakmıştır. Ancak her durumda ücretin kamulaştırma bedelini önemli ölçüde azaltmaması gerekir. Düşük bedelli taşınmazlarda maktu ücretin bedelin büyük bölümünü tüketmesi özellikle dikkatle incelenmelidir.

Kamulaştırma dosyasında itiraz kurulurken yalnız “2942 sayılı Kanun’a göre giderler idareye aittir” demekle yetinilmemeli; teklif edilen bedel, hükmedilen bedel, ücretin bedel içindeki yüzdesi, dava açılmasına kimin sebebiyet verdiği ve malikin yargılama davranışı ayrı ayrı gösterilmelidir.

CEZA DAVALARI VE KABAHATLERDE VEKÂLET ÜCRETİ

Ceza yargılamasında karşı vekâlet ücreti, özel tarife hükümlerine tabidir. Güncel AAÜT’ye göre:

  • Kamu davasına katılma sonrasında mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilirse, vekille temsil edilen katılan lehine sanığa yükletilmek üzere maktu ücret belirlenir.
  • Beraat eden ve vekil ya da müdafi ile temsil edilen sanık lehine Hazine aleyhine maktu ücret hükmedilir. Müdafi CMK gereğince görevlendirilmişse kovuşturma için Hazineden alınan ücret mahsup edilir.
  • Yalnız para cezasına hükmedilen özel ceza davalarında vekâlet ücreti para cezası tutarını geçemez.
  • Sulh ceza hâkimliğindeki idari para cezası itirazlarında başvurunun kabulü, reddi veya itiraz üzerine kararın kaldırılması ücret sonucunu doğurur; ancak düşük miktarlı cezada ücret ceza tutarıyla sınırlıdır.

Ceza kararında beraat veya mahkûmiyet sonucunun yanı sıra katılma kararı, temsil biçimi, görevlendirilmiş müdafi/vekil için daha önce yapılan ödeme ve her sanık ya da katılan yönünden sonucun ayrı ayrı denetlenmesi gerekir. Özellikle birden çok sanık veya suç bulunan dosyalarda tek hukuki yardım mı, ayrı sonuç doğuran bağımsız temsil ilişkileri mi bulunduğu hüküm fıkrasında açıklanmalıdır.

KARŞI VEKÂLET ÜCRETİ KURAL OLARAK ANAYASA’YA AYKIRI DEĞİLDİR

Anayasa Mahkemesi içtihadının iki yönü birlikte okunmalıdır. Bir tarafta lehe ücretin açık mevzuata rağmen hiç verilmemesi nedeniyle ihlal kararları; diğer tarafta ölçüsüz aleyhe ücret nedeniyle mahkemeye erişim veya mülkiyet hakkı ihlalleri vardır. Fakat bu kararlar, karşı vekâlet ücreti kurumunun kendisini hukuka aykırı hâle getirmez.

AYM’nin E.2017/154, K.2019/18 sayılı norm denetimi kararında Avukatlık Kanunu’nun karşı vekâlet ücretini avukata ait kılan hükmü Anayasa’ya uygun bulunmuştur. Bireysel başvuru kararlarında da kaybeden tarafa ücret yüklenmesinin tek başına ihlal olmadığı sürekli vurgulanır. Meşru amaç ile tarafın üstlendiği külfet arasında makul denge kurulması yeterlidir.

Dolayısıyla anayasal itiraz şu şekilde kurulmalıdır: “Karşı vekâlet ücreti alınamaz” şeklindeki soyut bir iddia yerine, somut hesap ve uyuşmazlığın özellikleri ortaya konulmalıdır. Hangi tutarın hangi normla hesaplandığı, ücretin kabul edilen hakka oranı, talebin neden önceden belirlenemediği, daha hafif bir aracın bulunup bulunmadığı ve tarafın kötü niyetli davranışının olmadığı açıklanmalıdır.

UYGULAMADA HÜKÜM FIKRASI NASIL DENETLENMELİDİR?

Karar tebliğ edildiğinde vekâlet ücreti yönünden şu sıra izlenebilir:

  1. Uygulanacak tarife tarihi belirlenmelidir. Hüküm tarihinde yürürlükte olan tarife ve varsa karar tarihinden önce yürürlüğe giren değişiklik kontrol edilmelidir.
  2. Talep kalemleri ayrıştırılmalıdır. Maddi tazminat, manevi tazminat, nafaka, kira farkı, para ile ölçülemeyen istem ve birleşen dava aynı hesap içinde eritilmemelidir.
  3. Kabul ve ret tutarları netleştirilmelidir. Faiz, fer’î alacak, harçlandırılan değer ve hükmedilen asıl alacak birbirine karıştırılmamalıdır.
  4. Maktu alt sınır ve üst sınırlar uygulanmalıdır. Ücretin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği; maddi tazminatta davalı lehine ücretin davacı lehine ücreti aşamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.
  5. Özel dava türü kontrol edilmelidir. Manevi tazminat, nafaka, tüketici hakem heyeti itirazı, sigorta tahkimi, ceza, idari para cezası, kamulaştırma ve icra işleri için genel hesaptan ayrılan hükümler vardır.
  6. Aidiyet ile hükmün kimin lehine kurulduğu ayrılmalıdır. İlam taraf lehine kurulur; avukatın aidiyet hakkı Avukatlık Kanunu’ndan doğar.
  7. Eksiklik için doğru kanun yolu seçilmelidir. Hiç hüküm kurulmaması, yanlış miktar, yanlış kişiye yükleme ve gerekçesiz üç kat uygulaması aynı hata değildir. Tamamlama, istinaf, temyiz veya itiraz süresi dosyanın usulüne göre ayrı değerlendirilmelidir.
  8. Ölçülülük somutlaştırılmalıdır. Anayasal itirazda ücretin miktarı tek başına yazılmamalı; hükmedilen hakka oranı ve davanın ekonomik sonucu tablo hâlinde gösterilmelidir.

SONUÇ

Karşı vekâlet ücreti, ne yalnızca avukata tanınmış bir ayrıcalık ne de kaybeden tarafa verilen bir ceza olarak görülebilir. Kurumun meşruiyeti, avukatın emeğinin korunması ile kişilerin mahkemeye erişim hakkı arasında kurduğu dengeye bağlıdır.

Haklı çıkan ve vekille temsil edilen taraf lehine açık mevzuata rağmen hiç ücret verilmemesi, hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal edebilir. Buna karşılık ücretin talep ve dava türünün özellikleri dikkate alınmadan mekanik biçimde hesaplanması; kazanılan tazminatın önemli bölümünü geri alması, kamulaştırma bedelini eritmesi veya öngörülemez bir mali risk yaratması da mahkemeye erişim ve mülkiyet haklarını zedeleyebilir.

Güncel hukukta özellikle üç nokta belirleyicidir. Birincisi, akdi ücret ile karşı vekâlet ücreti birbirinden ayrılmalı ve ücret sözleşmesi karşı ücretin akıbetini açıkça düzenlemelidir. İkincisi, kısmi kabul-ret hesabında tarifenin “kabul veya reddedilen miktarı aşmama” ve maddi tazminata özgü eşitleme sınırları uygulanmalıdır. Üçüncüsü, 14 Aralık 2025’ten sonra kısmen kabul edilen manevi tazminat davasında reddedilen bölüm için davacı aleyhine karşı vekâlet ücretine hükmedilmemelidir.

Doğru yaklaşım, hüküm fıkrasındaki rakamı tarifeye yerleştirmekten ibaret değildir. Ücretin hukuki kaynağı, aidiyeti, hesap yöntemi, uyuşmazlığın niteliği ve ortaya çıkardığı gerçek ekonomik sonuç birlikte değerlendirilmelidir. Ancak bu bütüncül denetim, avukatın emeğini korurken hak arama özgürlüğünün özünü de güvence altında tutabilir.

KAYNAKÇA VE KARAR DİZİNİ

  • 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, m. 163-169.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 305/A, 323, 326, 330 ve 332.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 324-327.
  • 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, m. 31.
  • 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, 4 Kasım 2025 tarihli ve 33067 sayılı Resmî Gazete; 8 Ocak 2026 tarihli değişiklik.
  • AYM, E.2017/154, K.2019/18, 10.04.2019.
  • AYM, E.2024/29, K.2024/226, 25.12.2024.
  • AYM, Burak Günay, B. No: 2013/6217, 26.02.2015.
  • AYM, Burak Günay (2), B. No: 2013/6218, 10.06.2015.
  • AYM, Muhammed Gökhan Özmen, B. No: 2013/7872, 20.05.2015.
  • AYM, Nevriye Sağır ve Salim Sağır, B. No: 2014/6129, 20.05.2015.
  • AYM, Oğuzhan Kozacıoğlu, B. No: 2013/4513, 24.06.2015.
  • AYM, Altuğ Duran, B. No: 2013/7876, 24.06.2015.
  • AYM, Sadettin Ekiz, B. No: 2016/9364, 09.05.2019.
Nacioğlu Kılıç Hukuk ve Danışmanlık